İTÜ’de ‘İlk’ler: Öncü Bilim İnsanları ile İstanbul Teknik Üniversitesi
- Hatice Yazıcı Şahinli
- 4 gün önce
- 21 dakikada okunur
252 yıllık köklü geçmişi ile bilim, teknoloji ve eğitim alanında öncü rol üstlenen; Türkiye’nin kalkınma, ilerleme ve modernleşme çabalarına büyük katkı yapan İTÜ, yalnız Türkiye için değil dünya için de değerli bir ‘miras’ı ifade ediyor. 252 yıl boyunca pek çok İTÜ mezun ve mensubunun kimi evrensel bilime ışık tutarak, kimi mesleki başarıları ve vizyoner yönetim anlayışlarıyla bu ‘miras’a katkıda bulundu. 93. sayımızda başladığımız “İTÜ’de ‘ilk’ler” yazı serimizin üçüncüsünde hem geçmişte iz bırakmış İTÜ’lülere hem günümüzdeki başarılarıyla övünç kaynağı olan mezun ve mensuplarımıza sayfalarımızı açtık.

Mimar Kemaleddin Bey (1870-1927)
Türkiye’de modern mimarlığın öncüsü
İstanbul’da doğan Kemaleddin Bey 1887 yılında “Hendese-i Mülkiye”de (günümüzde İTÜ) öğrenime başlamış, mühendislik derslerinden ziyade, Prof. Jachmund’un mimari derslerine ilgi duymuştur. 1891’de Hendese-i Mülkiye’den birincilikle mezun olmuş, 28 Mayıs 1891’de Prof. Jachmund’a yardımcı olmak üzere Hendese-i Mülkiye Fenn-i Mimari muallimliğine atanmıştır. Bu görevi sürdürürken, okul dışında özel bürosunu açarak ilk eserlerini tasarlamaya başlamıştır.
Padişahın buyruğu ile 1895 yılında eğitim için dört yıllığına Almanya’nın Berlin kentindeki ‘Charlottenburg Teknische Hochschule’ye (günümüzde Berlin Teknik Üniversitesi) gönderilen Kemaleddin Bey, bu okulda iki yıl mimarlık eğitimi görmüş, iki buçuk yıl da Berlin’deki mimarlık bürolarında çalışarak deneyim kazanmıştır. 1899’da İstanbul’a dönüşünde “Hendese-i Mülkiye”deki görevine başlamış, hocası Jachmund’un Türkiye’den ayrılmasıyla onun mimarlıkla ilgili derslerini üstlenmiştir.
Mimar Kemaleddin Bey, 20 yüzyıl başlarında, çağdaş anlamda modern mimarlık mesleğine katkıda bulunmaya başlayan ilk Türk mimarlarındandır. 57 yıllık yaşamına sığdırdığı yüzlere varan önemli mimari yapıtın yanı sıra, çok sayıda Osmanlı anıt yapısını ilk kez bilimsel bir yaklaşımla restore ederek ülkemizdeki restorasyon çalışmalarına öncülük etmiş; bu yapıtlar arasında Kudüs'teki Mescid-i Aksa'nın onarımında gösterdiği yetkinlik ve başarı nedeniyle uluslararası bir ün yaparak, İngiliz Kraliyet Mimarları Birliği RIBA'nın ödülünü almış; Osmanlı İmparatorluğu'nun son ve Cumhuriyet'in ilk yıllarına damgasını vuran ulusçuluk akımına koşut olarak, mimarlıkta Türk ulusçuluğu kuramına öncülük etmiştir. İstanbul'da, Sanayi-i Nefise, Hendese-i Mülkiye, Kondüktör Mekteb-i Alisi ve Mühendis Mekteb-i Alisi gibi okullarda yüzlerce öğrenci yetiştirmiş olan Mimar Kemaleddin, mimarlık, restorasyon ve Türk mimarlık kuramı konularındaki yazılarıyla mimarlık yazını konusunda da bir ilki oluşturmuş ve günümüzdeki TMMOB benzeri ilk meslek örgütü olan "Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti"nin kurulmasında öncü rol üstlenmiştir.
Meslek yaşamı boyunca çok sayıda devlet görevinde bulunan Mimar Kemaleddin, 1926’da Maarif Vekaletince kurulan Sanayi-i Nefise Encümeni Başkanlığı’na atanmış, Ankara’nın başkent olarak imar yılları olan bu dönemde pek çok önemli yapıya imza atarak, başkentin şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.
Mimar Kemalettin Bey, eserlerinde geleneksel Osmanlı mimarisini modern Avrupa mimarisiyle harmanlayarak özgün bir tarz yaratmıştır. Bu tarzın en belirgin özelliği, Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden alınan motiflerin ve süslemelerin modern bir yorumla kullanılmasıdır. Mimar Kemalettin Bey, bu sayede hem geçmişe bağlı kalmış hem de geleceğe yönelik bir vizyon ortaya koymuştur. 1. Ulusal Mimarlık Akımı’nın öncülerinden biri olarak özellikle İstanbul’da birçok cami, okul, türbe, tren istasyonu, hastane ve vakıflara gelir getirmek amaçlı yapılan çeşitli yapılar arasında en bilinenleri hiç şüphesiz İstanbul’da yapılan dört adet vakıf hanıdır. Mimar Kemaleddin’in başyapıtı olarak gösterilen “Dördüncü Vakıf Hanı”, imparatorluğun son görkemli yapısı olarak da anılmaktadır.
Osmanlı’nın son yıllarının ürünü “Milli Mimari Rönesansı”nın, iki öncüsünden (diğeri Mimar Vedat Tek) biri olan Mimar Kemaleddin’in eserlerinden bazıları: Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası, Ankara, İstanbul Üniversitesi Merkez Binası, İstanbul, Ahmet Cevad Paşa Türbesi, Fatih-İstanbul, Filibe Gar Binası, Bulgaristan, Kemer Hatun Camii, Beyoğlu-İstanbul, İkinci, Üçüncü, Beşinci Vakıf Hanı, İstanbul (1911 yılında tasarlanmış, bitiş tarihleri belli değil) Bebek Camii, İstanbul, Edirne Gar Binası, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, İstanbul, Harikzedegan Kat Evleri, Laleli-İstanbul, Mescid-i Aksa ve Hazreti Ömer Camii Restorasyonu, Mimar Kemalettin Okulu, Ankara, Ankara Palas, Devlet Demir Yolları Genel Müdürlüğü, Ankara, Sultan Ahmet, Fatih ve Ayasofya Külliyeleri Restorasyonu, Çamlıca Kız Lisesi.
ABD’de elektronik müziğin kurucusu olarak isim yapan ünlü besteci ve yazar İlhan Mimaroğlu, Mimar Kemaleddin Bey’in oğludur. Mimar Kemaleddin 13 Temmuz 1927 tarihinde vefat etmiştir.

Ord. Prof. Mustafa Hulki Erem (1886 - 1953)
İTÜ’de iki dönem rektörlük yapan ilk isim
Mustafa Hulki Erem 1888 yılında Gelibolu’da doğmuştur. 1903 yılında Hendese-i Mülkiye’ye kaydedilmiştir. Son sınıfta bulunduğu sırada Nafia Nezaretince açılan müsabakayı kazanmış ve tahsilini tamamlamak üzere gönderildiği Belçika’da Liège Üniversitesi mühendislik bölümünden 18 Kasım 1912’de elektrik mühendisliği diploması almıştır.
Türkiye’ye döndüğünde ilk resmi görevi Konya Vilayeti kadastro memurluğudur. Bu görevden İstanbul Sanayi Mektebi Makine ve Buhar Makinaları ve Türbinleri muallimliğine atanmıştır. İstanbul Sanayi Mektebinde 1913’ten 1920 yılına kadar muallimlik, ders nazırlığı görevlerinde bulunmuştur.
