Geleceği Veri ve Teknolojiyle Tasarlamak: İTÜ’nün Sorumluluk ve Etki Odaklı Vizyonu
- Prof. Dr. Hasan Mandal
- 1 gün önce
- 10 dakikada okunur
İTÜ, 250 yılı aşan birikimi ile Türkiye’nin teknolojik bağımsızlığına ve dijital dönüşümüne öncülük ediyor. Yapay zekadan nükleer teknolojiye uzanan dev projeleriyle İTÜ, 2026 vizyonunda sadece bilgi üretmiyor; toplumsal etki ve stratejik kazanım için sorumluluk üstleniyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), iki buçuk asrı aşan köklü geçmişinden aldığı güçle, sadece bilgi üreten bir kurum olmanın ötesinde, ülkemizin ve insanlığın ihtiyaçlarına çözüm sunan bir "sorumluluk ve etki" merkezi olma misyonunu sürdürüyor. 2025 yılını geride bırakıp 2026 vizyonumuza odaklandığımız bu süreçte, üniversitemizin imza attığı projeler, teknik birikimimizin toplumsal faydaya ve stratejik kazanıma dönüşme kapasitesini bir kez daha kanıtlamaktadır.
Bugün İTÜ, "birilerinin davet etmesini beklemeden" görev üstlenen karakteriyle, Türkiye’nin teknolojik bağımsızlığına ve dijital dönüşümüne öncülük etmektedir. Bu kapsamda öne çıkan iki dev proje, geleceğin dünyasında nasıl bir konum alacağımızın en somut göstergeleridir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile İstanbul Kalkınma Ajansı destekli yapay zeka destekli laboratuvar altyapımız, geleneksel "ıslak deney" süreçlerini veri odaklı hızlı kestirimlerle birleştirerek, Türkiye’deki tüm üniversiteleri buluşturan dev bir platforma dönüşüyor. Bu, bilginin sadece laboratuvarda kalmadığı, farklı sektörlerde katma değer yarattığı yeni bir akademik dönemin kapısıdır.
Diğer yandan, 2030 Sanayi ve Teknoloji Strateji Belgesi’nde de vurgulandığı üzere İTÜ, nükleer teknolojilerin üssü olma yolunda tarihi bir sorumluluk üstlenmiştir. Geçmişteki birikimimizin stratejik bir kapasiteye evrilmesi, üniversitemizin ulusal hedeflerdeki kritik rolünü perçinlemektedir. Her iki girişim de yalnızca akademik birer çalışma değil; ülkemizin refahı ve geleceği için birer seferberlik ilanıdır.
İki Asırlık Mirastan Küresel Etkiye: İTÜ’nün Gelecek Vizyonu
“Mühendislik ve teknolojide dünyanın en iyi 79. üniversitesi olan İTÜ, iki asırlık birikimini küresel bir güç gösterisine dönüştürüyor. "Etki Sıralaması"nda dünya 48.’liğine yükselen üniversitemiz, 2026 vizyonuyla Türkiye’den dünya genelinde ilk 100’e girecek iki kurumdan biri olma hedefine emin adımlarla ilerliyor.”

