top of page

Türkiye’nin Kutup Politikası ve Ulusal Seferler



Arktik ve Antarktika’da ülkemizin de görünür olması ve buna bağlı olarak bölgelerin gelecek planlamalarının içinde olmasının önemi açıktır. Kutup bölgelerinde var olmanın temel dinamiği ise bilimdir. Antarktika Antlaşmalar Sistemi uyarınca sadece bilimsel ilgisini kanıtlayan ve bunun için sürdürülebilir bilimsel faaliyette bulunan devletlere söz hakkı tanındığı görülmektedir. Bu noktada Türkiye’nin kutuplara olan ilgisini ve bilimsel faaliyetlerini artırması elzemdir…


Kutup bölgeleri dünyamız için özel ve aynı zamanda önemli bölgelerdir. İklimi, coğrafyası, canlıları, ulaşımı ve kaynakları itibari ile kendine has özellikler barındıran gezegenimizin doğal laboratuvarı olma özelliğini taşımaktadır. Dünyamızın geleceğini şekillendireceği anlaşılan “İklim Değişikliği” kavramının temel parametrelerinin izlendiği, aynı zamanda zengin mineral ve maden yataklarını barındıran kutup bölgelerinin, ayrıca, yeni deniz ticaret rotalarına da ev sahipliği yapması olası görülmektedir. Dünya ticaretinin ağırlıklı olarak denizler üzerinde yapıldığı düşünüldüğünde, kutup bölgelerinin giderek önemi artan bölgeler olduğu görülmektedir.

Tüm bunlar dikkate alındığında, dünyanın bilimsel, teknolojik, iktisadi ve diplomatik açıdan kutup bölgeleri ile neden ilgilendiği anlaşılmaktadır.




Kutup bölgelerinin giderek artan önemi üzerine devletlerin uluslararası politikalarını başarılı bir şekilde yönetmek amacıyla yeni kurum ve uygulamalara büyük bütçeler ayırarak kamu diplomasisi alanındaki güç potansiyellerini ve faaliyetlerini artırmayı amaçladıkları görülmektedir. Ülkeler, coğrafi yakınlıklarını, bilimsel çalışmalarını, iktisadi ve diplomatik çıkarlarını ve tarihi bağlarını neden göstererek kutup bölgeleri üzerinde hak iddia etmekte ve bu bölgelere ilgilerini giderek arttırmaktadır. Ayrıca Kuzey Kutup Bölgesi'nde olduğu gibi ekonomik faaliyetler yürütmektedirler. Hâlihazırda, ABD, Rusya ve Çin başta olmak üzere, birçok ülke kutup bölgeleri ile ilgili stratejiler geliştirmektedir. Türkiye, tüm dünya ülkeleri gibi, kimseye ait olmayan kutup bölgeleri üzerinde etkin bir kamu diplomasisi süreci yürütmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda, ülkemizin de başlamış olan bu yarışa katılması önem arz etmektedir.


Kutup Bölgeleri

Coğrafya derslerimizden biliriz ki, konum; enlem ve boylam olarak adlandırılan büyüklükler ile ifade edilmektedir. 66° 33’K enleminin kuzeyi, Kuzey Kutup Bölgesi, 66° 30’ G enleminin güneyi ise Güney Kutup Bölgesi olarak adlandırılmaktadır. Dünyamızın yaklaşık 23° 30’ eğim açısı ile dönmesi nedeniyle, kutup bölgelerinde gece-gündüz değişiminde en az bir gün tam gece ve en az bir gün tam gündüz yaşanır. Kuzey Kutup Bölgesi, büyük çoğunluğu okyanus ve deniz buzları ile kaplı yaklaşık 21 milyon kilometrekarelik alanı ifade etmektedir. Arktik Okyanusu olarak ifade edilen bu denizalanı, Asya, Avrupa ve Amerika kıtalarının kuzey sınırlarını teşkil etmektedir. Yılın büyük çoğunluğunda deniz buzları ile kaplı olan Arktik Okyanusuna, kıyıdaş bölgede yaklaşık 4 milyon nüfus yaşamaktadır. ABD, Rusya, Kanada, Norveç ve Danimarka’nın (Grönland) kıyıdaş olmasının yanı sıra, İsveç, İzlanda ve Finlandiya’nın da coğrafi yakınlıkları söz konusudur. Arktik Okyanusu, maden yatakları açısından oldukça zengindir, deniz yolu ulaşımında önemli bir rotadır, balıkçılık için önemli bir alan olmasının yanı sıra, mevsimleri oluşturan sıcak ve soğuk akıntıların da kavşak noktasıdır. Siyasi açıdan, 1996’da Ottawa Deklarasyonu ile kurulan “Arktik Konseyinde” bölgenin korunması ve yaşatılmasına yönelik kararlar alınmıştır. Bu konseye yukarda sayılan 8 ülke üye olup, gözlemci statüsünde 13 ülke bulunmaktadır.