1913 yılında Mühendis Mektebi’nde tatbikat dersi muallimliğine tayin edilmiş, bu tarihten itibaren 1956 yılına kadar Mühendis Mektebi’nde 43 yıl aralıksız hocalık ve yöneticilik yapmıştır. Cebir muallimliğinin yanı sıra, İs’at Makinaları, Isıtma, Havalandırma derslerini vermiş, 1929’da müderrisliğe getirilmiştir. 1940 yılında İstanbul Belediye Fen Müşavirliğine tayin edilmiş, İstanbul Elektrik Şirketi Komiser Muavinliği, Ticaret ve Ziraat Nezareti Sanayi Umum Müdürlüğü müfettişliği yapmış, kısa bir süre sonra İstanbul Elektrik, Tramvay ve Tünel Genel Müdürlüğüne atanmıştır. Bu kuruluşta çalıştığı altı yıl boyunca Teknik Üniversitedeki Isıtma ve Havalandırma Kürsüsü derslerine fiilen devam etmiştir. Yüksek Mühendis Mektebi’nin Teknik Üniversiteye dönüştürülmesi ile Hulki Erem Ordinaryüs Profesör olarak Makine Fakültesinde görev almış, Isı Tekniği Kürsüsü başkanı olmuştur. İki farklı dönemde İTÜ’de rektörlük yapmış olan Hulki Erem’in ilk rektörlük dönemi 1949-1951 yılları arasıdır. Maden Fakültesi’nin kuruluş yıllarında bu fakültenin kadrosuna geçirilmiş, fakat Isı Tekniği Kürsüsü Başkanlığını sürdürmüştür. Aynı zamanda kurulmuş olan Isı Tekniği Ekonomisi Araştırma Kurumu Başkanlığına seçilmiştir.
Ord. Prof. Dr. Mustafa Hulki Erem, Alpullu Şeker Fabrikanın kuruluş çalışmalarında, Üsküdar-Kadıköy tramvayları ile soğuk hava depolarının kurulmasında rol almış, Sular İdaresi Meclisi Azalığı yapmıştır. Yurt dışında pek çok bilimsel kongrede ülkemizi temsil etmiştir.
İkinci defa 27 Haziran 1955 tarihinde Maden Fakültesinden Rektör olarak seçilmiş, görev başında geçirdiği rahatsızlık nedeniyle 1 Ağustos 1956 tarihinde vefat etmiştir.
Ord. Prof. M. Hulki Erem, tüm çevresinde zekası, fazileti, ileri görüşü, bilgi ve görgüsü, kürsüsündeki elemanlara gösterdiği yakın ilgi ve onların yetişmesi konusundaki destek ve teşvikleriyle daima örnek bir kişi olarak gösterilmiştir.

Ord. Prof. Burhaneddin Sezerar (1886-1953)
Türkiye’nin elektrifikasyonunda ve elektrik mühendisliğinde bir öncü
1886 yılında İstanbul'da doğmuştur. Galatasaray Sultanisi'ni bitirdikten sonra Fransa'ya giderek Sorbonne Üniversitesi'nden 1911 yılında Matematik Jeneral, Riyazi Makine, Umumi Fizik sertifikaları ile lisans diplomasını, Paris’de École Supérieure d’Électricité ve École Professionnelle Supérieure des Postes et Télégraphes okullarından 1912 yılında lisansüstü diplomasını almıştır. Mezuniyetinin hemen ardından Paris’teyken aldığı bir telgrafla, Medine-i Münevvere’nin elektrik tesisatı için görevlendirilmiştir.
1913 yılında Mühendis Mekteb-i Âlîsi’nde elektrik muallimliğine atanmıştır. Burada aynı zamanda Elektrik Makinaları Laboratuvarında şef yardımcılığı yapmıştır.
1915’te İstanbul Darülfünunu'nun Ulumu-u Riyaziye ve Tabiye şubelerinde Hikmet-i Riyaziye muallim muavinliğine atanmış, aynı yıl Riyazi Fizik muallimliğine terfi etmiştir. Bu arada 1917’de ek görev alarak Hazine-i Hassa Mühendisliği, daha sonra Üsküdar-Kısıklı Tramvay hattı Elektrik Baş Mühendisliği, Evkaf Vekaleti Elektrik, Tenvirat ve Tramvay Mühendisliği yapmıştır. 1924 yılında İstanbul Darülfünunu'nun Elektro-Teknik Müderrisliğine getirilmiştir. 1926 yılında Fransa’daki Nancy Üniversitesi’nin Elekromekanik Enstitüsü programı örnek alınarak, Hüsnü Hamid Bey, Burhaneddin Bey, Tevfik Bey ve Dr. Mentere ile birlikte Darülfünun Elektromekanik Enstitüsü programının hazırlanmasına katkıda bulunmuştur.
Yüksek Mühendis Mektebi, 22 Eylül 1941 tarihinde Maarif Vekâletine (Milli Eğitim Bakanlığı) bağlanıp adı İstanbul Yüksek Mühendis Okulu olarak değiştirildikten sonra Burhaneddin Bey 1941’de makine şubesi başkanlığına getirilmiştir.
1943 yılında Maarif Vekili Hasan Ali Yücel’in Tedris Kuruluyla yaptığı toplantıda diğer ülkelerde olduğu gibi Politeknik dengi bir okul kurulması kararlaştırılmıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi’nin kuruluşu aşamasında halihazırda bulunan profesörlerin arasında Burhaneddin Sezerar da yer almıştır. Mühendis Mektebi’nde Elektro-Mekanik, Elektrik-Muhabere ve Elektrik şubelerinin başkanlığı yapmış olan Burhaneddin Sezerar 12 Temmuz 1944’de İstanbul Yüksek Mühendis Okulu’nun İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönüşmesi ile kurulan Elektrik Fakültesinde Kuvvetli Akım Kolunda (Elektrik Mühendisliği) Elektroteknik ve Elektrik Ölçmesi Kürsüsü başkanlığına getirilmiştir. Yüksek Mühendis Mektebi’nde Su Şubesinin elektrik ve motorlar, Yol Şubesinin hidrolik, kargir köprüler, tevzî-i miyâh, tefcir, kuvve-i miyâhiye derslerini vermiştir. Öğrencilerini Silahdarağa Elektrik Fabrikası, Şoför Mektebi, Şirket-i Hayriye ve Darülfünun Fen Fakültesi laboratuvarlarına ders kapsamında ziyaretlere götürmüştür. 1948 yılında Ordinaryüs unvanı verilmiştir.
Burhaneddin Sezerar’ın Mütevazin Elektrik (1. Cilt, 1930), Tatbikî Elektrikten Elektrikli Cer (1936), Tatbiki Elektrikten Elektrikte Takat ve Sarfiyat Mesahası ve Tenvir Usulleri (1936), Tatbiki Elektrikten Kudreti Elektrikiye İstihsal ve Tevzii (1937), Tatbiki Elektrikten Elektriğin Sanayide Kullanılışı (1938), Elektrik Ölçmeleri (1 ve 2. Cilt, 1949), Elektroteknik Notları (1951, Doç. Süreyya Elbi ile birlikte) adlı eserleri vardır.
Burhaneddin Sezerar sadece eğitimcilikle kalmamış, Türkiye'nin ilk elektrik santrallerinin kurulmasında ve elektrik şebekesinin geliştirilmesinde, pek çok şehir ve kasabanın elektrik projelerinin yapılması ve tesis edilmesinde, Dolmabahçe Sarayı ve İstanbul’daki eski camilerin hemen hepsinin elektriğe kavuşmasında üstlendiği öncü rol ile ülkenin kalkınmasına ve modernleşmesine katkıda bulunmuştur. 28 Mayıs 1953 tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir.