İTÜ, 252 yıllık köklü geçmişiyle Türkiye’nin bilimsel ve teknik kalkınma hafızasını temsil ederken; bugün elde ettiği başarılarla geleceğin dünyasını inşa eden bir "sorumluluk ve etki" merkezi olarak konumlanmaktadır. 2025 yılını geride bırakıp 2026 vizyonumuza odaklandığımız bu stratejik süreçte üniversitemiz, sadece bilgi üreten bir kurum olmanın ötesine geçerek, birilerinin davet etmesini beklemeden toplumsal görev üstlenen dinamik yapısını bir kez daha kanıtlamıştır. Dünyanın en prestijli sıralama sistemlerinde ilk 300 üniversite arasına girme başarısı gösteren iki Türk üniversitesinden biri olmamız, özellikle mühendislik ve teknoloji odağımızı koruyarak küresel devlerle yarışmamızın en somut meyvesidir. Mühendislik ve teknoloji alanında dünyada 79. sırada, yani ilk 100’deki tek Türk üniversitesi olarak yer almamız, tarihsel birikimimizin küresel ölçekte nasıl bir stratejik güce dönüştüğünün tescilidir.
Üniversitemizin kamu yararına yürüttüğü vizyon projeleri; “ yapay zeka” laboratuvar altyapımız ve "nükleer teknolojilerin üssü" olma misyonumuz, İTÜ’nün ülkemizin tam bağımsızlık hedeflerindeki kritik rolünü simgelemektedir. Bu yaklaşımımız, bizi dünyadaki tüm üniversiteler arasında "Etki Sıralamasında" 48. sıraya, "Nitelikli Eğitim" göstergesinde ise dünya üçüncülüğüne taşımıştır. Bu başarılar, mezunlarımızın istihdam edilebilirliğinden kampüsümüzün yeşil dönüşümüne kadar uzanan bütüncül bir ekosistem zaferidir. Nitekim yeşil kampüs vizyonumuzla dünyada 25. sıraya yükselmemiz, sürdürülebilirliği bir akademik kültür haline getirdiğimizin en net göstergesidir.
2026-2030 perspektifinde hedefimiz, YÖK’ün belirlediği çerçeve doğrultusunda Türkiye’den ilk 100’e girecek iki üniversiteden biri olma iddiasını gerçeğe dönüştürmektir. Bu süreçte sadece dijital dönüşüm ve veri yönetimiyle değil; disiplinler arası düşünebilen, etik değerlere sahip, yenilikçi ve küresel perspektife sahip "geleceğin insan kaynağını" yetiştirerek fark yaratacağız. Kendi geliştirdiğimiz yazılımlarla dijital bağımsızlığımızı ilan ederken, Orta Vadeli Program’ın sunduğu fırsatları ülkemizin ve insanlığın hizmetine sunmaya kararlıyız. Bu başarı bir yönetimin ya da bir bölümün değil; akademisyeninden idari personeline, öğrencisinden mezununa kadar tüm İTÜ ailesinin ortak eseridir. Geçmişimizden aldığımız güçle, 2053 hedeflerimize doğru emin adımlarla yürürken, üretmeye ve öncü olmaya devam edeceğiz.
İTÜ’nün Küresel Rekabet Stratejisi: İtibar, İstihdam ve Akademik Dönüşüm
İstanbul Teknik Üniversitesi olarak 2026 yılına doğru ilerlerken, performans verilerimiz bize hem gurur duyacağımız bir tabloyu hem de odaklanmamız gereken kritik gelişim alanlarını net bir şekilde göstermektedir. 252 yıllık birikimimizin en somut yansıması, şüphesiz "İşveren Nezdinde Mezun İtibarı" ve "İstihdam Çıktıları" başlıklarındaki tartışmasız liderliğimizdir. Nitelikli eğitimde dünya üçüncüsü olmamızın arkasında, iş dünyasının İTÜ kimliğine duyduğu bu sarsılmaz güven yatmaktadır. 85.3 gibi yüksek bir puanla, ilk 100’deki üniversitelerin dahi üzerinde yer alan mezun itibarımız, en kuvvetli kalemimizdir. Ancak küresel ligde ilk 100 hedefimize ulaşmak için bu başarıyı "akademik itibar" ve "uluslararası iş birliği" ile taçlandırmak zorundayız.


Akademik itibar boyutu, önümüzdeki dönemde en büyük sıçramayı yapmamız gereken alanlardan biridir. Kendi içimizde başarılı olmamız yetmemekte; bu başarının uluslararası arenada görünür, kullanılır ve iş birliğine davet edilir bir nitelik kazanması gerekmektedir. Proje ve patent kapasitemiz yüksek olsa da, bu verilerin etkiye ve akademik itibara dönüşmesi için uluslararası araştırma ağlarında daha aktif yer almalı ve nitelikli atıf sayılarımızı artırmalıyız. Özellikle yayınlarımızın ilk %10’luk dilimde yer alması ve "açık bilim" çalışmalarına ağırlık verilmesi, akademik mükemmeliyet puanımızı yukarı taşıyacaktır.

