top of page

Prof. Dr. Mithat İdemen Bilimsel Çabanın Romantik Yolcusu

Urfa'da filizlenen matematik sevdasını daha sonra İTÜ'de ve Sorbonne'da olgunlaştıran Mithat İdemen Maxwell denklemlerine getirdiği distribüsyon yorumuyla elektromagnetik alandaki süreksizliklerin; karmaşık difraksiyon problemlerini, kendi üzerine sonsuz defa sarılan sanal uzaylara genişletip çözerek de Turkish School'un mimarı oldu. Ayrıca, Lorentz formüllerinin Maxwell denklemlerinin bir matematik sonucu olduğunu göstererek de özel rölativite teorisini Maxwell'in koruması altına aldı.


SUNUŞ

Bu söyleşi (röportaj); başta İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Elektrik-Elektronik Fakültesinde olmak üzere, hem uluslararası alanda hem de Türkiye’nin benzer birçok bilimsel kurumunda bilgisiyle ve emekleriyle büyük katkılar sağlamış olan hocamız Prof. Dr. Mithat İdemen’in bilimsel ve akademik serüvenini tanıtmak üzere hazırlanmıştır.


Söyleşi; içerik olarak sadece bir bilim insanının hayat hikâyesinin aktarıldığı bir doküman değil, aynı zamanda genç kuşaklara bir bilim insanının nasıl yetiştiğinin yöntembilimini (metodolojisini) de aktarmaktadır. Zengin içerikli bu söyleşi, ülkemizin bir dönemindeki siyasi tarihine ışık tutarken İTÜ gibi köklü bir kurumun bu tarihsel süreç içindeki dinamiklerini de gözler önüne sermektedir. Ayrıca hocamızın bilimsel çalışmalarının evrensel bilime getirdiği katkılara ilişkin detaylar da özetlenerek bilim yolculuğuna çıkacak olanlara örnek bir isteklendirme (motivasyon) kaynağı olarak sunulmaktadır...


Söyleşinin kavramsal başlığı olan "Bilimsel Çabanın Romantik Yolcusu" ise bilim yaparak doğayı anlarken kendini de anlayabilenlerin yolculuğudur. Kısacası, bilimi bilim için yaparken sanatsal hazzı alabilenlerin yolculuğudur; hocamızın bilim yaparken kullandığı orijinal felsefi yaklaşımının ta kendisidir…


Hocamızı 91. yaşı içerisinde bir kez daha sevgi ve saygıyla anıyoruz. Sevgiyi, emeği ve bilimin değerini unutmamak ve her daim hatırlatmak adına…

 

SÖYLEŞİ

(Serhat Şeker-S.Ş. /Mithat İdemen-M.İ.)


S. Ş.: İnsanlar değişik kültürel ortamlarda dünyaya geliyorlar ve o kültürlerin etkisi altında kişiliklerini biçimlendiriyorlar. Bu ortamların en etkini, şüphesiz ailedir. Aileden hemen sonra gelen ise yaşanılan şehir veya kasabadır. Siz "peygamberler şehri" olarak tanınan bir şehirde doğdunuz ve yaşamınızı pozitif bilimlerin, özellikle de matematiğin etkin olduğu akademik ortamlarda sürdürdünüz. Bunda ailesel kültürün etkisi büyük olmalı. Sizin içine doğduğunuz aileniz nasıl bir kültüre sahipti?


M.İ.: Ben Cumhuriyet'in 12. yılında Urfa’da doğmuşum. Yıldız Sarayı Arşivleri’ndeki kayıtlara göre benden sekiz kuşak gerideki atalarım, 17. yüzyılın sonlarında Rakka’dan Urfa’ya göç ederek orada, Harran Ovası'nda geniş toprak sahibi olmuşlar; 1721 ve 1741 yıllarında kayıtlara kendi adlarıyla geçen bir cami ve bir medrese yaptırarak yerli halkla kaynaşmışlar. Yine Osmanlı kayıtlarından anlaşıldığı üzere, bol miktarda taşınmaz mallarını bağışlayıp bir vakıf kurarak o caminin ve medresenin bakımının ve oralarda görevli personelin (imam, müezzin vb.) maaşları ile medresedeki mollaların harçlıklarının teminini garanti altına almışlar.


O vakıfnameye göre, artan yıllık gelir ise hayatta olan evlatlarına eşit olarak paylaştırılıyor. Bugün bu vakıf, Vakıflar Genel Müdürlüğünün kontrolü altında bulunuyor ve Mazbut İbrahimiye Vakfı olarak anılıyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü her yılın ilk çeyreğinde bana, ağabeyime ve diğer akrabalarımıza hissemizi düzenli olarak gönderiyor. Gönderilen meblağ birkaç on bin lira mertebesinde küçük olsa da onu, bir emekli albay akrabamın dediği gibi, "kutsal para" olarak kabulleniyor ve erişebildiğimiz bütün evlatları bir mekânda toplayarak atalarımızı rahmetle anıyoruz.

 

S.Ş.: Çocukluk günlerinizi yaşadığınız ortam olarak Urfa’nın kişiliğinizin oluşmasına katkısı ne olmuş olabilir? Urfa nasıl bir şehirdi?


M. İ.: Tarih kitaplarındaki kayıtlara göre Urfa, bir zamanlar Kudüs Krallığı’na bağlı önemli bir kontluk imiş ve zaman zaman kadınlar tarafından yönetiliyormuş. İkinci Haçlı Seferi'nin de İmadettin Zengi tarafından zapt edilmiş olan Urfa’nın kurtarılması amacıyla bizzat papalık tarafından düzenlenmiş olduğu söyleniyor. Bugünlerde yapılan arkeolojik kazılardan çıkarılan göz kamaştırıcı eserler, Urfa’nın çok parlak bir geçmişe sahip olduğunu gösteriyor.

Çocukken büyüklerin kendi aralarındaki konuşmalarından edinmiş olduğum izlenime göre Osmanlı döneminde Urfa’da Müslümanlar, Ermeniler, Süryaniler, Yahudiler, Türkler, Araplar ve Kürtler hep bir arada, huzur içinde yaşamışlar; bölgeye özgü bir mutfak, edebiyat, müzik ve dans kültürü oluşturmuşlar. Geçmiş öyle imiş ama benim çocukluk günlerimde durum hiç de öyle değildi. Birinci Dünya Savaşı’nın biraz öncesinde ve savaş günlerinde durum çok değişmiş. Şehirde Türklerin dışında çok az sayıda Kürt, Arap ve Yahudi kalmıştı. Okuma yazma bilen insan yok denecek kadar azdı. Soylu ve varlıklı ailelerin erkek çocukları ilkokula giderler; orada okuma yazma ve basit hesap teknikleri öğrenirler, ortaokula gitmeyi genellikle gerekli görmezlerdi; lise zaten yoktu.


Kenar mahallelerde yaşayan fakir ailelerin çocukları ise tümden sokaklarda dolaşır, okula giden çocuklara sataşırlardı. Hatta sindirdikleri bazı çocukların günlük harçlıklarını da ellerinden alırlardı. Biraz daha büyümüş olanların hepsi ceplerinde sustalı bıçaklar taşır; yarattıkları yapay bahanelerle kavga ettikleri kişileri, kendilerinden çok büyükleri bile yaralayıp kaçarlardı. Yaşları küçük göründüğü için polis ve savcı bunlarla başa çıkamazdı. Bu nedenle ben, bunlarla karşılaşma şansını minimuma indirmek için okul dışındaki zamanımı hep evde bir şeyler okuyarak geçirmeye çalışırdım. Okumaya çalıştıklarım arasında benden üç yaş büyük olan ağabeyimden kalmış matematik kitapları da vardı. Oradaki çözümlü problemleri, düzeyi bana göre çok yüksek olsa da zevk duyarak okur, anlamaya çalışırdım ve zamanım çok olduğu için de o problemleri değişik yönlerde genişleterek çoğaltmayı denerdim.