Ord. Prof. Burhaneddin Berken (1886 - 1953)
Hidrolik ve su kuvvetlerinin ‘ordinaryus’u
Prof. Dr. Burhaneddin Berken, 1886’da İstanbul’da doğmuştur. Hendese-i Mülkiye'den 1908 yılında iyi derece ile mezun olduktan sonra Paris'e giderek Ecole Nationale des Ponts et Chaussées’den 1912 yılında inşaat mühendisi diploması almıştır. Aynı yıl, Evkaf Nezareti’nde su mühendisliği ile ilk mesleki görevine başlamış, 1915 yılında bu görevden istifa ederek ayrılmıştır. Bu sırada bir taraftan Darülmuallimin Hendese-i Resmiye’de (Erkek Muallim Mektebi) muallimliğe başlamış, 1913 yılında Mühendis Mektebi Enhar dersi muallim muavinliğine tayin edilmiştir.
Darülmuallimin öğrencilerinin riyaziye derslerini o zamanki Darülfünun’da takip etmeleri kararlaştırıldığından, Burhaneddin Bey de aynı dersi 1914 yılından itibaren Darülfünun’da okutmaya başlamıştır. 1915 yılından itibaren sırasıyla Kagir Köprüler muallimliğine, Darülfünun Tahlili Riyazi Müderrisliği, 1929’da ise Mühendis Mektebi Hidrolik, Tevzii Meyah, Tefcir Kuvayı Meyahiye muallimliğine ve 1932 yılında da müderrisliğe tayin edilmiştir. 1944 yılında Mühendis Mektebi’nin İTÜ adını alması ile İnşaat Fakültesi’ne geçmiştir. 1946 yılında İTÜ İnşaat Fakültesi Hidrolik ve Su Kuvvetleri Kürsüsü’nde ‘ordinaryüs’ unvanını almıştır.
Mühendis Mektebi ve Darülfünun‘daki görevleri dışında 1928-1932 yılları arasında İstanbul Şehir Emniyeti Fen Müşavirliğinde görev almış, 1933-1951 yılları arasında İstanbul Belediyesi Sular İdaresi İdare Heyeti Azalığı yapmıştır.
Ord. Prof. Burhaneddin Beken, 1013-1053 yılları arasında aralıksız 40 yıl Mühendis Mektebi’nde hocalık yapmış, çalışkan ve değerli bir bilim insanı olarak nitelendirilmiştir. Muhitinde çok sevilip “Sucu Burhan Bey” diye bilinen ve Türkiye’de inşaat mühendisliği disiplininin oluşturulmasında büyük hizmetleri bulunan Burhaneddin Beken, İnşaat Fakültesinin Hidrolik ve Su Kuvvetleri Laboratuvarı’nın kurulmasına öncülük etmiştir.
1949 yılı İTÜ İnşaat Fakültesi mezunu Süleyman Demirel, İTÜ mezunu olmanın verdiği gurur duygusunu, İTÜ’lülerin ülke kalkınmasına yaptıkları katkıyı her fırsatta dile getirdiği konuşmalarından birinde, pek çok defa ziyaret ettiği İTÜ’nün 221. Akademik Yılı açılış töreninde yaptığı konuşmasında Burhanettin Beken’i şu sözlerle anıyor…
“Değerli misafirler, rahmetli Burhanettin Hoca, bizim hidrolik hocamızdı: ‘Sucu Burhan’ namıyla da maruftur. Fevkalade dikkatli bir hocamızdı, fevkalade ciddi bir hocamızdı. 09.00 dediği zaman derse girilirdi, zil çaldığı zaman da bırakılırdı. Hiç kimse sual falan soramazdı, tahtaları doldururdu, yazardı, biz de onun söylediklerini yazardık. Bize çok güzel hidrolik öğretmiştir. Ben, bir sene sonra Amerika’ya gittim ve hiçbir şeyde yabancılık çekmediğim gibi benimle beraber çalışan mühendislerin hepsinden daha iyi hidrolik mühendisiydim. O, benim okulumun verdiği bir şeydi. Onun bize öğrettiği şeyler içinde; Türkiye dışında birtakım kitaplar, tesisler de vardı…”
Ders kitabı olarak okutulmuş İdrolik (Cilt 1, 1935), Büyük Bentler, İdrolik (Cilt 1, 1953) adlı eserleri bulunan Ord. Prof. Burhaneddin Berken 1953 yılında İstanbul’da vefat etmiştir.

Ord. Prof. Fikri Santur (1878-1951)
Modern mühendislik eğitimi ve ihtisaslaflma döneminin ‘rektör’ü
Ord. Prof. M. Fikri Santur, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, mühendislik kültürünün ve eğitiminin yaygınlaşmasında etkin rol oynayan öncü isimlerden biridir.
1878 yılında Selanik’te doğan Fikri Santur, henüz 15 yaşındayken Mühendis Mektebi’ne (o zamanki adıyla Hendese-i Mülkiye) girmiş, başarıyla sürdürdüğü yedi yıllık öğrenim döneminden sonra 1900 yılında mezun olmuştur. Santur, daha öğrencilik yıllarında öğrenme ve araştırma merakıyla dikkat çekmiş, büyük bir medeni cesaretle Avrupa’dan ‘ecnebi’ teknik eserler getirtmeye çalışmış ve yasak olan bu girişiminden dolayı ‘takibata’ maruz kalmıştır. Mezun olduğu yıl kendi okulunda “muallim muavini” olarak göreve başlamış, bu süreçte analitik geometri, hidrolik ve mukavemet derslerini vermiştir. Hendese-i Mülkiye Mektebi, 1909 yılında askeri yönetimden ayrılarak Mühendis Mekteb-i Alisi adı ile sivil hüviyet kazanmış ve Nafıa Nezareti’ne bağlanmıştır. Santur okuldaki hocalık görevi ile eş zamanlı olarak Nafia Nezareti’nde de bazı görevler üstlenmiştir. Nafıa Vekili Behiç Erkin’in, okulda bir dizi atılım yapılması için müdürlüğe tayin ettiği Fikri Santur döneminde laboratuvarlar kurulmuş, eğitimde ihtisaslaşma başta olmak üzere önemli atılımlar gerçekleştirilmiş, 1928’de TBMM’de yapılan görüşmeler sonucu okulun adı Yüksek Mühendis Mektebi olarak değiştirilmiş ve okula tüzel kişilik kazandırılmıştır. Asıl uzmanlık alanı, mukavemet ve köprü mühendisliği olan Fikri Santur 1932’de müderris (profesör) unvanını almış, Yüksek Mühendis Mektebi’nde tekrar yöneticiliğe seçilmiş ve “rektör” sıfatıyla 1932-1935 yılları arasında bu görevi yürütmüştür. Santur’un döneminde okul geniş bir teknik eğitim yelpazesine sahip ve beş şubeden oluşan teknik bir okul haline gelmiş, öğrenim kadroları genişletilmiştir.
Matematik ve inşaat mühendisliği teorisi ile uygulamalarında önemli yenilikler getiren Fikri Santur 43 yıl hocalık yapmış, öğrencileri arasında yer alan Mustafa İnan’ın ETH-Zürich’de doktora yapmasına önayak olmuştur. Pek çok mühendis ve bilim insanının yetişmesine katkı sağlamış olan Santur, Avrupa’da yapılan bilimsel kongrelere katılmış, mesleki ziyaretlerde bulunmuş, yabancı kaynakları yakından izlemiş, okulun mezunlarının da Avrupa’nın en iyi üniversitelerinde doktora programlarına katılmaları veya mesleki deneyim edinmeleri yönünde çaba göstermiştir.