Üniversitemizin en büyük yapısal zorluğu olan "öğretim üyesi başına düşen öğrenci oranı", stratejik olarak iyileştirmemiz gereken bir diğer başlıktır. Lisans öğrencilerimizin araştırma süreçlerine erken dönemde dahil edilmesi, mezuniyet sürelerinin optimize edilmesi ve uluslararası akademisyen/öğrenci sayılarının artırılması, bizi sıralamalarda daha adil bir konuma getirecektir. Bu noktada YÖK’ün bazı üniversiteleri özel mevzuat ve desteklerle farklılaştırma iradesi, bizim için kritik bir fırsat penceresidir. Rekabetin sadece uluslararası düzeyde değil, ülke içinde de arttığı bu dönemde; EELISA gibi platformlarla ördüğümüz uluslararası araştırma ağlarını, hoca ve öğrenci bazında da zenginleştirmek zorundayız.
Sonuç olarak İTÜ; sürdürülebilirlik, istihdam ve nitelikli eğitimdeki gücünü korurken; akademik itibar ve uluslararasılaşma alanlarında vites büyütecektir. İTÜ’nün potansiyelini küresel bir kapasiteye dönüştürmek ve ilk 100 hedefimize kararlılıkla yürümek için her bir akademisyenimizin, çalışanımızın ve öğrencimizin katkısı hayati önem taşımaktadır.
Araştırmada Mükemmeliyet: Proje ve Patentlerle Geleceği İnşa Etmek
“Araştırma bütçesinde 3 milyar TL eşiği: İTÜ, dış fon yaratma kabiliyeti ve dev projeleriyle Türkiye’nin Ar-Ge lokomotifi olmayı sürdürüyor. Merkezi Araştırma Laboratuvarı'ndan MATAM’a uzanan güçlü altyapısıyla üniversitemiz, araştırma mükemmeliyetini ulusal bir seferberliğe dönüştürüyor.”

İTÜ olarak 2026 yılına doğru ilerlerken, "Araştırmada Mükemmeliyet" vizyonumuzun en somut göstergesi olan proje, patent ve yayın kapasitemizde rekor düzeyde bir ivme yakalamış bulunuyoruz.. Özellikle uluslararası boyutta ERC gibi prestijli programlarda kurumsallaşma adımlarımızı sıkılaştırırken, bize bu yolda rehberlik eden TÜBİTAK ve başarılı örnekler sergileyen paydaşlarımızla kurduğumuz öğrenme ekosistemi, rakamlarımıza doğrudan yansımaktadır.
2025 yılı itibarıyla, sözleşmeye bağlanan araştırma fonu hacmimiz 3 milyar TL sınırına dayanmıştır. Bu devasa bütçe, üniversitemizin dış fon yaratma kabiliyetinin ve devletimizin İTÜ’ye olan güveninin bir tezahürüdür. TTO ve döner sermaye kanalıyla elde edilen başarıların yanı sıra, Strateji ve Bütçe Başkanlığı'ndan aldığımız desteklerin hacimsel olarak büyümesi, araştırma kapasitemizi ulusal öncelikli alanlara kanalize etmemize olanak sağlamıştır.
Özellikle Merkezi Araştırma Laboratuvarı gibi tamamen bağışçılarımızın desteğiyle yükselen altyapılarımız ve Türkiye İş Bankası iş birliğiyle hayata geçen MATAM gibi merkezlerimiz, üniversite-sanayi-hayırsever iş birliğinin Türkiye’deki en iyi uygulama örneklerini oluşturmaktadır.
Gelecek yılın en heyecan verici odak noktalarından biri şüphesiz "Uzay Teknolojileri" olacaktır. Türkiye Uzay Ajansı (TUA) tarafından aktarılan güçlü bütçeyle İTÜ, Türkiye’nin uzay çalışmalarının merkezi haline gelmektedir. Benzer şekilde, stratejik öneme sahip "Nadir Toprak Elementleri" projemiz gibi butik başlayıp büyük hedeflere koşan girişimlerimiz, 2026-2028 Orta Vadeli Programı’ndaki yerimizi sağlamlaştırmaktadır.