 

S. Ş.: Okul arkadaşlarınız ve öğretmenleriniz matematiğe olan ilginizi fark ediyorlar mıydı?


M. İ.: Ortaokulun ikinci sınıfındayken Rıfat Türkeli adlı bir matematik öğretmenimiz vardı. Pala bıyıklı, elindeki deri çantasını kurumla sallayarak yürüyen, okuldaki bütün öğrencilerin ve hocaların derin saygısını üzerinde toplamış olan bir zattı o. Çarşı esnafı da onu öyle kurumla yürüyor gördüklerinde "Riyaziyeci gidiyor," diye birbirlerine gösterirlerdi. Hocamız bir gün bize, "Evde kendiniz bir problem uydurun ve çözüp getirin," demişti. O günlerde orantı hesapları okuyorduk. Ben, ders kitabımızdaki problemlerde bazı sayıları veya sözcükleri değiştirerek bir problem yazmanın yeni bir problem uydurmak demek olmadığını düşünmüş ve kendimce, kitabımızda olanlara benzemeyen bir problem oluşturmaya çalışmıştım.


Ödevi teslim ettiğimiz günden sonraki derste Rıfat Bey, daha önce geçirmiş olduğumuz sınava katılamamış olan arkadaşlarımız için bir sınav yapacağını söyleyerek bazı arkadaşlarımızı yerlerinden kaldırdı ve sınava girecek olanları onların yerine oturttu. Sonra da o meşhur çantasını en öndeki sıranın üzerine koyup içindeki kâğıtların arasından birini aradı ve çekip çıkararak tahtaya doğru yürüdü. Çantanın içini görmüş olan öndeki çocuklar hemen arkaya dönerek bana, "Senin kâğıdın o!" dediler. Baktım, gerçekten Rıfat Bey benim uydurduğum problemi yazıyor; hem de hiçbir şeyi değiştirmeden. Sınava katılan arkadaşlarımın hiçbiri o problemi tam çözememişti. Teneffüste bana çok takıldılar, "Bizi yaktın!" dediler.

Uydurmuş olduğum problem şöyleydi (sayıları şimdi hatırlamıyorum):


Üç arkadaş değişik miktarda para ortaya koyarak bir işe girişiyorlar. Bir yılın sonunda iş bitecek ve kazançlarını koymuş oldukları paralar oranında bölüşecekler. Yılın bitmesine birkaç ay kala arkadaşlarından biri zorunlu bir nedenle parasını geri istiyor. Diğerleri bunu anlayışla karşılayarak arkadaşlarının parasını geri veriyorlar ve yıl sonunda elde edecekleri kazançtan ona da kâr vereceklerini söylüyorlar. Kâr nasıl bölüşülecek?


Problem çok basitti ama hocamızın o davranışı ve arkadaşlarımın ondan sonra bana gösterdiği ilgi asla küçümsenecek bir şey değildi. Bendeki matematik hayranlığı, belki de farkında olmadan böylece filizlenmişti.

 

“Tarih boyunca çok kültürlü yapısıyla parlayan Urfa, savaş sonrası dönemde nasıl bir dönüşüm geçirdi? Mithat İdemen, çocukluk yıllarının Urfa’sındaki eğitim boşluğunu, sokaktaki sert yaşamı ve bu zorlu atmosferde ağabeyinin matematik kitaplarına tutunarak yarattığı kendi dünyasını gözler önüne seriyor. ”

 

S. Ş.: Hocanızın o davranışı gerçekten çok ilginç. Sanki arkadaşlarınıza, o problemin bir arkadaşları tarafından düşünülmüş olduğunu belli etmeye çalışmış. Tamamen bunun gibi olmasa da buna benzer başka örnekler yaşadınız mı?


M. İ.: Ben ortaokulu bitirdiğimde lise eğitimi dört yıla çıkarılmıştı (biz liseyi bitirdiğimizde tekrar üç yıla indirildi!). Lisenin ilk iki yılını Urfa’da okumuş, onu izleyen yaz tatilinde de geri dönmemek üzere İstanbul’a göç etmiştik. İstanbul’da Pertevniyal Lisesine gidiyordum. 1951 yılının son günlerinden birinde okul çıkışı eve giderken Fatih semtindeki ana caddenin üzerinde bulunan bir bakkal dükkânının camında "matematik dergisi" diye bir şey gözüme çarptı. Bakkal; peynir, zeytin vb. yiyeceklerin yanı sıra matematik dergisi de satıyordu! Hemen içeri girdim ve o dergiyi aldım.


Dergi; Çapa Eğitim Enstitüsü, Haydarpaşa Lisesi, Kuleli Askeri Lisesi vb. liselerin öğretmenleri tarafından çıkarılıyormuş. İçinde dergiyi çıkaranların yazdığı, değişik matematik konularında bir sayfa kadar ilginç bilginin yanı sıra, dergiyi çıkaranların çözdüğü ilginç birkaç problem vardı. Üçüncü sayıda dergiye, okuyucuların çözüp kendilerine göndermelerini istedikleri müsabaka problemleri eklendi. İyi çözüm gönderecek olanların adları bir sonraki sayıda yayımlanacak; sene sonunda yapılacak kura çekiminde kazanacak olanlara da gelecek yıl çıkacak olan dergiler ücretsiz gönderilecekti. Müsabaka problemleri lisenin birinci, ikinci ve üçüncü sınıfındaki öğrenciler için ayrı ayrı düzenlenmişti (dördüncü sınıf henüz yoktu!).

 

Ben üçüncü sınıf için konmuş olan bir problemi çözüp göndermiştim. Sonraki sayıyı aldığımda gördüm ki benim gönderdiğim çözümü olduğu gibi basmışlar, altına da "Mithat İdemen, Pertevniyal Lisesi" diye yazmışlar. Daha alta da Türkiye’nin değişik liselerindeki çok sayıda öğrencinin adı sıralanmıştı. Benzer şekilde, başka problemlerin altında da başka öğrencilerin adı vardı. Büyük bir hevesle müteakip sayılardaki problemler için de çözümler gönderdim ve her seferinde benim göndermiş olduğum çözümlerin aynı şekilde basılmış olduğunu gördüm.

Yedinci sayıda (o yılın son sayısı!) benim göndermiş olduğum iki çözüm birden olduğu gibi yer almıştı. Adı her sayıda bu şekilde kayda geçen sadece bendim. Bu olay; bir yandan aralarına yeni katılmış olduğum hocalarımın ve arkadaşlarımın bana olan ilgisini etkilemiş, diğer yandan da benim matematiğe olan düşkünlüğümü derinleştirmişti. Fakat ne yazık ki biraz önce sözünü ettiğim o son sayı gerçekten son oldu; ertesi yıl o dergi ekonomik nedenlerle çıkamadı. 


S.Ş.: O dergi nedeniyle değişik şehirlerde yaşayan ve matematiğe hevesli olan yaşıtlarınızı, ismen de olsa tanımış olmalısınız. Üniversitede veya başka bir yerde onlarla karşılaştınız mı?

M.İ.: O dergiye ilgi gösteren çocukların çoğu İTÜ’ye girmişti. Onların bazılarıyla eski dostlarmış gibi sıkı arkadaşlığım oldu. Onun da ötesinde, büyük bir zevk duyarak hatırladığım bir anım da var: O dergiyi çıkaran hocalardan biri Haydarpaşa Lisesi matematik öğretmeni Emin Altan’dı. Yıllar sonra, ben İTÜ’de son sınıf öğrencisi iken o, Makine Fakültesi Mekanik Kürsüsü’nde görev yapıyordu.