Temel referans niteliğinde telif ve çeviri olmak üzere 16 ders kitabı, 57 makalesi yayınlanan Santur’un bu eserleri, modern mühendislik eğitiminin ülkede yaygınlaşmasını sağlayan eserlerdendir ve tekrar baskıları yapılarak ders kitabı olarak okutulmuştur. Santur’un kitaplarından Ahşap Köprüler, Mukavemet-i Ecsam ve Mavazene-i Tersimiye, Demir Köprüler inşaat mühendisliği alanında yazılmış ilk telif eserlerdendir. Fotoelastisite konusunda ülkede ilk yayın yapanların başında gelen Santur’un “Yüksek Mühendis Mektebi Tarihçesi” adlı makalesi ülkemizdeki teknoloji ve mekanik tarihi araştırmalarının ilk örneğidir. 1924 tarihli “Kozmoğrafya” adlı eseri de erken Cumhuriyet Dönemi’nde astronomi alanında yazılan ilk telif eserlerdendir.
Çalışma hayatının 40. senesinde düzenlenen jübilede dönemin Maarif Vekili Hasan Ali Yücel, dönemin rektörü Tevfik Taylan ve farklı zamanlarda çalışma arkadaşları tarafından dile getirilen ifadelerde Fikri Santur’un çalışma disiplini, başarıları, İTÜ’nün kökeni olan Yüksek Mühendis Mektebi’nin kurulup gelişmesindeki büyük emeğinden bahsedilmekte, saygı ve övgüyle yüceltilmektedir.
Santur eğitim-öğretim çalışmalarının yanı sıra sahada da önemli mesleki çalışmalar yapmış, bilgi ve tecrübesini pek çok yapıya yansıtmıştır. Cumhuriyet döneminde akademik anlamda fizik ve mühendislik alanında çalışan ilk hocalar arasında yer almıştır.
İki dönem Yüksek Mühendis Mektebi’nde müdürlük yapan Fikri Santur’un oğlu Prof. Dr. Mustafa Santur da 1954-55 yıllarında İTÜ’de rektörlük yapmıştır. Baba-Oğul Santurların aynı üniversitede rektörlük yapmış olmaları da ülkemizde yaşanmış olan ilklerden biridir.
Santur, 3 Haziran 1951’de 73 yaşında vefat etmiştir.

Prof. Dr. Ercüment Özizmir (1934 – 2018)
ABD’de matematiğe adanmış bir yaşam…
Ercüment Özizmir 1934 yılında Manisa'da doğmuştur. 1955 Haziran döneminde İTÜ Elektrik Fakültesi’nden birincilikle mezun olmuştur.
1955-57 yılları arasında Etibank'ta çalışmış olan Ercüment Özizmir, dönemin Elektrik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Münir Ülgür’ün yönlendirmesiyle, Başkan Eisenhower'ın “Barış için Atom” girişimi kapsamında burslu olarak 1957 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne gitmiştir. Pennsylvania Eyalet Üniversitesi'nde bir dönem okuduktan sonra Şikago Argonne Ulusal Laboratuvarı'nda bir yıl çalışmış, ardından 1958 'de Michigan Üniversitesi’ne girmiş ve 1959 yılında Rackham Doktora Öncesi Bursu'nu kazanmıştır. Michigan Üniversitesi'nden nükleer mühendislik alanında yüksek lisans ve doktora derecesi alan Ercüment Özizmir, plazma fiziği üzerine bir tez hazırlamıştır. 1960 yılında Martha Shoemaker ile evlenmiş, 1961 yılında doğan kızı Nilüfer Miami Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde mezun olmuş, 1963 yılında doğan oğlu Danyal ise Colombia Koleji’ni bitirmiştir.
1965 yılında Princeton Üniversitesi'nde doktora sonrası burs kazanan Ercüment Özizmir, profesyonel kariyeri boyunca plazma fiziği alanındaki araştırmalarına devam etmiştir. Dünyanın önde gelen hakemli akademik dergilerinde 31 makalesi yayımlanmış olup, Sigma Xi, Phi Kappa Phi ve Amerikan Matematik Derneği üyesidir.
1968'den 2007'ye kadar Staten Island Koleji'nde matematik profesörlüğü yapan Ercüment Özizmir, Matematik Bölümü'nde bilgisayar bilimlerinin gelişmesine öncülük etmiş ve uzun yıllar bölüm başkanlığı yapmış, 2007 yılında College of Staten Island'dan emekli olmuştur.
Prof. Dr. Ercüment Özizmir, 20 Şubat 2018 tarihinde 83 yaşında vefat etmiştir. Özizmir'in onuruna, College of Staten Island'a yaklaşık 40 yıllık hizmetinin tanınması ve kalıcı mirasının yaşatılması amacıyla The City University of New York Mütevelli Heyeti tarafından, “Profesör Ercüment Özizmir Matematikte Mükemmellik Ödülü” verilmesi kararlaştırılmıştır. Ödül, her yıl Staten Island Koleji Matematik Bölümü mezuniyet töreninde, matematikte mükemmelliğe ulaşmış lisans derecesi almış olan öğrencileri desteklemeye yönelik olarak verilmektedir.
Ercüment Özizmir, 1995 yılı yaz başında İTÜ’de düzenlenen törene katılmak üzere İstanbul’a gelmiş ve “Meslekte 40 Yıl” plaketi almıştı. Biz de İTÜ Vakfı Dergisi olarak kendisiyle o tarihte kısa bir söyleşi gerçekleştirmiştik. İşte o söyleşiden birkaç paragraf…
“Sınavı kazanarak 1950 yılında İTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü'ne girdim. Sınavda en başarılı ilk üç öğrenciden biri bendim. İTÜ'de bizim zamanımızda birinci sınıfta "baraj" diye bir kaide vardı. Bir tek dersten bile kalsanız, o dersi tamamlamadan ikinci sınıfa başlayamazdınız ve bir sene kaybederdiniz. Onun için çok çalışmak icap ediyordu. Okulda verilen derslerin kalitesi çok yüksekti. İTÜ benim için ikinci bir aile gibiydi
Argonne Laboratuvarı’nda iken matematik bilgimi artırmak için konunun uzmanı hocaların derslerini izledim, çalışmalarını okudum. İleri çalışmalar için kesin olarak matematiği çok iyi öğrenmek gerekli. Belli bir seviyeye gelip de matematik bilginiz yeterli değilse, eliniz kolunuz bağlanıyor, ilerleyemiyorsunuz. Bu demek değil ki her mühendisin bir matematikçi olması gerekli. Tatbiki sahada çalışan mühendisler daha az bir matematikle işlerini görebilirler, fakat doktora ve doktora üstü çalışmalara yönelenler için, bilhassa daha üniversiteyi bitirmeden, öğrenebildikleri kadar matematik öğrenmelerini tavsiye ederim.
Bilhassa öğretim üyesi olduğunuzda zamanınızı öğrencilerinize ayırmanız gerekiyor. Ben de öğrencilerle çalışmayı çok severim. Çünkü bir şey yapıyorsak onu gelecek nesillere öğretmek gerekir ki onlar daha iyisini yapsınlar…
Bilim ve Mühendislikte Öncü Kadınlar
252. yıllık benzersiz tarihiyle pek çok alanda öne çıkan İTÜ, belirli bir tarihe kadar sadece erkeklerin öğrenim görüp meslek edindiği ya da akademik kadrolarında yer aldığı bir kurum iken, Cumhuriyet’le birlikte sağlanan yenilikçi ve eşitlikçi bakış açısıyla kadınlara da mühendislik-mimarlık öğreniminde fırsat tanıyan öncü ve daha güçlü bir kuruma dönüştü. Günümüzde, kadın-erkek akademisyen sayısının neredeyse eşit olduğu İTÜ, bu yönüyle de dünyadaki teknik üniversiteler arasında lider konumda. Dergimizin 93. sayısında başladığımız ‘Öncü İTÜ’lü kadınlar’ yazı dizimizin üçüncüsünde gerek akademik başarılarıyla gerekse meslek yaşamlarıyla ülkemizde ve dünyada öne çıkan kadın İTÜ’lülere yer verdik.