Üniversitemizin kendi öz kaynağı olan BAP fonundaki artış ise dikkat çekicidir. Teknopark gelirlerinden YÖK desteklerine, eğitim faaliyetlerinden gelen paylardan bağışlara kadar zenginleşen bu fon, araştırmacılarımız için çok daha esnek ve güçlü bir destek mekanizması sunmaktadır.
Araştırmada Sürdürülebilirlik ve Akademik Sorumluluk: 2026 Eşiğinde İTÜ
“Stratejik projelerde 6 milyon euroluk iş birlikleri, Q1 yayınlarında istikrarlı artış ve patentlerin ticarileşme hamlesiyle araştırmada sürdürülebilirlik dönemi başlıyor. Bağışçılarımızın desteğiyle yükselen yapay zeka temelli laboratuvar altyapımız, Türkiye’nin en gelişmiş araştırma ekosistemini eylül ayında kapılarını açmaya hazırlıyor.”
2025 yılında sözleşmeye bağlanan projelerimizin toplam hacminin 3 milyar TL sınırına dayanması, üniversitemizin dış fon yaratma kabiliyetindeki devasa artışın en somut kanıtıdır. Özellikle BAP bütçe limitlerimizi 2026 yılı için güncelleyerek, araştırmacılarımıza çok daha geniş bir hareket alanı tanıyoruz. TÜBİTAK projelerinde yakaladığımız ivme, özellikle reddedilen projelerin hocalarımız tarafından ısrarla revize edilerek sisteme geri kazandırılması, İTÜ’nün akademik direncinin ve mükemmeliyet arayışının bir göstergesidir.
Proje portföyümüzün çeşitliliği, stratejik gücümüzün temelidir. TEİAŞ ile imzaladığımız 6 milyon euroluk dev iş birliği gibi döner sermaye projelerinden, Avrupa Birliği’nin prestijli fonlarına; Nova ve 1773 İTÜ TTO yapılarımızdan, İSTKA ve kalkınma ajansı desteklerine kadar her alanda varlık gösteriyoruz. Patent tarafında ise artık tescil sayısından ziyade "nitelik ve ticarileşme potansiyeli" odaklı bir döneme geçiyoruz.
Akademik çıktılarımızda Q1 yayın oranlarımızın ve öğretim üyesi başına düşen yayın sayımızın artış eğiliminde olması sevindiricidir.

İTÜ’nün Bilimsel Etki ve Teknoloji Hamlesi: 2026 Vizyonuna Doğru
İTÜ olarak küresel akademik sıralamalarda ilk 100 hedefimize doğru yürürken, stratejik önceliğimiz sadece yayın sayısını artırmak değil, araştırmalarımızın niteliğini ve toplumsal etkisini "1" eşiğinin üzerine taşımaktır. Q1 yayı n oranlarımızdaki artış ve akademi-sanayi ortaklı makalelerdeki ivmemiz sevindirici olsa da, özellikle büyük fakültelerimizde atıf etkisini dünya ortalamasının üzerine çıkarma zorunluluğumuz bulunmaktadır.
Bağışçımız Yaşar Aydın Bey’in destekleriyle eylül ayında kapılarını açacak olan Merkezi Araştırma Laboratuvarı Türkiye’nin en gelişmiş yapay zeka temelli araştırma altyapısına ev sahipliği yapacaktır. Somali’deki fırlatma üssünün kontrol ve kumanda merkezinin İTÜ’den yönetilecek olması, üniversitemizi uzay teknolojilerinde küresel bir aktör haline getirecektir. Aynı zamanda, SMR tasarımı odaklı yeni Nükleer Teknopark projemiz, 100 milyon TL’lik özel bağış desteğiyle Türkiye’nin enerji bağımsızlığına hizmet edecek bir mükemmeliyet merkezi olarak yükselmektedir.
BAP bünyesinde başlattığımız 7,5 milyon TL bütçeli "Platform Projeleri", farklı fakültelerin ortak akıl ürettiği yeni modelimizdir. Boğaz akıntılarından elektrik elde edilmesinden erken teşhis sistemlerine, giyilebilir teknolojilerden kuantum algoritmalarına kadar desteklediğimiz 5 dev platform, üniversite içi özerkliğin ve kolektif başarının sembolüdür.