Ben okulu bitirdiğimde o Kürsü’ye asistan olacak gibiydim. O nedenle oraya sık gidiyor; asistanlar ve hocalarla rahat görüşüyordum. Bir gün asistanların odasına girdiğimde, ayakta sohbet eden hocalardan biri beni adımı söyleyerek orta yaşlardaki birine tanıştırdı. O şahıs hemen, "Ben onu sizden önce tanımıştım," dedi ve elimi sıkarken ekledi: "Ben Emin Altan." Ne kadar sevinmiş ve gurur duymuş olduğumu tahmin edemezsiniz. Emin Bey aradan o kadar zaman geçmiş olmasına rağmen beni unutmamıştı.

 

“Henüz internetin ve sosyal medyanın olmadığı bir dönemde, gençler bir derginin sayfalarında "problem çözerek" sosyalleşiyordu. Mithat İdemen, Pertevniyal Lisesi yıllarında Türkiye’nin dört bir yanındaki yaşıtlarıyla sağladığı tanışıklığın İTÜ çatısı altında nasıl gerçek dostluklara dönüştüğünü anlatıyor.”


S. Ş.: Üniversitede buna benzer anılarınız oldu mu?

 

M. İ.: Benim öğrencilik yıllarımda İTÜ Elektrik Fakültesinde peş peşe iki tane mekanik dersi vardı (3. yılda). Bunları veren hocamız, hepimizin gururla andığımız Ord. Prof. Dr. Ratip Berker idi. Ratip Bey imparator gibi bir adamdı. İkinci mekanik dersinin sonunda, yazılı sınava ek olarak bir de sözlü sınav yapardı. Okulda yapılan yegâne sözlü sınav oydu. 1956 Haziranının son haftasında Gümüşsuyu’ndaki tarihî binanın üçüncü katındaki küçük bir sınıfta sözlü sınav geçiriyorduk. Bu amaçla o sınıfa taşınmış olan maroken koltuğa Ratip Bey imparator gibi oturmuş; etrafında kürsünün doçentleri ve asistanları ayakta, bizleri teker teker içeri alıyorlardı. Sıra bana geldiğinde, bu dersle ilgili notlarımı yazdığım ucuz sarı kâğıtlardan oluşan paketi bir arkadaşıma verip içeri girdim. Beni görünce Kürsü’nün doçenti Hasan Özoklav, elindeki kâğıtlara baktıktan sonra hocaya doğru eğilerek alçak bir sesle, "Yıl içi toplam notu 59," dedi. Yıl içinde yapılmış olan üç sınavın toplam notunu söylüyor (o dönemde en yüksek not 20 idi!). Ratip Bey bana neler sordu hatırlamıyorum ama ben mekaniği sadece Ratip Beyin anlattıklarından öğrenmiş değildim. Çok sayıda Fransızca ve İngilizce kitaplardan da bir şeyler öğrenmiştim. Ben soruları cevaplarken Ratip Bey tebessümle bir bana bir de Hasan Beye dönüp bakıyordu. Sonra bana "Çık," dediler. Kapıdan çıkıp birkaç adım gitmiştim ki kapı tekrar açıldı ve beni geri çağırdılar. Ratip Bey bana, "Senin özel notların var mı?" diye sordu. Ben, "Var efendim, dışarıda arkadaşımda," deyince, "Onları görebilir miyim?" diye ekledi. Hemen dışarı çıkıp arkadaşımdaki o ucuz, sarı müsvedde kâğıtlarını alıp demet hâlinde Ratip Bey’e verdim. Biraz baktı ve "Bunlar biraz bende kalsın, sonra sana geri veririm," dedi. Bırakıp çıktım. O notlarımı bana geri vermediler, belki de asistanlarda kaldı.

 

Birkaç gün sonra akşama doğru eve geldiğimde, bir komşumuzun kızı bana küçük bir kâğıt verdi ve "Sizin evde kimse yokken İTÜ'den iki çocuk geldi, bir hocanız bu notu sana göndermiş," dedi. Kâğıtta Ratip Beyin telefon numarası yazılıydı. Bizim evde telefon olmadığı için ertesi gün okula gittim ve Ratip Beyin odasına girdim. O odayı ilk defa görüyordum. Duvarlar, içi kalın kitaplarla dolu camekân dolaplarla kaplıydı. Büyük masaların üzerinde de çok sayıda bilimsel dergi duruyordu. Hoca, büyük bir masanın arkasında, maroken koltukta oturuyordu. Bana eliyle işaret ederek karşısındaki koltuğa oturmamı istedi ve "Şimdi ne yapıyorsun?" diye sordu. "İntegral denklem çalışıyorum, Schmeidler’in kitabından," diye cevap verdim. Hemen masanın altından küçük bir kitap çıkarıp bana uzattı ve "O kitap yüksek düzeydedir; al önce bunu oku, daha sonra onunla devam edersin," dedi. Bana uzattığı Lovitt’in Linear Integral Equations adlı kitabıydı. Sonra masasının çekmecesinden kalın bir demet daha çıkardı ve "Bu kitabı da okumanı istiyorum. Bunu Ömer İnönü ve arkadaşları Türkçeye çevirmiş ama sen bundan, orijinalinden oku," dedi. Bu seferki, büyük matematikçileri anlatan Fransızca bir kitaptı ama cildi dağılmış, ayrı fasiküller hâlindeydi. Verdiği kitapları o yaz süresince büyük bir zevk duyarak okudum. Sonra, dağınık olanı bir ciltçiye götürüp kendi zevkime göre açık yeşil renkte kalın bir kapakla ciltlettim; hocaya götürüp teşekkür ettim.

 

O günden sonra bir hafta kadar zaman geçmişti ki İTÜ Rektörlüğü’nden bizim eve bir mektup geldi. Mektupta, her yıl İTÜ öğrencilerine verilen Ağaoğlu Ödülleri’nden birinin o yıl mekanik dersi için bana verildiği; yeni ders yılı açılış töreninin yapılacağı gün tören salonunda hazır bulunmamın istendiği yazılıydı. Nasıl şaşırmış ve mutlu olmuştum, anlatamam. Ratip Bey’in, bir imparatorun takdiri ile ödül kazanmak büyük bir onur olmalıydı. Ödülü Ahmet Ağaoğlu’nun ailesi oluşturmuştu. Ödül, o günden sonra üç defa daha tekrar etti ve maalesef matematik dergisi gibi yok oldu gitti. Duyduğuma göre 1960 yılında da Ağaoğlu’nun eşi, her zaman olduğu gibi çeki getirip İTÜ Rektörü’ne vermiş fakat Rektör kabul etmemiş. Çünkü o yıl mayıs ayında ülkemizde bir askerî darbe olmuştu ve darbenin muhatabı olan Demokrat Parti’nin tutuklanan milletvekilleri arasında soyadı Ağaoğlu olan önemli bir kişi de vardı. Çocuk denecek yaşta o ödülü almış biri olarak çok üzülmüş ve rektörümüze çok kızmıştım.

 

S. Ş.: Mühendislik eğitimi aldınız ama mühendis değil, matematikçi oldunuz. Bu nasıl oldu?


M. İ.: 1958 Haziranında Elektrik Fakültesinin Zayıf Akım Kolu’ndan (bugünkü karşılığı ile Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği’nden), bitirme ödevimi Alanlar Kürsüsü’nde hocamız Ahmet Akhunlar’ın yönetiminde yaparak mezun oldum. Bitirme ödevi sınavımı verdikten hemen sonra Gümüşsuyu’ndan Taksim'e çıkarken, sınavımda jüri üyesi olarak hazır bulunmuş olan Kürsü Başkanı Prof. Haldun Gürmen hocamızla birlikte yürür olduk. Bana o kürsüye asistan olmamı teklif etti ve "Seni Amerika’ya göndeririz," dedi. Ben teşekkür ettikten sonra, "Efendim, ben Mekanik Kürsüsü’ne gideceğim. Ratip Bey şu anda Avrupa’da bir toplantıda, onun dönüşünü bekliyorum," dedim.