Prof. Dr. A. Nilüfer Eğrican
Makine mühendisliği alanında “Profesör” unvanını alan ilk kadın
Türkiye’de makine mühendisliği alanında “Profesör” unvanını alan ilk kadın olan Prof. Dr. A. Nilüfer Eğrican, 1965 yılında 200 öğrenci arasında tek kız öğrenci olarak başladığı İTÜ Makine Fakültesi’nden 1970 yılında mezun oldu. Aynı yıl Isı Bilimi ve Tekniği Kürsüsünde kısa süre asistanlık yaptı. 1971 ekim ayında Stanford Üniversitesi’nde doktora çalışması yapmak için ABD’ye gitti. Burada, doktora çalışmasını birlikte yapacağı Prof. Dr. Frederick Morse’un University of Maryland’a geçmesi ile Eğrican da bu üniversitede asistan olarak doktora çalışmasına başladı. Bu sırada Phi Kappa Phi, Phi Tau Sigma derneklerinden onursal üyelik aldı. Güneş Enerjisi Destekli Absorpsiyonlu Soğutma Sistemlerinin Performansı konulu doktora tezi, dünyanın önde gelen soğutma kuruluşları tarafından ticarileştirildi. 1977’de doktorasını tamamlayan Eğrican, University of Maryland’da makine mühendisliği disiplininde doktora yapan ve bu ünvanı alan ilk kadın oldu. Aynı üniversitede iki yarıyıl Isı Transferi dersleri verdi.
Nobel Ödüllü Prof. Dr. Abdus Salam’ın kurduğu International Centre for Theoretical Physics (ICTP) merkezine asosiye üye olarak kabul edildi.
1978 yılında Türkiye’ye dönerek İTÜ Makine Fakültesi’nde öğretim üyesi oldu. ABD’de bizzat içinde yer aldığı Ar-Ge faaliyetlerinin Türkiye’de doğru stratejilerle hayata geçirilmesi sürecine önemli katkılar yaptı. 1983’te Doçent, 1988’de Profesör unvanını aldı. Makine mühendisliği alanında Türkiye’nin ilk kadın profesörü oldu.
1993 yılında, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in himayesinde yapılan ülkemizdeki ilk Üniversite-Sanayi İş Birliği Şurası’nda Genel Sekreter olarak görev aldı. 1990’lı yıllarda Ar-Ge ve Üniversite-Sanayi İş Birliğinin gelişmesini hedefleyerek yurt dışı örneklerin Türkiye’ye adapte edilmesine çalıştı. Bu doğrultuda öğrencilerin bitirme tezlerini uygulamalı bir şekilde tamamlamaları için sanayi odaları ve çeşitli kuruluşlarla temaslarda bulundu ve bu yaklaşım ilk olarak Arçelik Ar-Ge Merkezinde uygulanmaya başladı. Bu model, Sanayi Bakanlığı tarafından SAN-TEZ projeleri olarak tüm ülke sathına yayıldı.
1991-1993 dönemi İTÜ Vakfı Sosyal ve Kültürel Hizmetler Komitesi’ndeki başkanlığı sırasında düzenlediği etkinliklerden elde edilen gelir ve bağışlarla Gümüşsuyu yerleşkesinde 58 kişilik ilk kız yurdunun hizmete girmesi için çalıştı.
1994-2000 yılları arasında Makina Fakültesi’nin ilk kadın Dekanı olarak görev yaptı. Fakültenin 50. kuruluş yılı kutlamaları kapsamında ses getiren etkinlikler düzenledi, Fakülte koridorlarında Sanayi Fuarları açarak öğrencilerle sektörel kuruluşları buluşturdu.
1995 yılında, İTÜ tarihinde ilk kez Makina Fakültesi’nde kep/cüppe giyilerek yapılan mezuniyet töreni, takip eden yıllarda tüm üniversitede yapılmasını başlattı.
İTÜ Makine Fakültesi mezunu, Türkiye’nin önde gelen sanayici ve iş insanlarını, Fakülte Danışma Kurulu çatısı altında toplayarak, fakültenin fiziki donanımlarını zenginleştirecek projelerin hayata geçirilmesi için çalıştı.305 kişilik Dr. Orhan Öcalgiray konferans salonu, Dr.Üzeyir Garih Sosyal Etkinlikler salonu, Öğretim Üyesi Yemek ve Kokteyl salonu, Uzaktan Eğitim ve 50.Yıl salonları, TTSİS tarafından tarafından Görsel Eğitim ve Bilgisayar Internet Multimedya Merkezi yapılmıştır. Ayrıca tüm amfi, derslikler ve laboratuarlar mezunlar tarafından yenilendi.
1997'de MAMKON 1. Makina Mühendisliği Kongresi’ni hayata geçirdi.
Hakemli, bilimsel Uluslararası Termodinamik Dergisi (International Journal of Thermodynamics - IJoT), 1997'den itibaren başkanlığını yöneten Prof. Dr. A. Nilüfer Eğrican önderliğinde çalışmalarını yürütmüş, halen dergi yılda dört defa olmak üzere TÜBİTAK tarafından yayınlanmaktadır.
Dekanlığı sırasında döner sermayeden fakülteye dönen pay 2,3 milyardan 40 milyara çıktı. Öğretim üyelerini teşvik için Yayın Ödülü, Eğitim Ödülü ve Hizmet Ödülü verilmeye başlandı.
Prof.Dr. A. Nilüfer Eğrican, dekanlık görevi boyunca sadece fakülteye kattıkları ile değil, özellikle sanayi ile iş birliği modeline sağladığı katkılar ile ülke sanayisinin gelişiminin mimarlarından biri sayılıyor.
Üniversite-Sanayi İşbirliği amacına yönelik yeni bir program olarak "Lisans Öğrencileri İçin Araştırma ve Uygulama Çalışması" geliştirdi.
Üniversite-Sanayi İş Birliği çerçevesinde bugüne dek, elde edilen sonuçların ürüne dönmesi ve ticarileştirilmesine yönelik 70’in üzerinde yüksek lisans, 10 doktora tezi danışmanlığını yürüttü.150’nin üzerinde bilimsel makalesi, hâlâ çok sayıda çalışmada referans gösteriliyor.
1996’da ASME Türkiye yi kurdu ve ilk Yönetim Kurulu Başkanı oldu. 2001 yılında ASME International’ın ilk Türk ve ilk kadın Başkan Yardımcılığına atandı. ASME International’ın XIII. Bölge Başkanı olarak 2003-2006 yılları arasında Güney Amerika, Avrupa, Orta Doğu, Uzak Doğu, Asya Pasifik, Avustralya, Kuzey Afrika’da bulunan 57 ülkeden sorumlu Başkan oldu. ASME International’ın en prestijli ödülü “ASME Fellow” ödülüne layık görüldü. Bu ödülü ABD dışında alan ilk kadın oldu. Ayrıca kendisine “ASME Distinguished Service Award” ödülü de verildi.
2002 yılında Yeditepe Üniversitesi’nde Stratejik Gelişme ve Araştırmalardan Sorumlu Rektör Yardımcısı görevini üstlendi. Yeditepe Üniversitesi Prof. Dr. A. Nilüfer Eğrican’ın yürütücülüğünde “European University Association Institutional Evaluation” (EUA) denetimden geçen ilk vakıf üniversitesi oldu, diğer üniversiteler takip etti. 2009 yılında Yeditepe Üniversitesi Bilim Merkezi’ni kurdu.