Öğrencilerimizi araştırmanın nesnesi değil, öznesi olarak konumlandırıyoruz. Başvuru sayısı 640’a ulaşan öğrenci projeleri ve yakında açılışı yapılacak 600 metrekarelik Milli Teknoloji Atölyesi, gençlerimizin fikirlerini ürüne dönüştüreceği bağımsız bir üretim sahası olacaktır. ASELSAN, TUSAŞ ve TUA gibi stratejik ortaklarımızın kampüs içi laboratuvarlarıyla sağladığı tematik derinlik, öğrencilerimize mezun olmadan dünya standartlarında bir deneyim sunmaktadır.
Sonuç olarak İTÜ; füzyon projelerinden nadir toprak elementlerine, afet yönetiminden dijital astronomiye kadar her alanda devletimizin "Bu işi İTÜ yapmalı" dediği kritik sorumlulukları üstlenmiştir.
Dayanışma ve Dönüşüm: İTÜ’nün Gelecek Tasavvuru

“EELISA platformuyla sınırları aşan üniversitemiz, ortak diploma ve yan dal modelleriyle dünyaya öncülük ediyor. Yerelde ise Teknik Üniversiteler Birliği liderliğiyle Türkiye’nin akademik ekosistemini yukarı taşıyan İTÜ, eğitim kalitesini evrensel bir dille taçlandırıyor.”
Üniversite-sanayi ve üniversite-hayırsever iş birliğinin Türkiye’deki en seçkin örneklerini kampüsümüzün her köşesinde görmek mümkündür. Densay’ın Denizcilik Fakültemize kazandırdığı binadan Aziz Yıldırım ve Yalırak desteğiyle alınan gemimize; Kolunsağ’ın Vadi yurtlarındaki kapsamlı yenilemesinden İş Bankası, Baykar, Yaşar Aydın ve Aksoy/Yamantürk gibi değerli isimlerin altyapı projelerimize sağladığı devasa katkılara kadar her adımda "İTÜ Ailesi" olmanın gururunu yaşıyoruz. Bu kurumsal bağlar, sadece fiziksel binalar değil, öğrencilerimizin dünya standartlarında yetişmesini sağlayan birer mükemmeliyet alanı inşa etmektedir.
Uluslararası arenada ise EELISA platformu ile yükseköğretimin sınırlarını yeniden tanımlıyoruz. 8 ülkeden 10 üniversitenin tek bir çatı altında toplandığı bu vizyoner projenin dönem başkanlığını üstlenerek; ortak diploma ve ortak araştırma modellerinde dünyaya öncülük ediyoruz. Özellikle İTÜ’nün yan dal modellerinin Avrupa’da örnek alınması, eğitim kalitemizin evrensel karşılığını göstermektedir. Yerelde ise Teknik Üniversiteler Birliği platformundaki liderliğimiz ve ortak proje çağrılarımızla, Türkiye’deki teknik eğitim ekosistemini yukarı taşıyoruz. 11 üniversitenin ortak ders açabildiği ve insan kaynağını paylaştığı bu model, ülkemizin stratejik hedefleri için hayati bir iş birliği zeminidir.
Eğitim tarafındaki istatistiklerimiz, üzerinde hassasiyetle durmamız gereken noktaları işaret etmektedir. Türkiye genelinde ilk yüzdeki 18 bölümümüzle en çok tercih edilen üniversite olsak da; yıllık 1.106 öğrencimizin kaydını sildirmiş olması, üzerinde fakülte bazında analiz yapmamız gereken bir veridir.
İTÜ’nün uluslararası itibarı, dersliklerimizde konuşulan dilin niteliği ile doğru orantılıdır. "İngilizce görünen ancak Türkçe işlenen ders" algısı, küresel bir marka olma vizyonumuzla bağdaşmamaktadır. Nasıl ki yayın üretkenliğinde hocalarımıza ayna tutuyorsak, yabancı dil hassasiyetimizde de aynı kararlılığı göstermeliyiz.
“YÖK tarafından tüm Türkiye’ye model kabul edilen "Bütünleşik Yüksek Lisans" (MasterBee) ve sosyal başarıyı belgeleyen "Mikrokredi" sistemiyle İTÜ, eğitim tasarımında sınırları zorluyor. Lisansüstü eğitimde uzmanlaşan enstitüleriyle üniversitemiz, küresel bir cazibe merkezine dönüşüyor.”
İTÜ olarak 2026 yılına, sadece teknik bilgi aktaran bir kurum olmanın ötesinde, "öğrenmeyi öğrenen" ve "birlikte üreten" bir ekosistem inşa etmenin gururuyla giriyoruz. Bu ekosistemin temeli, havuz derslerimizde başlattığımız yapısal reformlarla atılmaktadır. Kuiz yöntemleriyle derse katılımı teşvik ederken, devreye aldığımız "Yarı Zamanlı Öğrenci Asistanlığı" sistemiyle akran öğrenmesini kurumsallaştırdık. Artık sınıf ortamında sadece hocalarımız değil, bizzat öğrencilerimiz anlatıcı rolü üstleniyor. Temel bilimler ve İngilizce eğitimindeki bu sağlam zemin, üzerine inşa edeceğimiz uluslararası kariyer yolculuğunun en güçlü basamağıdır.