 

“İTÜ’nün tarihî Gümüşsuyu binasında, maroken bir koltukta oturan bir dev: Ratip Berker. Genç bir öğrencinin ucuz sarı kâğıtlara aldığı notlar, nasıl oldu da bir "imparatorun" dikkatini çekti ve Ağaoğlu Ödülü’ne uzanan yolu açtı? Mithat İdemen, mühendislikten matematik dünyasına geçişinin ilk ve en anlamlı kıvılcımını anlatıyor. ”

 

S. Ş.: Yani ilk tercihiniz matematik değil, mekanik.


M.İ.: Evet, öyle… Ratip Bey'i beklerken ciddi hiçbir şey düşünmeden değişik şeylerle oyalanıyordum. Bir gün, daha önce sözünü etmiş olduğum komşumuzun kızıyla Beyoğlu’nda bir sinemaya gitmiş ve çıkışta arka sokakta yürüyorduk. Bir dükkânın önünde beş altı kişinin bir kuyruk oluşturmuş olduğunu ve matematik hocamız Doç. Dr. Cevdet Koçak’ın da o kuyruğun en sonunda beklediğini gördüm. Onunla göz göze gelince yanına gittim ve niçin orada beklediğini sordum. Cevabı o günlerin Türkiye’sinin acı bir tasviri gibiydi: "Bilmiyorum, bir kuyruk gördüm, bekliyorum; şansımıza ne çıkarsa…" O günlerde Türkiye’de şeker, sana yağı vb. şeylerin kıtlığı çekiliyordu; bir bakkala biraz mal gelince hemen kuyruklar oluşuyordu. Bakkallar da diğer müşterilere de kalsın diye herkese az miktarda veriyordu.


İTÜ Vakfı Dergisi için gerçekleştirilen söyleşi sırasında Mithat İdemen’in evinde; Prof. Dr. Mehmet Karaca (İTÜ 2012-2020 dönemi rektörü), Prof. Dr. Mithat İdemen ve Prof. Dr. Serhat Şeker (İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi 2014-2020 dönemi dekanı). 
İTÜ Vakfı Dergisi için gerçekleştirilen söyleşi sırasında Mithat İdemen’in evinde; Prof. Dr. Mehmet Karaca (İTÜ 2012-2020 dönemi rektörü), Prof. Dr. Mithat İdemen ve Prof. Dr. Serhat Şeker (İTÜ Elektrik Elektronik Fakültesi 2014-2020 dönemi dekanı). 

Cevdet Bey bana, "Mezun oldun, ne yapmayı düşünüyorsun?" diye sordu. Haldun Bey'e söylediklerimi ona da söyledim ama o, "Bize gelsene," diye teklifte bulundu. Ben de hiç tereddüt etmeden "Gelirim," dedim ve pazartesi günü Matematik Kürsüsü’nde buluşmak üzere ayrıldık. Pazartesi sabahı Kürsü’ye gittiğimde Kürsü’nün başkanı Weyrich’in ve bir iki hocanın dışında herkesi Cevdet Bey’in odasında sohbet eder vaziyette buldum. Cevdet Bey, masasında duran bir kâğıdı bana uzatarak, "İmzala burayı," dedi. Sonra da hademeyi çağırarak o kâğıdı dekanlığa gönderdi. Hademe gittikten sonra bana da bir sandalye gösterdiler ve oturmamı istediler. Sohbet kaldığı yerden devam etmeye başladı. Cevdet Bey'in bana imzalattığı bir dilekçeydi. Kürsü’nün sekreteri olmadığı için dilekçeyi kendisi daktilo ile yazmış, altına da o günlerde kural olduğu için 16 kuruşluk pul yapıştırmıştı…


Biraz sonra hademe geldi ve bana, "Seni dekanlıktan istiyorlar," dedi. Dekanlıkta, bize mekanizma tekniği adlı bir ders okutmuş olan hocamız Profesör Bekir Dizioğlu dekanla sohbet ediyordu. Benim imzalamış olduğum dilekçe onun elindeydi. Dilekçemi bana göstererek, "İyi düşündün mü?" diye sordu. Benim cevabım, "Efendim bunda düşünecek ne var?" şeklinde olunca dilekçeme "uygundur" diye bir kelime ekleyip imzaladı ve dekana uzattı. Böylece, benim hayatımın yeni yönü belirlenmiş oldu.

 

S.Ş.: Kürsü başkanının haberi ve onayı olmadan Cevdet Bey bu işlere neden kalkışmış; dilekçeyi kendisi yazmış, pulu yapıştırmış, muhtemelen odasındaki hocaları ikna etmiş? Ayrıca, "uygundur" diye imza atan o hoca nasıl onu yapmış? Dekan bunları nasıl kabullenmiş?

 

M. İ.: Sonradan öğrendiğime göre Kürsü Başkanı Weyrich tatil için Almanya’ya giderken Kürsü’deki doçentlerden birini değil, başka bir kürsünün başkanı olan Bekir Dizioğlu’nu vekil bırakmayı tercih etmiş. O nedenle Bekir Bey'in "oluru" gerekmiş ve yeterli olmuş. O da hiç kimseye danışmadan, sadece bana "İyi düşündün mü?" diye sormakla yetinerek imzayı basmıştı… Cevdet Bey'in o işleri niçin o boyutta yapmış olduğu o zaman benim de aklıma takılmıştı. Ama aradan çok uzun olmayan bir zaman geçtikten sonra sanırım ben onu tahmin ettim.

 

S.Ş.: Şimdi ben de merak ettim. Neden?


M.İ.: Ben İTÜ’de birinci sınıfı Makine Fakültesinde okumuş, ikinci sınıfta Elektrik Fakültesine geçmiştim. Birinci yılda elektrikçi öğrenciler gruplar hâlinde birbirleriyle kaynaşmışlar, sınıfta da gruplar hâlinde bir arada oturuyorlardı. Aralarına mülteci gibi katıldığım için ben en arkada yalnız oturuyordum. İkinci haftada, Cevdet Bey'in geldiği uygulama saatinde sınav yapacaklarını söylediler ve tahtaya bir şeyler yazıp cevaplamamızı istediler. Oturuş düzenimiz sınav için hiç uygun değildi. Yaptıkları tamamen gayriciddi bir işti. Ama hepimiz bir şeyler yazıp verdik.

Bir sonraki derste, önde oturan öğrenciler Cevdet Bey'e sınav sonuçlarını sordular. Cevdet Bey onlara cevap vermeden bir süre sınıfı tebessümle gözden geçirdi ve sonunda yüksek sesle benim adımı söyledi. En arka sıradaydım. Ayağa kalktım ve elimi havaya kaldırarak kendimi belli ettim. Beni azarlıyormuş gibi yüksek bir sesle, "Gel tahtaya!" dedi. Bu benim hiç beklemediğim bir şeydi. Şaşkınlıkla, aniden, onunki gibi yüksek bir sesle, "Gelmiyorum!" dedim. Bütün sınıf dönüp bana baktı. Sanırım hiçbiri böyle bir diyalog beklemiyordu. Cevdet Bey de çok bozuldu. Biraz alçak sesle, "Sıfır veririm," dedi. Benim cevabım, daha yüksek bir tonda, "Ver!" oldu. Kenar mahallelerin kabadayı gençlerine yakışan bir diyalog olmuştu. Birkaç saat sonra ben bu olayı unuttum. Üniversitede öğrencilere, ilkokulda olduğu gibi, belgeye dayanmadan not verilebilir miydi?


Aradan yıllar geçti, ben Cevdet Bey'in daveti ile Matematik Kürsüsü’nde asistan oldum; aramızdaki yaş farkına rağmen aramızda sıkı bir dostluk oluştu. Bir gün bana, "Sen o gün bana karşı o ters çıkışı yapmamış olsaydın o yılın sonunda matematikten de Ağaoğlu Ödülü’nü alacaktın. Senin o sınav kâğıdın çok değişik ve ilginç gelmişti bana, onun için seni tahtaya çağırmıştım," dedi. Anlaşılan, aradan geçen yıllara rağmen o olayı unutmamış. Ben ona, "Hocam, onlar çok geride kaldı, ben unuttum onları, siz de unutun," dedim. Öyle dedim ama hemen, beni kürsüye asistan almak için gösterdiği çabayı hatırladım: dilekçemi yazmasını, pulu yapıştırmasını, kürsü başkanının ve kıdemli hocaların haberi olmadan sorumluluk yüklenip işleri sonuçlandırmasını… Acaba günah çıkarmak, vicdanını rahatlatmak için mi yapmıştı bütün bunları?