ABD Enerji Bakanlığı’nın başlattığı (DOE) öğrenci proje yarışması Solar Decathlon’un 2017 yılında Çin’de yapılan etabına Türkiye’nin de katılabilmesi için çalıştı. Genel Proje Yöneticiliğini yaptığı; lisans, yüksek lisans, doktora öğrencileri, akademisyen ve mentörlerden oluşan yaklaşık 60 kişilik Team İstanbul’un “AlgaeTECH House’’ adındaki tasarım modeli sunumlarda büyük ilgi gördü.
Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın 2017 yılındaki 20. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde “Onur Madalyası” aldı.
Teknopark İstanbul A.Ş. Stratejik Enerji Ortaklıkları Baş Danışmanı olarak yer aldı. Yapay zekâ, Ar-Ge ve inovasyon, mekatronik, medikal uygulamaları takip eden, 2011 yılında kurduğu Suntek International firması ile hizmetlerine devam Prof. Dr. A. Nilüfer Eğrican’ın ulusal ve uluslararası otoriteler tarafından verilen çok sayıda onur ödülü bulunuyor.

İnş. Y. Müh. Ülkü Arıoğlu
Kalite akreditasyonunda öncü çalışmaların mimarı
Ben Ülkü Arıoğlu, 1940 yılında Lüleburgaz’da doğdum. Liseyi İstanbul’da Kandilli Kız Lisesi’nde tamamladım. Lise birinci sınıfta İstanbul Teknik Üniversitesi’ne girmeye karar vermiştim.
İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden 1963 yılında mezun olduktan sonra Bayındırlık Bakanlığı’nda başladığım meslek hayatım, kısa sürede inşaat sektöründeki kaliteye olan ilgimi derinleştirdi. 1978 yılında Yapı Merkezi bünyesinde kurulan Beton Laboratuvarı’nda yönetici olarak beton kalitesini yükseltmek için hızlı bir öğrenme döneminde yürüttüğüm çalışmalar ise kalite bilincimi şekillendiren en önemli süreçlerden biri oldu.
Beton, yapıların taşıyıcı bir unsurudur ve bu unsurun kalitesinin kontrolü, yalnızca mühendislik açısından değil, aynı zamanda yönetim perspektifinden de büyük önem taşır. Beton karışım tasarımı, dayanım testleri ve kalite yönetimi konularında edindiğim tecrübeler, ilerleyen yıllarda ISO 9000 kalite akreditasyonuna yönelik çalışmalarda öncü olmamızı sağladı. Yapı Merkezi Prefabrikasyon A.Ş., inşaat alanında 1994 yılında TS-ISO 9001 belgesini alan ilk şirket olmuştur.
Beton; agrega, çimento ve su ile elde edilen bir karışımdır. Kullanılan malzemeler ile yapım şartlarından birçok değişken parametre ortaya çıkar. Ayrıca yerindeki beton dayanımına örnek olacak, 20x20 veya 15x30 cm ebatında alınan örneklerden olaya yeni parametreler eklenir. Bu yüzden örneklerin standart yöntemlerle alınması ve belirli şartlar altında 7 ya da 28 gün su içinde korunması icap eder. Bu kadar değişken altında çalışırken konuyu belirlenmiş yönetmeliklere uygun olarak yürütmek ve ölçümleri titizlikle yapmak, sonuçları da istatistiksel olarak değerlendirmek gerekir. Ayrıca deneylerin de sürekli bir sistem içinde tekrarlanması ve istatistiksel sonuçlara göre kabul edilen bir aralık içinde sürekli olarak değerlendirilmesi şarttır. İşte ben bütün bu konuları dünya beton literatüründen izlemeye çalışarak gerekli yönetmelikleri hazırladım. Çünkü o sırada Türkiye’de bu alana ait hiçbir standart henüz belirlenmemişti.
Fakat yeri gelmişken çalışmalarımda beni destekleyen kurumları da anmadan geçemem. İTÜ Malzeme Laboratuvarı ile Karayolları ve Devlet Su İşleri laboratuvar bilgilerinden çok yararlandım. Burada Süheyl Akman hocamı da rahmetle anıyorum. Her sonucumu desteklemiş, yeni çalışmalara ulaşmamı sağlamış, hatta malzeme laboratuvarında düzenlediği seminerlerde sunu yapmama imkân vermiştir.
Kalitenin yalnızca teknik bir kavram olmadığına inanıyorum. Gerçek kalite, insan yaşamına dokunan her alanda kendini gösterir. Bu bakış açısıyla eğitim alanında faaliyete geçen Irmak Okullarımızda kalite sistemini göz ardı etmek olamazdı. Benim bu projedeki sorumluluğum, 9 ayda inşaatı özenle bitirmek ve kurumun eğitim sistemini de planlamaktı.
Irmak Okulları’nda benimsediğimiz kalite anlayışı, sadece eğitim müfredatına değil, kurumsal işleyişe de yansıdı. Okulumuz, Türkiye’de ilk defa uluslararası ISO 9001 kalite belgesini alan eğitim kurumlarından biri oldu. Eğitimde de sistemli bir kalite organizasyonu kurmak ve onu sürekli iyileştirmek gerekir. Bu nedenle Irmak Okulları’nda Kalite Sistemi yanında ‘Kurumsal Yönetim El Kitabını’ da hazırlamış oldum.
İster inşaat ister eğitim sektörü olsun, kalite; bir belgeye sahip olmakla değil, o belgenin arkasındaki kültürü benimsemekle mümkündür. Kalitenin sürdürülebilir olması için yönetim, çalışanlar ve hizmet verilen topluluk arasında bir uyumun sağlanması gerekir. Benim kalite anlayışım, sürekli gelişimi, yenilikçiliği ve insana değer katmayı esas alır.
Bugün, Irmak Okulları’nda, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde ve çeşitli vakıf ve dernek çalışmalarında kaliteyi içeren bir yaklaşımla görev almaya devam ediyorum. Kalitenin bir hedef değil, bir yolculuk olduğunu bilerek, bu süreci daha da ileri taşımak için hâlâ çalışmayı sürdürüyorum.

Prof. Dr. Zeynep (Nayır) Ahunbay
Kültür mirası bilim alanında ekol oluşturan bir öncü
20 Haziran 1946’da Karadeniz kıyısında, Ünye’de doğdu. Babasının görevi dolayısıyla ilk ve ortaokul eğitimini değişik şehirlerde tamamladı. Lise eğitimi için İstanbul’a Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ne geldi. Lise yılları sırasında mimar olmaya karar verdi.
1965’te İTÜ Mimarlık Fakültesi’ne girdi. Prof. Nezih Eldem’le yaptığı projeler tarihi çevreye duyarlı tasarım konusunda bilinçlenmesine yardımcı oldu. Prof. Doğan Kuban’dan aldığı ‘Restorasyon’ dersi kültür varlıklarının korunması konusuna yönelmesinde etkili oldu. Mezun olunca, o sırada yalnız ODTÜ’de verilmekte olan restorasyon yükseklisans eğitimine başvurdu. Ancak Prof. Doğan Kuban’dan “Önce mimarlık tarihi alanında yetişmen iyi olur” önerisi gelince, İTÜ’de kaldı. 1971’de Mimarlık Tarihi ve Rölöve Kürsüsü’ne asistan oldu. Edirne Anıtsal Monografisi araştırmasına, İzmir ve Gaziantep kentsel koruma çalışmalarına katıldı.
Prof. Doğan Kuban yönetiminde yaptığı ‘Osmanlı Mimarlığında Sultan Ahmet Külliyesi ve Sonrası’ konulu doktorasını 1975’te tamamladı. Kültür varlıklarının korunması konusunda uzmanlaşmak için 1977/78 ders yılında İngiltere'de York Üniversitesi'ndeki programa katıldı, kentsel ve anıtsal koruma uygulamalarını inceledi. ‘Archaeology and Conservation in Side’ konulu tez çalışmasıyla koruma alanında diploma aldı.