Güney Kutup Bölgesi ise, Antarktika kıtası ve çevre okyanusu (Güney okyanusu) olarak tanımlanan bir coğrafyayı temsil etmektedir. Dünyanın en son keşfedilen kıtası olan Antarktika, Türkiye’nin yaklaşık 17 katı büyüklüğünde ve herhangi bir siyasi otoriteye tabi olmayan tek kara parçası olma özelliği taşımaktadır. 1946’da Antarktik ekosistemini korumaya yönelik uluslararası sözleşme imzalanmış olsa da 1959’da soğuk savaş dönemindeki artan silahlanma yarışı endişesiyle kıta üzerinde nükleer denemelerin yasaklanmasını öngören müzakereler ile kıtanın çevre korunması önceliği taşıyan ve hak iddialarını donduran Antarktika Antlaşması yürürlüğe girmiştir. 1964’te Antarktika Flora ve Faunasını korunması için adımlar atılmış ve 1972’de deniz canlıları da kapsayacak şekilde genişletilmiştir. 1991 yılında imzalanan çevre protokolü ile de kıtadaki insan aktivitelerini düzenlemeye yönelik adımlar atılmakla beraber kıtanın çevresel muhafazasına yönelik hukuki maddelerle kıta güvence altına alınmıştır. Antarktika Antlaşmalar Sistemi olarak isimlendirilen bu hukuki metne taraf devletlerin sayısı bugün elli dörde ulaşmıştır. Ülkemiz antlaşmayı 1995 yılında imzalamıştır. Ülkemizin kutup bölgeleri ile olan bağlantısı çok eski 1528’deki haritasında ise Arktik okyanusuna sınır olan ülke kıyıları (Grönland) gösterilmektedir. Ayrıca Takıyüddin ve Kâtip Çelebi’nin kutup bölgeleri ile ilgili yaptığı çalışmalar da tarihi süreç içinde ülkemizin ilgisini ortaya koymaktadır. Modern anlamda Antarktika’ya araştırma amacıyla giden ilk Türk bilim insanı Prof. Dr. Atok Karaali’dir. İyonosfer fizikçisi olan Karaali, Antarktika’da bir yıl kadar araştırmalar yaparak bugünkü çalışmalara ışık tutacak önemli sonuçlar elde etmiştir. Bu katkılarından dolayı kıtanın güneyinde 75° 22’ 00”G, 137° 55’ 00”B koordinatlarında yer alan kayalıklara “Karaali Kayalıkları” denmektedir. Bununla birlikte, Umran İnan ve Serap Tilav’da önemli bilimsel çalışmaları nedeniyle kıtada farklı bölgelere adı verilen diğer Türk bilim insanlarımızdır.


Türkiye’nin Kutup Politikası

Arktik ve Antarktika’da ülkemizin de görünür olması ve buna bağlı olarak bölgelerin gelecek planlamalarının içinde olmasının önemi açıktır. Kutup bölgelerinde var olmanın temel dinamiği ise bilimdir. Antarktika Antlaşmalar Sistemi uyarınca sadece bilimsel ilgisini kanıtlayan ve bunun için sürdürülebilir bilimsel faaliyette bulunan devletlere söz hakkı tanındığı görülmektedir. Bu noktada Türkiye’nin kutuplara olan ilgisini ve bilimsel faaliyetlerini artırması elzemdir. Özgün, verimli, işbirliğine açık ve sürdürülebilir bilimsel çalışmaların yapılması ülkemizi küresel ortak konumuna getirmektedir.



2015 yılına kadar yapılan çalışmaların münferit çalışmalar olduğu ve siyasi ve diplomatik ülke politikası içinde kapsamlı olarak yer almadığı söylenebilir. Bu tarihte kurulan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), Kutup Araştırmaları Uygulama Araştırma Merkezi (PolReC) ile ilk defa ülkemizde tüm enerjisini kutuplar üzerine çalışmaya adayan bir kurum ihdas edilmiştir. PolReC, kısa zamanda kendisini kamu otoritesine tanıtmış ve kutup çalışmalarının