Bu nitelikli eğitimin en çarpıcı meyvesini Teknofest’te, dünya tarihine geçen bir başarıyla topladık. Dünyada ilk kez üç roketi aynı anda ateşleyebilecek teknik cesaret ve koordinasyon becerisini sadece İTÜ öğrencileri göstermiştir. Birbirine rakip takımların bir saat içinde kenetlenerek 1., 3. ve 5. rampalardan gerçekleştirdiği bu tarihi fırlatma, İTÜ’nün yetiştirdiği gençliğin sadece teknik kapasitesini değil, aynı zamanda kriz anındaki liderlik ve iş birliği ruhunu da kanıtlamıştır. Bu ruh, spor takımları hariç 237 kulüp ve takımla yaşayan, ders dışı öğrenmenin en verimli olduğu üniversite olduğumuzu belgelemektedir.

Türkiye’de ilk kez bizim başlattığımız ve bugün referans alınan "Mikrokredi" sistemi, öğrencilerimize akademik diplomalarının yanında, sosyal ve teknik faaliyetlerini belgeleyen özel bir transkript sunmaktadır. Bu belge, mezunlarımızın yurt dışı kariyerlerinde ve lisansüstü başvurularında onları rakiplerinden ayıran en değerli referans olacaktır. Ayrıca "MasterBee" programımızın YÖK tarafından "Bütünleşik Yüksek Lisans" adıyla tüm Türkiye için referans model kabul edilmesi, İTÜ’nün eğitim tasarımındaki liderliğinin bir tescilidir.


Lisansüstü eğitimde ise enstitülerimize yeniden yetki devri yaparak aidiyet ve uzmanlık odaklı bir dönemi başlattık. Sıfır Atık Enstitüsü’nün Birleşmiş Milletler desteğiyle yükselen binasından, YÖK tarafından sadece üniversitemize verilen Mühendislik ve Teknoloji Tarihi Enstitüsü’ne kadar uzanan bu geniş yelpaze, İTÜ’nü küresel bir cazibe merkezi yapacaktır. Araştırma Üniversitesi liginde elimizi güçlendirecek bu hamlelerle, doktora ve yüksek lisans kapasitemizi nitelikten ödün vermeden artıracağız.
Büyük Dönüşümün Eşiğinde İTÜ: 2026 Vizyonu ve Küresel Liderlik Hedefi
“Çin’den İngiltere’ye uzanan araştırma ağları ve EELISA dönem başkanlığıyla İTÜ, küresel bir cazibe merkezine dönüşüyor. Yabancı öğrenci oranını %10’a çıkarma hedefi ve İngilizce eğitimde mutlak kalite vizyonuyla, İTÜ markası küresel ligin ilk 100 kapısını aralıyor.”
İTÜ, 252 yıllık köklü geçmişinden aldığı güçle, 2026 yılına sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en saygın eğitim ve teknoloji üslerinden biri olma kararlılığıyla giriyor. Üniversitemizin 2025 yılındaki performans grafiği; akademik mükemmeliyet, fiziksel altyapının modernizasyonu ve toplumsal etki odaklı projelerle dolu bir başarı tablosunu ortaya koyuyor.
Akademik Çeşitlilik ve Sektörel Güç Birliği
Lisansüstü eğitimde uzmanlaşma stratejimiz doğrultusunda, Mühendislik ve Teknoloji Tarihi Enstitüsü gibi özgün yapıları devreye alırken; iç mimarlık, uzay mühendisliği ve bilişim uygulamaları gibi stratejik alanlarda yüksek lisans ve doktora programlarımızı güçlendiriyoruz. Özellikle ASELSAN, TUSAŞ ve MKE ile yürüttüğümüz akademi odaklı programlar sayesinde, sadece mevcut personeli eğitmiyor, en yetenekli genç araştırmacıları İTÜ bünyesine katarak geleceğin insan kaynağını inşa ediyoruz. Borsa İstanbul ile imzalayacağımız protokol gibi adımlar, finansal teknolojilerden savunma sanayisine kadar her alanda İTÜ imzasını perçinlemektedir.
Uluslararasılaşma: Zayıf Halkadan Küresel Cazibe Merkezine