1980’de ‘İstanbul Medreselerinin Korunması ve Yeniden Kullanımı’ konulu teziyle doçent oldu. Mimarlık lisans programında ‘Tarihi Çevre Koruma ve Restorasyon’, rölöve, Dünya Mirası İstanbul derslerini üstlendi. İTÜ’de restorasyon yükseklisans programında tarihi yapıların korunmasında yararlanılan teknikler, tarihi yapı tipleri ve yeniden kullanımları konularında dersler verdi.
‘Mimar Sinan’ın Eğitim Yapıları’ konulu araştırmasıyla 1988’de profesörlüğe yükseltildi. Yükseklisans ve doktora düzeyinde tezler yürüttü. Yarıyıl projelerinde ve yaz dönemlerinde birçok restorasyon projesinin geliştirilmesinde ve uygulanmasında yer aldı. Güneydoğu Anadolu’da GAP’tan etkilenen Samsat Höyük ve Hasankeyf’te kazı ve belgeleme çalışmalarına katıldı.
1977/78 yılında Side’de başladığı Apollon Tapınağı restorasyon projesini Prof. Müfit Yorulmaz ve Prof. Dr. Feridun Çılı’nın taşıyıcı sistemle ilgili önerileriyle geliştirdi. Prof. Dr. Jale İnan yönetiminde başlatılan uygulama, yaz dönemlerinde İTÜ mimarlık öğrencilerinin de katıldığı şantiye çalışmalarıyla 1991 yılına kadar sürdü.
İTÜ'de yürütülen birçok anıtın restorasyon projelerinin hazırlanmasında ve uygulanmasında yer aldı. Yangından zarar gören Marmara Üniversitesi Rektörlük Binasının Restorasyon Projesi (1979-1984), İstanbul Karasurlarının T1-T6 Kuleleri arasındaki bölümünün projesinin hazırlanması ve uygulamasının denetimi (1991-1994), Ayasofya’nın güneybatı köşesinin restorasyonu (1998-2001), Bursa Yeşil Türbe Restorasyon Projesi’nin hazırlanması (2000-2001) ve uygulamanın denetimi (2006-2008), Uzunkemer Restorasyon Projesi (1999) ve uygulaması (2009) bu kapsamda anılabilir.
1997’de savaşta tahrip edilen Mostar’ın kültürel mirasının restorasyonu için IRCICA (İslam Kültür ve Tarih Araştırma Merkezi) tarafından üniversitelere yapılan çağrıya uyarak öğrencileriyle Bosna’ya gitti. Projeler yürüttü ve uygulamaları izledi. Benzer biçimde 2001 yılında Kosova’daki çatışmalardan zarar gören kültür mirasının korunması için Priştina Üniversitesi’nce düzenlenen uluslararası toplantıya katıldı. Yerinde incelemeler sonrasında oluşturulan uzmanlar kurulu içinde yer alarak, Prizren ve Priştina’daki restorasyon çalışmalarını destekledi.
1999’da Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi ICOMOS’un Türkiye kolunun başkanı seçildi. Türkiye’nin Dünya Mirası Listesi’nde yer alan anıt ve sitlerinin korunma durumlarının izlenmesi ve DM Listesi’ne yeni alanların önerilmesiyle ilgili çalışmalara katıldı. UNESCO’nun davetiyle Mısır, Sudan ve İran’da dünya mirası alanlarında incelemeler yaptı; raporlar hazırladı.
2013’te emekli olan Ahunbay’ın koruma kuramı ve teknikleri, Dünya Mirası İstanbul konularında yayınları bulunmaktadır. Emeklilik sonrasında koruma proje ve uygulamalarının bilim kurullarında yer alarak kültür varlıklarının korunmasına desteğini sürdürmektedir.

H. Zeynep Bodur Okyay
Sınırların ötesinde düşünen bir sanayi ve fikir önderi
Türkiye-Fas İş Konseyi Baflkanı
Global İlişkiler Forumu-GİF Yönetim Kurulu Başkanı
Zeynep Bodur Okyay, İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nden 1989 yılında mezun olmuştur. Eğitimi boyunca liderlik ve yönetim becerilerine olan ilgisi şekillenmiş, bu alandaki bilgisini derinleştirmek amacıyla 1990-1992 yılları arasında Harvard Üniversitesi’nde lisansüstü yönetici yetiştirme programını tamamlamıştır. Eğitim hayatı boyunca, özellikle iş dünyasında çözüm odaklı düşünme ve stratejik liderlik konularına olan ilgisi güçlenmiştir.
Kariyerine Türkiye’ye döndükten sonra, aile şirketi olan Çanakkale Seramik Fabrikaları’nda başlamıştır. 1992-1993 yılları arasında şirketin üretim birimlerinde süreç iyileştirmeleri ve verimlilik artışı sağlama odaklı yöneticilik görevlerinde bulunmuş, burada edindiği deneyimler, iş dünyasında sağlam bir temel oluşturmuştur. 1995 yılında, pazarlama stratejilerini yeniden yapılandırma görevini üstlenmiş ve icra kurulu üyeliği ve başkanlık görevine atanmıştır. 2007 yılından itibaren Kale Grubu’nun Başkan ve CEO’su olarak görev alan Okyay, şirketi ulusal ve uluslararası arenada önemli bir konuma taşımıştır. Kale Grubu, Okyay’ın liderliğinde büyük bir dönüşüm geçirmiş, verimlilik arttırma, inovasyon ve sürdürülebilirlik gibi alanlarda önemli adımlar atılmıştır.
Zeynep Bodur Okyay, iş dünyasında elde ettiği başarıların yanı sıra sivil toplum kuruluşlarında ve uluslararası platformlarda da aktif görevler üstlenmiştir. 2013-2022 yılları arasında İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclis Başkanlığı’nı başarıyla yürütmüş ve sanayi sektörünün gelişimine yönelik stratejiler üretmiştir. Ayrıca, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Yönetim Kurulu Üyeliği ve İcra Kurulu Üyeliği gibi görevlerde bulunarak, Türkiye’nin uluslararası ticaret ilişkilerini güçlendirmeye yönelik önemli projelere katkı sağlamıştır. Zeynep Bodur Okyay, 2015 yılında G20 sürecinde Brezilya Dönem Başkanlığı'nda B20 'Kadın Çeşitlilik Kapsayıcılık Eylem Konseyi' eşbaşkanlığı görevini üstlenmiş, küresel ekonomik süreçlerde kadınların güçlendirilmesi için önemli adımlar atmıştır.
Türk-İtalyan ilişkilerine yaptığı katkılar nedeniyle 2006 yılında İtalyan devleti tarafından ‘Caveliere di Lavora’ nişanı ile taltif edilen Zeynep Bodur Okyay’ın uluslararası diplomasiye katkıları, 2014 yılında ‘Ufficiale Ordine al Merito della Repubblica Italiana’ nişanını almasıyla bir kez daha takdir edilmiştir. 2010 yılında, Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkilerine yaptığı katkılardan dolayı 'Türkiye in Europe' kapsamında verilen Franco Nobili Ödülü'ne layık görülmüş ve aynı yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Üstün Hizmet Ödülü ile onurlandırılmıştır.
Zeynep Bodur Okyay'ın vizyoner yaklaşımı, sadece iş dünyası ve uluslararası ilişkilerle sınırlı değildir. Kurucuları arasında yer aldığı Harvard Mezunlar Derneği'ndeki çalışmalarıyla Harvard Üniversitesi'nde Türk Kürsüsü'nün kurulmasına öncülük etmiştir. Halen Kale Grubu bünyesinde, Dr. (h.c.) İbrahim Bodur Kaleseramik Eğitim, Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak, Türkiye'nin eğitim, tasarım, sanat, yerel kalkınma ve sosyal girişimcilik ekosistemine katkıda bulunan pek çok öncü programa liderlik etmektedir.