T.C. Cumhurbaşkanlığı himayesine, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı sorumluluğuna alınması sonrasında, 2017, 2018 ve 2019 yıllarında düzenlenen Ulusal Antarktika Bilim Seferlerinin (TAE) koordinasyon ve liderlik görevini üstlenmiştir. Ayrıca, 2019 yılında da İş Bankası’nın sponsorluğunda ilk Ulusal Arktik Bilim Seferi (TASE) İTÜ PolReC koordinasyonunda başarı ile icra edilmiştir. İTÜ PolReC çatısı altında başlayan kutup çalışmaları 2019 yılında, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) bünyesinde kurulan Kutup Araştırmaları Enstitüsü’ne (KARE) taşınmıştır. 2020, 2021 ve 2022 yıllarında düzenlenen Ulusal Antarktika Bilim Seferleri’ni KARE koordine etmiştir. Seferler kapsamında, 75 bilimse proje icra edilmiş ve 90’ın üzerinde bilimsel makale ulusal ve uluslararası dergilerde yayınlanmıştır. 2017-2022 yılları arasında İTÜ PolReC ve KARE koordinasyonuyla 5 çalıştay düzenlenerek bilimsel faaliyetler sürdürülmektedir.


“İTÜ PolReC çatısı altında başlayan kutup çalışmaları 2019 yılında, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) bünyesinde kurulan Kutup Araştırmaları Enstitüsü’ne (KARE) taşınmıştır. 2020, 2021 ve 2022 yıllarında düzenlenen Ulusal Antarktika Bilim Seferleri’ni KARE koordine etmiştir. Seferler kapsamında, 75 bilimse proje icra edilmiş ve 90’ın üzerinde bilimsel makale ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmıştır.”

Bununla birlikte, kutup bölgeleri konusunda ülkemizin yeterince bilinç ve bilgiye sahip olduğu söylenemez. Bu bilinç düzeyinin mutlaka artırılması gerekmektedir. Bu amaçla, İTÜ PolReC ve TÜBİTAK MAM KARE seminer söyleşilerinden festivallere her yaştan kitleyi eğitmeyi ve bilgilendirmeyi, Kutup bölgeleri konusunda farkındalık yaratmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, lise öğrencileri için Kutup araştırmaları projeleri yarışmasında 700’ün üzerinde başvuru alınmış, 22 proje ödüllendirilmiştir. Ayrıca, Türkiye’nin farklı illerinde düzenlenen 8. Konya Bilim Şenliği, Erzurum Kış Bilim Şenliği ve Antalya Bilim Şenliği gibi eğitim ve bilinçlendirme etkinliklerine aktif katılım sağlanmaktadır. Pandemi koşullarına rağmen 1,5 milyon insanın ağırlandığı ilk ve tek havacılık-teknoloji festivali olan TEKNOFEST’te ziyaretçilerle eğlenceli bir ortamda etkileşim kurarak, kutup araştırmaları ve ulusal kutup etkinlikleri hakkında bilgilendirme sağlamıştır. Kutup Seferleri’nin anlatıldığı dört adet belgesel çekimi yapılarak daha geniş kitlelere bilginin aktarılması hedeflenmektedir. TÜBİTAK MAM KARE kurulduğu günden bu yana Türkiye’de binlerce kişiye ulaşarak kutup araştırmalarının önemi, kutup bölgeleri ve bunların küresel iklim değişikliği ile ilişkisi hakkında bilgi vermektedir. Bu amaçla düzenlenen etkinlikler, basılı yayınlar, proje yarışmaları, çevrimiçi sunum ve seminerler, festivaller ve belgeseller ile büyük bir farkındalık yaratılmaktadır.


Bu değerlendirmeler ışığında, Antarktika Antlaşmalar Sistemi’nin daha uzun yıllar kıtada belirleyici bir unsur olarak kalacağı ve Arktik Konseyi’nin önemini koruyacağı değerlendirilmektedir. Ülkelerin yaptığı/yapacağı bilimsel faaliyetlere istinaden söz sahibi olacağı düşünülmektedir. Bu açıdan bakıldığında kutup bölgelerindeki güç dengelerinin devletlerin dış politikalarının belirlenmesinde etkin bir rol alacağı anlaşılmaktadır. Kutup bölgelerinde bulunan zengin maden yatakları, petrol ve doğalgaz rezervlerinin net bir şekilde ortaya konması, maliyet-etkin çözümler ile ulaşılabilir kılınması ve dünya rezervinin azalması sonucu uluslararası mücadelenin artabileceği değerlendirilmiştir. Kısa vadede ülkemizin kutup bölgelerinde bilimsel faaliyetlerini sürdürmesi, kaliteli bilimsel sonuçlar ile uluslararası görünürlüğünü arttırması ve uzun vadede de kendi bilim istasyonları, araştırma gemisi ve uluslararası çok disiplinli işbirliği projeleri ile bilimsel çalışmalarını sürdürülebilir kılması önem arz etmektedir.


Prof. Dr. Burcu Özsoy

İTÜ Denizcilik Fakültesi, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü

İTÜ Kutup Araştırmaları Uyg-Ar Merkezi

TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü

bottom of page