 

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından 21 Mayıs 2016’de  İTÜ Gümüşsuyu binasıTarık Özker Amfisi’nde  düzenlenen ‘Saygı Buluşmaları’ etkinliğinde. Ön sıra sağdan; Prof. Dr. Hasan Önal (İTÜ), Prof. Dr. Kemal Sarıoğlu (İTÜ), Prof. Dr. Ergül Akçakaya (İTÜ),  Prof. Dr. Coşkun Özdemir (İÜ,tıp). En soldakiler; Prof. Dr. Okay Çelebi (ODTÜ) ve                  eşi Gülay Çelebi  
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından 21 Mayıs 2016’de  İTÜ Gümüşsuyu binasıTarık Özker Amfisi’nde  düzenlenen ‘Saygı Buluşmaları’ etkinliğinde. Ön sıra sağdan; Prof. Dr. Hasan Önal (İTÜ), Prof. Dr. Kemal Sarıoğlu (İTÜ), Prof. Dr. Ergül Akçakaya (İTÜ),  Prof. Dr. Coşkun Özdemir (İÜ,tıp). En soldakiler; Prof. Dr. Okay Çelebi (ODTÜ) ve eşi Gülay Çelebi  

“Yokluk yıllarının Türkiye’sinde bir bakkal kuyruğunda Cevdet Koçak’la kesişen yollar... Mithat İdemen, Ratip Berker’i beklerken kendisini nasıl bir anda Matematik Kürsüsü’nde bulduğunu anlatıyor. 16 kuruşluk bir pul ve alelacele yazılmış bir dilekçe, Türkiye’nin en önemli bilim insanlarından birinin yol haritasını nasıl sonsuza dek değiştirdi? ”

 

S.Ş.: Matematik Kürsüsündeki sürpriz yaşamınız nasıl oldu?. Umduğunuzu buldunuz mu?


M.İ.: Matematik Kürsüsünde ben çok mutlu idim. Bir yandan, ikinci sınıfta iken bize analiz-2 dersine gelmiş olan Doç. Dr. Ali Rıza Özbek hocanın asistanlığını yapıyor, diğer yandan da Weyrich’in doktora çalışması olarak bana önerdiği bir titreşim problemi üzerinde çalışıyordum. O günlerde, Adnan Menderes’in yavaş yavaş artan ve diktatörlüğe yönelen baskı politikası nedeniyle Türkiye’de huzur bozulmaya başlamıştı. Huzursuzluğun bariz bir biçimde hissedildiği yer üniversitelerdi. Hem profesörler hem de öğrenciler bildiriler yayımlıyor, yürüyüşler yapıyordu. Görevden alınan profesörler, oy hesapları nedeniyle vilayet iken kaza düzeyine indirilen şehirler, İsmet İnönü’ye karşı yapılan hakaretler ve fiilî saldırılar, çok geniş yetkilerle kurulan encümenler, ordudan atılan generaller, sansür nedeniyle bazı yerleri beyaz çıkan gazeteler vb. alışılmadık uygulamalar herkesin üzüldüğü ve konuştuğu konular olmuştu.


Ben de, bütün yakın arkadaşlarım gibi, bunlardan etkileniyordum. Bir sabah darbe haberi ile uyandık. 27 Mayıs 1960 tarihli ve ondan sonraki gazetelere bakıldığında açıkça görülür ki bütün Türkiye darbeyi başlangıçta sevinçle karşılamıştı. Sevinenlerin başında da profesörler ve üniversite öğrencileri geliyordu.

 

S. Ş.: Alparslan Türkeş’in darbesi, değil mi?


M.İ.: Evet. Darbeyi yapanlar Albay Alparslan Türkeş ve daha genç arkadaşları idi ama onlara sonradan, onların daveti ile emekli Orgeneral Cemal Gürsel ve bazı albaylar da katılmıştı. Bu sonuncuların katılması ile darbe tüm halkın eseri imiş gibi oldu. Gösteriler esnasında bir öğrenci Beyazıt Meydanı’nda bir tankın altında kalarak şehit olmuştu. Yetkililer, adını unuttuğum o çocuğun Anıtkabir’de defnedilmesine karar vermişlerdi. Ben ve bazı arkadaşlarım, İnşaat Fakültesi hocalarından Profesör Orhan Ünsaç ile beraber özel bir otobüsle Anıtkabir’deki defin törenine katılmak için Ankara’ya gitmiştik. Ankara’da İsmet İnönü’yü de evinde ziyaret etmiş, eşi Mevhibe Hanım’ı tanımıştık…


Kısa bir zaman sonra darbenin sert yüzü belirmeye başladı. Önce çok sayıda subay emekli edilerek ordudan, sonra da 147 üniversite hocası görevden alınarak üniversiteden uzaklaştırıldı. Üniversitelerden uzaklaştırılanların çoğu çok sevilen ve değer verilen insanlardı. Bizim üniversiteden Ratip Berker, Bekir Dizioğlu, Orhan Ünsaç, Münir Ülgür, Mustafa Santur vd. onların arasındaydı. Benim hocam Ali Rıza Özbek de 147’ler arasındaydı ama o, Zonguldak’taki bir okula tayin edilmişti. Bir kargaşanın yaşanmakta olduğu aşikârdı. Çünkü darbecilerin ilk yaptığı işlerden biri Türkiye’deki eğitimi düzene sokmak amacıyla bir Eğitim Komisyonu kurmak olmuştu. O komisyonun başına Ratip Berker’i getirmişlerdi. Ratip Bey kendine özgü titizliği ile o görevi sürdürürken bir sabah gazetelerde üniversiteden kovulduğunu öğrenmiş ve şaşırmıştı.

 

Her gün darbecilerin yeni emirleri ortaya çıkıyor, insanlar yarınlarını bilemiyordu. Gazetelerde Cemal Gürsel’in "Hatadan dönmek fazilettir," sözü ile genç darbecilerin "Asker attığı adımı geri almaz," sözü aynı anda yer alıyordu. Ben de hemen hemen sona gelmiş olan doktora çalışmalarımı ve hayallerimi unutmuş gibiydim. O kargaşa ortamında, bir gün, Termodinamik Kürsüsü’nde asistan olan arkadaşım Ahmet Çoban yurt dışında doktora yapacaklar için NATO’nun burs programı olduğunu söyledi ve "Başvuralım," dedi. Hiç düşünmeden başvurduk. Ne yazık ki Ahmet bursu kazanamadı ama ben kazandım… Böylece Urfa’da başlayan ve beklenmedik bir anda babamın ani kararıyla İstanbul’a uzanan yaşamım, benim bir ani kararımla Paris’e uzanmış oldu.          

 

S. Ş.: Urfa, İstanbul, Paris… Merak ediyorum, Paris’in üzerinizdeki ilk etkisi nasıl oldu?


M.İ.: Paris; geniş bulvarları, görkemli binaları ve göze hoş görünen mimari düzeni ile hemen ilk günde bende hayranlık uyandırmıştı. Ama asıl hayranlığı ve şaşkınlığı ikinci günde, Sorbonne’a gidişimde yaşadım. Sorbonne Üniversitesi, kendi adını taşıyan çok küçük bir meydanın kenarında, oldukça eski bir yerleşkeden ibaretti.