Zeynep Bodur Okyay, liderlik anlayışını her zaman toplumsal fayda ve sürdürülebilirlik üzerine kurmuş, hem iş dünyasında hem de toplumsal fayda odaklı projelerinde her zaman yenilikçi, çözüm odaklı ve insan odaklı bir yaklaşım sergilemiştir. Gelecekte de Türkiye'nin küresel alandaki etkisini arttırmaya yönelik çalışmalarına devam edecektir.

Prof. Dr. Elif Genceli-Güner
Antarktika buzullarında bir mineral kâşifi
1998 yılında İTÜ Kimya Mühendisliği Bölümü’nü bitirip yükseklisansını 2000 yılında Bulgar Bilimler Akademisi ile ortak yürütülen NATO projesinde tamamlamıştır.
2002 yılında doktora eğitimi için Hollanda Delft Teknik Üniversitesi’ne gitmiştir. Tezi ‘atık ve proses sularında eriyik halde bulunan mineral ve tuzların geri kazanımı’ için yeni bir ayırma yöntemi olan ‘Ötektik Donma Kristallenmesi’ (ÖDK) teknolojisinin geliştirilmesi ve fabrika tasarımının gerçekleştirilmesidir. Pek çok ayırma teknolojisine kıyasla daha ekonomik ve ekolojik olan bu yöntemle yaptığı doktora çalışmasıyla Hollanda Proses Teknolojileri Derneği tarafından en iyi sunum dalında birincilik ödülünü ve kullandığı kristalizörün patentini almıştır.
Doktora çalışmaları sırasında yeni bir molekül (MgSO4∙11H2O) bulmuş ve bu molekülün düşük sıcaklık yapısının 1837’den beri yanlış bilindiğini kanıtlayıp literatürdeki yanlışı düzeltmiştir. Bu molekülün Antarktika buzulundaki mineral yapısını da keşfedip Uluslararası Mineraloji Birliği Mineral İsimlendirme ve Sınıflandırma Komisyonu’nun onayıyla (IMA 2007-011) ‘Meridianiite’ ismini verdiği minerali ile literatüre girmiştir.
2008 yılında Delft Teknik Üniversitesi’nden Cum-Laude (onur derecesi) ile doktor unvanını almıştır.
‘Buz ve Mineral Tuzların Sıfırın Altındaki Sıcaklıklarda Oluşumlarının İncelenmesi’ projesiyle NWO-Hollanda Bilimsel Araştırmalar Kurumu’nun az sayıda başarılı bilim insanına verdiği VENI Grant Bursu’nu kazanmıştır.
2009 yılında JCI-Junior Chamber International tarafından düzenlenen TOYP-Türkiye’nin On Başarılı Genci Yarışması’nda ‘Bilimsel Önderlik’ dalında birincilik ödülünü almıştır. Aynı yıl, Hollanda KNAW-Royal Netherlands Academy of Arts and Sciences gözetiminde yapılan En Başarılı Doktora Tez Çalışması Ödülü’nü kazanmıştır. Doktora çalışması, 2008-2009 yıllarında Hollanda’da enerji dalında yapılmış en başarılı tez seçilmiş, Lahey’de düzenlenen törenle Hollanda Ekonomi Bakanı Maria van der Hoeven’dan ödülünü almıştır. 9 yıldır verilen bu ödülü alan ilk kadın araştırmacı unvanına sahip olmuştur.
2009’da Delft Teknik Üniversitesi-Proses ve Enerji Bölümü’nde akademik kadroya atanmıştır. 2010 yılında Viva Aktüel dergisi tarafından bilim ve teknoloji dalında “Hollanda’nın en başarılı kadını”, 2013 Dünya Kadınlar Günü’nde Turkish Connection Platform tarafından Brüksel’de “Avrupa’da Yılın Türk Kadını”, 2016 yılında Elele-Avon tarafından “Yılın Bilim Kadını” ve 2017 yılında ANTİKAD tarafından ‘Yılın Akademisyeni’ seçilmiştir.
Sıfırın altında yaptığı kristal araştırma projesi kapsamında yeni bir molekül (Mg(CH3SO3)2∙12H2O) daha bulup, Antarktika buzulunda varlığını kanıtlayıp, bir mineralin daha keşfini yapmıştır. IMA tarafından onaylanarak (IMA 2010-059) ‘Ernstburkeite’ adlı mineral ile tekrar literatüre girmiştir.
Genceli-Güner Antarktika buzullarında iki mineral keşfetmiştir. İlk buluşu olan Meridianiite doğada sık rastlanan magnezyum, sülfat ve sudan oluşmaktadır. Bu maddelerin düşük sıcaklık kristal yapısının 1837 yılından beri yanlış bilindiğini ispatlaması; ardından buzullar içerisindeki doğal oluşumunu kanıtlaması bilim dünyası için şaşırtıcı bir gelişmedir. Genceli-Güner’in keşfettiği ikinci mineral Ernstburkeite ise yine doğada sık bulunan magnezyum, metan, sülfat ve sudan meydana gelmektedir. Günümüzden 25.4 bin yıl öncesinde oluşan ve Antarktika buzulunun 576. metresinde bulunan bu mineral dünyamızın geçirdiği iklim çağlarının açıklanmasında bilim dünyasına yardımcıdır.
2014 yılında katıldığı İTÜ Kimya Mühendisliği Bölümü’nde kurduğu Kristalizasyon Laboratuvarı’nda, sürdürülebilir ÖDK teknolojisiyle Türkiye’nin ihtiyaçlarına yönelik atık ve proses çözeltilerini bertaraf çalışmalarına odaklanmaktadır. Çalışmalarında ayrıca Derin Ötektik Çözücüler gibi alternatif yenilikçi ayırma teknolojilerini uygulamaktadır. Güncel araştırma konuları arasında sodyum-bor-hidrürün hidrojen kaynağı olarak enerji taşıyıcı ve depolama aracı olarak kullanılabilmesi hedefiyle etkili katalizörler geliştirmek de bulunmaktadır.
Genceli-Güner İTÜ Kutup Bilimleri Yükseklisans Programı Anabilim Dalı Başkanı ve İTÜ-PolReC Kutup Araştırmaları Uygar Merkezi müdür yardımcısıdır. Kurmuş olduğu İTÜ Buzul Laboratuvarı'nda, ulusal kutup seferi sırasında ülkemize ilk ve tek kez getirilen Antarktika buz karotlarının içinde barındırdığı kristal yapıları ve mikroorganizmalar üzerine araştırmalar yapmaktadır. İzole ettiği mikroorganizmalarla gerçekleştirdiği biyoteknoloji uygulama araştırmaları, mineral keşifleri, ve sürdürülebilir ayırma teknolojileri çalışmaları ile Türk bilimini uluslararası platformda başarıyla temsil etmektedir. Dr. Elif Genceli-Güner, halen İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nde profesör olarak çalışmaktadır, evlidir ve bir kız çocuğu annesidir.
Kaynaklar:
Uluçay, Çağatay ve Enver Kartekin,1958. Yüksek Mühendis Okulu (Yük. Mühendis ve Yük. Mimar Yetiştiren Müesseselerin Tarihi), İstanbul, Berksoy Matbaası.
1957 – 1958 Teknik Üniversite Günü, Berksoy Matbaası, İstanbul, 1958.
İTÜ Vakfı Dergisi, 2023, Sayı: 92
Ercüment Özizmir, İTÜ Vakfı Dergisi, 1995-3, Sayı:17, Sayfa: 41-43
İTÜ ARI Yıllığı, 1944, 1945, 1950, 1947-1948, 1964.







Yorumlar