Eğitim ve araştırmada uluslararasılaşma, 2026 yol haritamızın en kritik başlığıdır. EELISA gibi Avrupa çapındaki dev platformların dönem başkanlığını yürütürken; Karabağ’dan Taşkent’e, Çin’den İngiltere’ye uzanan bir iş birliği ağı örüyoruz. Ancak gerçek bir küresel üniversite olmanın yolu, kampüsümüzdeki yabancı araştırmacı ve öğrenci sayısını artırmaktan geçmektedir. Mevcut %4,3’lük yabancı öğrenci oranımızı %10’a çıkarma hedefimiz doğrultusunda, İngilizce eğitim kalitemizdeki hassasiyetimizi en üst düzeye taşıyoruz. Ortak diploma programlarımıza getirdiğimiz taban puan uygulamasıyla, İTÜ markasının seçkinliğini korurken; Çin’in Nanjing ve Shanghai Maritime gibi üniversiteleriyle kurduğumuz ortak laboratuvarlarla bilimsel diplomaside öncü rol üstleniyoruz.
Fiziksel Dönüşüm ve Kampüs Yaşamı
İTÜ kampüsleri, tarihinin en büyük inşa ve modernizasyon sürecinden geçiyor. Turgut Özal Kongre ve Öğrenci Merkezi’nin açılışıyla 33.000 metrekarelik devasa bir sosyal ve akademik alan kazanırken; Havacılık-Uzay, Gemi İnşaatı ve Merkezi Laboratuvar binalarımız 2026 yılı içinde tamamlanarak yapay zeka ve yüksek teknoloji odaklı çalışmaların merkezi olacaktır. 1700 kişilik yeni erkek yurdumuzun eylül ayında açılmasıyla barınma sorununda büyük bir rahatlama yaşanacaktır.

Emlak Konut iş birliğiyle hayata geçireceğimiz 850 konutluk yeni lojman projesi, doktora sonrası araştırmacılarımız için tasarlanan 1+0 birimler ve 1000 araçlık kapalı otopark ile birleşerek, hocalarımızın ve araştırmacılarımızın yaşam kalitesini artıracak stratejik bir yatırımdır. Ayrıca, tamamen yenilenen olimpiyat standartlarındaki stadımız, yeni kapalı spor salonumuz ve "Spor Dostu Kampüs" belgemizle, öğrencilerimize sadece akademik değil, sosyal açıdan da eksiksiz bir ekosistem sunuyoruz.
Geleceğin İmzası: Mikrokredi ve Teknofest Ruhu
İTÜ, eğitimi dersliklerin dışına taşıyan modellerin mimarıdır. Türkiye’ye emsal olan "MasterBee" ve "Mikrokredi" sistemlerimizle, öğrencilerimizin sosyal sorumluluk ve takım çalışmalarını transkriptlerine işleyerek onlara küresel bir pasaport veriyoruz.
Stratejik Hedefler ve Teşekkür
2027-2031 Stratejik Planı hazırlıklarımıza başlarken; mezunlarımızın küresel etkisini ölçen metrikler geliştirmeyi, her yıl en az 10 küresel startup çıkarmayı ve kamu dışı finans kaynaklarımızı çeşitlendirmeyi ana hedef olarak belirledik. 400 milyon TL’ye ulaşan burs hacmimizle öğrencimizin yanında durmaya, Kilyos ve Gökçeada’daki arazilerimizi teknoloji test sahalarına dönüştürerek sınırları zorlamaya devam edeceğiz.
Bu büyük başarı hikayesinde emeği geçen, 93 milyon TL’lik bağışla denizcilik eğitimini ayağa kaldıran mezunlarımızdan; afet merkezine kişisel bütçesini vakfeden hocalarımıza, gece gündüz çalışan idari personelimizden hayallerini İTÜ ile fırlatan öğrencilerimize kadar tüm ekosistemimize teşekkür ediyorum.
İTÜ, Türkiye’nin itibarını dünyaya taşıyan o büyük geminin kaptanı olmaya devam edecektir.




Yorumlar