O gün o küçük meydanda gözüme ilk çarpan şu olmuştu: Bir polis otobüsünün içinde genç bir polis uyukluyor, onun gibi genç bir polis de meydanda insanları seyrediyordu. Meydanda çok sayıda, el büyüklüğünde kâğıt etrafa saçılmıştı. Yürüyen bazı insanların elinde de o kâğıtlar vardı; okuyup yere atıyorlardı. Üniversitenin kapısına geldiğimde gördüm ki eşikte bir genç kızla bir oğlan, ellerinde o kâğıtlarla duruyorlar ve önlerinden geçen herkese bir tane veriyorlar. Bana da verdiler. Alıp biraz ilerledim ve kâğıtta yazılı olanları görünce hemen irkildim. Kâğıtta, en başta komünist partisi olmak üzere yedi sekiz parti vb. örgüt isimleri alt alta sıralanmış; insanları, Fransızların Cezayir halkına yapmakta oldukları zulmü kınamak amacıyla yapılacak olan büyük bir gösteriye katılmaya çağırıyorlar.

 

Komünist sözcüğü benim irkilmemin tek nedeni olmuştu. Çünkü bizim ülkemizde kimse komünistin ne olduğunu bilmiyordu ama bu sözcük çok sayıda kaliteli insanımızın hayatını karartmıştı. Hemen elimdeki kâğıdı yere attım. Tam o anda duvarda büyük harflerle yazılmış bir uyarı gördüm. Geçen yüzyılda çıkarılmış bir kararname uyarınca, üniversite içinde siyasi amaçlı bildiriler dağıtılması yasak imiş. O uyarıyı okuyunca o kâğıtları dağıtan kızla oğlanın neden eşikte durduklarını hemen tahmin ettim. Eşik üniversitenin içi sayılmadığı için üniversite yönetimi çocuklara müdahale etmiyor, eşik meydan sayılmadığı için de polis karışmıyordu. O ilk gözlemim Fransa ile bizim ülkemizin, Fransızlar ile de bizim halkımızın arasındaki uygarlık farkının boyutunu bana göstermişti.

 

“27 Mayıs 1960 sabahı Türkiye bambaşka bir güne uyanırken, üniversiteler de tarihinin en büyük tasfiyelerinden birini yaşıyordu. Mithat İdemen, "imparator" dediği hocası Ratip Berker’in dahi bir gecede kapı dışarı edildiği o kaotik günlerde, hayallerini ve doktorasını bir kenara bırakıp Paris’e uzanan NATO bursuna nasıl tutunduğunu samimiyetle anlatıyor. ”

 

S. Ş.: Sorbonne’da kimlerle görüştünüz, ne yaptınız?


M. İ.: Sorbonne’da konuştuğum görevliler beni Fen Fakültesine bağlı Elektronik Enstitüsü’ne yönlendirdiler. Enstitü, Paris’in güneyinde Fontenay-aux-Roses adlı banliyöde, yeni yapılmış bir yerleşkede idi. Oraya trenle gittim, Prof. Pierre Grivet ve Prof. François Bertein ile tanıştım. Grivet, Enstitü’nün başkanı imiş.


TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Matematik Bölümünde  Cahit Arf ile paylaştığı odada (Soldan sağa); Prof. Dr. Mithat İdemen, Ord. Prof. Dr. Cahit Arf, Prof. Dr. Eldar Veliyef ve Prof. Dr. Alinur Büyükaksoy
TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Matematik Bölümünde  Cahit Arf ile paylaştığı odada (Soldan sağa); Prof. Dr. Mithat İdemen, Ord. Prof. Dr. Cahit Arf, Prof. Dr. Eldar Veliyef ve Prof. Dr. Alinur Büyükaksoy

İkisi de çok kibar ve rahat konuşulabilen insanlardı. Bana ne ile meşgul olduğumu sordular. Onlara hem Weyrich’le beraber çalıştığım titreşim probleminden hem de özel olarak ilgilendiğim, elektron mikroskobu’na ilişkin bir problemden söz ettim. Bertein, bir zamanlar elektron mikroskobu ile kendisinin de ilgilenmiş olduğunu ama artık o konuda teorik olarak yapılacak bir şeyler kalmadığını söyledi. Onun yerine, o günlerde güncel bir konu olan parametrik sistemler üzerinde çalışmamı önerdi. Ben de kabul ettim ve böylece Bertein yönetiminde doktora çalışmasına başlamış oldum.

 

S. Ş.: Günleriniz hep banliyöde, Enstitüde mi geçiyordu?


M. İ.: Konu ile ilgili literatür araştırması ve hesaplar yaparken hep Enstitü’de oluyordum. Ama Sorbonne’da da iki ders izliyordum. Onlardan biri Louis de Broglie’nin verdiği kuvantum mekaniği, diğeri de Madam Tonnelat’nın verdiği rölativite teorisi idi.

 

Adını çok önceden duymuş olduğum de Broglie; ince yapılı, şık, zarif, alçak sesle konuşan, herkeste saygı uyandıran, prens timsali bir adamdı. Anlattığı konunun öncülerindendi; o nedenle Nobel Ödülü almıştı. Ama ders anlatışı, benim çok takdir ettiğim Ratip Bey’inkinin tam tersi idi. Alçak sesle, yavaş yavaş söylüyor; tahtaya yazdığı formüllerin de nereden, nasıl çıkarıldığını söylemiyordu. Madam Tonnelat da konusuna hâkimdi. Anlattığı özel rölativite çok kolay anlaşılıyordu ama genel rölativite, tansörlerle hesap yapmanın tatsızlığı nedeniyle benim sevemediğim bir konu olmuştu.

 

S. Ş.: Paris’te hangi semtte kalıyordunuz?


M. İ.: Paris’te yaşadığım yer, Quartier Latin diye anılan ve Sorbonne’a ek olarak çok sayıda yüksekokulların, liselerin, enstitülerin, kütüphanelerin, müzelerin, kitapçı dükkânlarının, kafelerin yer aldığı; dünyanın her tarafından gelmiş bilim insanlarının ve genç öğrencilerin kıvıl kıvıl kaynadığı bir eğitim merkeziydi. Orada zaman zaman çok ünlü bilim insanlarının verdiği konferansları izlemek olanağını da buluyordum. Hafta sonları da müzelere, cinémathèque denen sinema okulunda film izlemeye, konserlere, parklara vb. yerlere gidiyordum.

 

S. Ş.: Bertein’le sık görüşüyor muydunuz?


M.İ.: Tabii. Bertein’in söylediği konuda yaptıklarımı zaman zaman o’na gösteriyordum. Bir gün bana, "Bunların bir kısmını küçük bir yayın şeklinde yayımlayalım," dedi. Metni kendisi, kendi üslubu ve Fransızcasıyla yazıp bir yere gönderdi. Birkaç hafta sonra Enstitü’nün sekreteri bana bir paket verdi. İçindekiler benim ilk makalemin ayrı basım kopyaları idi. Comptes Rendus de l’Académie des Sciences de Paris’de basılmıştı ve üzerinde, benim adımdan hemen sonra, présenté par M. Louis de Broglie sözcükleri yer alıyordu. Metni kendi üslubu ile yazmış olan Bertein’in adı yoktu. O küçük makalede de Broglie’nin adının yer almış olması benim için çok hoş bir sürpriz olmuştu.


Bir zaman sonra Bertein, ondan sonra yapmış olduklarım için de aynı öneride bulundu ve yine metni kendisi yazıp gönderdi. O ikinci makalem de aynı yerde, yine présenté par M. Louis de Broglie notuyla yayımlandı. Bir süre sonra Bertein bana, "Artık tezini sunabilirsin," dedi. Tezimin konusu, savunulacağı zaman ve yer Sorbonne’da ilan edilmişti.


Tesadüf eseri o günlerde Paris’te bulunan, İTÜ'deki Kürsü’müzün doçentlerinden Selma Öztürk ile, benim o gün Sorbonne’da tanımış olduğum Nadir Yücel (sonradan İTÜ'de profesör oldu) ve Paris’te yaşayan matematikçi Hayri Körezlioğlu (sonra o da ODTÜ’de profesör olmuştu) da, diğer arkadaşlarımla birlikte sunumumu izlemişlerdi…


Artık Türkiye’ye dönme zamanı gelmişti. Son gün Bertein’le vedalaşmaya gittim. Masasındaki bir yazıyı bana uzattı ve "NATO’nun bir projesi var; burada kal ve bu projede çalış," dedi. Ben hiç tereddüt etmeden, "Memleketime dönmem gerek. Orada yapacağım işler var, beni bekliyorlar," dedim. Bertein ile son konuşmamız o olmuştu.

 

S. Ş.: Bir daha görüşme fırsatınız olmadı mı?


M.İ.: Birkaç yıl sonra Paris’e gittiğimde onu ziyaret etmek istedim. Telefonla Enstitüyü aradım. Konuştuğum biri; artık gözlerinin görmez olduğunu, neredeyse kör olduğunu ve kimseyle görüşmek istemediğini söyledi. Çok üzülmüştüm. Tanıdığım en zarif ve en uygar insanlardan biriydi; benim ona derin bir minnet borcum vardı.

 

S.Ş.: Paris’ten dönünce yine matematik kürsüsüne döndünüz. Her şey bıraktığınız gibi miydi?


M. İ.: Paris’ten İstanbul’a döndüğümde İTÜ’nün eski İTÜ olmadığını gördüm. Üniversitedeki, özellikle de bizim Kürsü’deki hocalar yakın geçmişte yaşanmış olan bazı üzücü olaylar nedeniyle ayrı iki kampa ayrılmış gibiydiler. Bunlara, İstanbul ve Ankara Üniversitelerinde görevli bulunan ve daha eski dönemlerde, değişik nedenlerle birbirlerine kırgın olan hocalar da katılmıştı. Taraflar; bir yandan dedikodularla, diğer yandan da Danıştay’da görülen çok sayıdaki davalarla didişip duruyorlardı…


Ben kısa bir süre sonra askere gittim. İki yıl sonra döndüğümde gördüm ki durum daha da çirkin bir hâl almış. Bazıları, üniversitenin itibarını ve hatta öğrencilerin geleceğini kötü yönde etkileyecek eylemleri bile tereddüt etmeden göze alabilecek duruma gelmişlerdi. Doçentlik sınavımı, biraz önce sözünü ettiğim iki kampa dâhil üyelerden oluşan bir jürinin karşısında, alışılmadık düzeyde çok kalabalık bir salonda verip oy birliği ile matematik doçenti oldum.

“Paris’in kalbi Quartier Latin’de, Louis de Broglie’den kuvantum mekaniği, Madam Tonnelat’dan rölativite dersleri almak... Mithat İdemen, ilk makalesinin üzerinde de Broglie’nin adını gördüğü o heyecan dolu anı ve Paris’in entelektüel atmosferinde bir bilim insanı olarak nasıl olgunlaştığını anlatıyor; "Burada kal, bu NATO projesinde çalış" diyen hocasına, "Memleketimde yapacak işlerim var" diyerek Türkiye'ye dönme kararını paylaşıyor. ”


İki gün sonra, Kürsü Başkanımız Ali Rıza Bey’in odasına gittim ve odamın anahtarını uzatarak, "Hocam ben gidiyorum. Benim için yapmış olduğunuz iyilikleri ömrüm boyunca unutmayacağım," dedim. Ali Rıza Bey çok şaşırdı. Benimle aynı anda bir arkadaş daha doçent olmuştu: Münire Özkan. "Sizin için kadro ayarlamaya çalışıyorum, niçin, nereye gidiyorsun?" dedi. Benim cevabım, "Hocam ben mühendisim, buraya sizlerin davetiniz üzerine, bir bilimsel ortamda, huzur içinde bilimle uğraşmak için geldim. Ama durum, sizin de gördüğünüz gibi öyle değil. Denizcilik Bankası bir elektronik laboratuvarı kurmayı tasarlıyormuş; ağabeyimin orada yüksek düzeyde görevli bir arkadaşı, benim o laboratuvarın kurucusu olmamı istiyor. Oraya gideceğim, yeni bir hayata uyum sağlamaya çalışacağım," şeklinde oldu. Ali Rıza Bey, "Madem buradaki huzursuzluktan rahatsızsın, ben seni üniversitede başka bir yere yerleştirteyim, gitme," dedi.

 

S. Ş.: Ali Rıza bey sizi çok seviyordu herhalde, değil mi?


M. İ.: Evet. Ben de onu seviyordum. Sonradan öğrendiklerime göre Elektrik Fakültesi Kontrol Kürsüsü başkanı Profesör Münir Ülgür ile görüşmüş. Münir Bey ona, "Bize onun gibi biri lazım, hemen bize gelsin," demiş. Bana bunu anlattıktan sonra, "Git Münir Bey'le konuş," dedi. Ben Münir Bey'in öğrencisi olmamıştım, birbirimizi tanımıyorduk. Görüşmemizde Münir Bey bana bir ara şöyle dedi: "Senin hocan çok pazarlıkçı; onu size veriyoruz ama ona istemediği şeyleri yaptırtmayacaksınız diye pazarlık etti."


Bu görüşmemizden bir iki gün sonra gazetelerde Münir Bey'in Kürsü’sündeki boş doçentlik kadrosuna eleman arandığı şeklinde bir ilan çıktı ve ben o ilana göre başvuruda bulundum. Sonradan öğrendiğime göre benim başvurum Fakülte Kurulu’nda görüşülürken bazı hocalarım, bitirme ödevimi yapmış olduğum Alanlar Kürsüsü’nün bana daha uygun olacağını, neden orayı değil de Kontrol Kürsüsü'nü istediğimi sormuşlar. Sonuçta Dekan'ın konuyu benimle görüşmesine ve ona göre hareket edilmesine karar vermişler.


Elektrik Fakültesinin Dekanı hocam Prof. Dr. Adnan Ataman beni çağırdı ve bu söylediklerimi bana anlattı. Benim cevabım şöyle olmuştu: "Hocam, olan bitenden benim haberim yok. Ben matematikçiler arasındaki huzursuzluk nedeniyle üniversiteden ayrılmak istedim. Ali Rıza Bey bu kararımı uygun bulmadı ve sizlerle görüştü. Gelişmeleri ben bilmiyorum. Tabii ki Alanlar Kürsüsü bana daha uygun." Bunun üzerine Adnan Bey, "Şimdi biz Kontrol Kürsüsü’ne aktardığımız o kadroyu oradan alıp Alanlar Kürsüsü’ne aktaracağız ve Alanlar Kürsüsü için yeni bir ilan vereceğiz. Sen gazetelerde o ilanı görünce yeniden dilekçe yazıp başvuracaksın," dedi.

 

Yeni ilan çıktıktan sonra önce Alanlar Kürsüsü başkanı, hocam Ahmet Akhunlar’a gittim; teşekkür ettim. Ahmet Bey çok kibar, çok zarif, herkese karşı çok saygılı bir adamdır. Niçin Matematik Kürsüsü’nden ayrılmak istediğimi sormadı. Ama ben sözü oraya getirdim: "Hocam, niçin Matematik Kürsüsü’nden ayrılmak istediğimi herhâlde merak ediyorsunuzdur. Çok kısaca anlatayım, ister misiniz?" dedim. Benim bu sözüm üzerine, "Anlatırsan memnun olurum," dedi. Çok kısa bir şeyler anlattım. Böylece, 12 yıl aradan sonra, mezun olduğum fakülteme, sınıf arkadaşlarımın ve hocalarımın arasına dönmüş oldum.

 

“Mühendis olarak mezun olup matematikçi olarak döndüğü İTÜ’de, idari labirentler ve ilanlar arasında geçen bir kadro hikâyesi. Danıştay davalarıyla sarsılan, ikiye bölünmüş bir üniversite atmosferi... Bilimin teknik tarafı kadar, insan ilişkileri ve kürsü politikalarının bir bilim insanının kaderini nasıl değiştirdiğine dair çarpıcı bir tanıklık. ”


S. Ş.: Alanlar Kürsüsü de konu itibarıyla matematik ağırlıklı bir Kürsü, değil mi?


M.İ.: Evet, öyle. Ben Alanlar Kürsüsü’ne atandığımda orada hocamız Ahmet Akhunlar ile asistanı Nusret Yükseler vardı. Kürsü’nün ilgi alanı içindeki konular öğrencilere çok matematik ağırlıklı ve uygulamadan uzak göründüğü için olsa gerek, gençler o kürsüye ilgi duymuyor ve asistan olmak istemiyorlardı. Kürsü’nün sekreteri bile yoktu. Yıl içi sınavlarında gözetmenlik yapmaları için diğer kürsülerin sekreterlerinden yardım alınıyordu.


Ben oraya gidince Ahmet Bey kürsünün sorumluluğu altında bulunan elektromagnetik dalgaların temelleri ve mühendislik matematiği derslerini bana bıraktı. Ben, mühendislik matematiği diye bir şeyin var olacağını düşünemediğim için dersin adını değiştirmeyi önermeden, derste sınır değer problemleri anlatmaya başladım. Sanırım öğrencilerin de hoşuna gitmeye başlamıştı.


Elektromagnetik Dalgaların Temelleri dersinde ise durum, bana göre çok daha problemli idi. Çünkü o konunun fizik temelini Maxwell denklemleri, matematik temelini de özel yapıdaki diferansiyel denklemler oluşturuyor olmasına rağmen, bunları yeter düzeyde açıklığa kavuşturmadan çok basit birkaç problem çözümü ile yetiniliyordu. Benim değişik yaklaşımım öğrenciler üzerinde, özellikle de yüksek düzeyde başarı gösterenlerde olumlu etki yapmış olmalı ki asistanlık için kürsümüze yoğun bir talep başladı.


Ahmet Bey de sonuçtan memnun gibiydi. Asistanlara yönelik seminerler düzenliyor, onlara ileri düzeyde konular anlatmaya çalışıyordu. Çok mutlu ve gelecek için çok umutlu idik. İTÜ’de, dünya çapında saygınlığa sahip, yüksek düzeyde matematik temele oturan bir Elektromagnetik Grubu oluşturmayı hayal ediyorduk.

 

S. Ş.: Olumsuz gibi konuşuyorsunuz. Hayaliniz gerçekleşmedi mi?


M.İ.: Bir ölçüde gerçekleşti. Elektromagnetik Alan’a ilişkin her problem Maxwell denklemlerinin, uzayı tanımlayan bünye denklemleri de göz önünde bulundurularak, bazı ek koşullar altında çözülmesini gerektirir. Bu ek koşullar sınır, ayrıt, uç, başlangıç ve radyasyon koşullarıdır. Böyle bir problemin, çok basit hâller dışında, çok zor olacağı aşikârdır. Bu nedenle, mühendislik bakımından kabul edilebilir sonuçlar bulmaya elverişli yöntemlerin geliştirilmesi için bilim insanları tarafından yoğun çaba harcanmıştır ve harcanmaktadır.


O günlerde güncel olan ve o yüzyılın ortalarında ABD’de Courant Enstitüsünde J. B. Keller tarafından önerilmiş bulunan kırınımın geometrik teorisi bana çok hoş ve zarif görünmüştü. O teori aslında bir postulaydı. Ona göre, yüksek frekanslı dalgalara ilişkin kırınım olayı (diffraction) lokal bir olaydır. Yani, kırınımın oluştuğu noktanın uzağındaki bölgelerin geometrik ve fizik özellikleri o noktadaki olayı etkilemez. Bu nedenle, bir noktada oluşan kırınımın sonuçlarını matematikle kolayca açığa çıkarabilmek amacıyla kırınım noktasının ötesindeki geometrik ve fizik yapıyı istediğimiz gibi değiştirebiliriz.


Kompleks analizdeki sonsuz yapraklı Riemann yüzeyi kavramından ilham alarak Keller’in bu postulasını ben, difraksiyon problemini kendi üzerine sonsuz defa sarılan sanal uzaylara genişleterek uyguladım.

 

S. Ş.: Düşündüğünüz şeyi, çok ayrıntıya girmeden, biraz açıklar mısınız?


M.İ.: Düşündüğümü şöyle bir şekil üzerinde açıklamaya çalışayım. Şekilde K ile gösterilen kaynak, kesiti S olan bir silindirik reflektörü aydınlatmış olsun. Bu hâlde A noktasında ölçülen alan değerini EA ile gösterelim. Ölçü ile bulunan bu değeri bir matematik problemi çözerek bulmak, genel hâlde mümkün değildir. Eğer frekans çok yüksek ise EA doğrudan doğruya kaynaktan A ya gelen KA ışını ile B ve D noktalarında oluşan kırınım olayları sonucunda ortaya çıkan BA ve DA ışınları aracılığıyla A ya taşınmış olan alanların toplamına eşittir. Burada hemen belirtmem gerekir ki; B noktasında kırınıma uğrayan KB ışını sadece etrafa ışınlar saçarak enerjiyi dağıtmaz, S yüzeyinin hem iç bükey hem de dış bükey tarafında, yüzeyi yalayarak enerji taşıyan dalgalar da uyarır (creeping waves, whispering gallery modes). Aynı şekilde, C noktasında da D ye doğru giden bir yüzey dalgası oluşur. Bütün bunlar D noktasına vardığında tekrar kırınıma uğrayarak hem S üzerinde geriye dönen yüzey dalgaları hem de B ve A noktalarına doğru giden ışınlar yaratırlar. Keller; peş peşe oluşan bu münferit olayların, yüksek frekanslarda sadece bu noktaların yakın civarındaki fiziksel ve geometrik özellikler aracılığıyla belirlenebileceğini postula ediyor. Bu demektir ki; örneğin, sadece KBA ışınının EA ya katkısının bulunması istendiğinde, sadece KB yönünde B ye gelen bir dalganın kırınım sonucunda BA yönüne nasıl bir dalga gönderdiğini bilmek gerekir ve yetişir. Bunu matematikle açığa çıkarabilmek için de söz konusu problemin yerine, B noktasının yakın civarındaki geometrik ve fizik özellikleri aynı olan şöyle bir sanal problem tanımlayabiliriz: S nin B noktasındaki eğrilik yarıçapı R olsun. Önce S yerine, B den geçen ve yarıçapı R olan bir dairesel yay koyalım. Sonra da silindirik (r, θ, z) koordinatlarında [0,2π) aralığında değişen θ nın değişim aralığını (- ∞,∞) olarak kabul edelim ve D noktasının kutup açısını θd → ∞ yapalım. Bu hâlde ortaya çıkan yeni problem, kendi üzerine sonsuz defa sarılmış olan bir sanal uzayda tanımlanmış bir problem olur ve o problemde A ya gelen ışınlar sadece KA ve KBA ışınlarından ibaret kalır.


Böyle bir problem (kanonik problem) hemen bir düal integral denkleme indirgenir ve Wiener-Hopf tekniği ile kolayca çözülür. O çözümün yüksek frekanslardaki dominant asimptotik ifadesi de çok kolay bulunur ve ihtiyaç duyulan her bilgiyi (kırınım katsayılarını) ortaya çıkarmaya yeter.

 

“Öğrencilerin "çok teorik" bularak uzak durduğu bir kürsü, Mithat İdemen’in gelişiyle nasıl cazibe merkezi haline geldi? İdemen, mühendislik matematiğine getirdiği "Sınır Değer Problemleri" yaklaşımıyla, teorinin soyut dünyasını Maxwell denklemlerinin somut gerçekliğiyle birleştirerek İTÜ’de dünya çapında bir elektromagnetik grubunun temellerini atmaya çalışıyor. ”

 

S.Ş.: Böylece D noktasının etkisi yok edilmiş oldu. Peki, D den geri dönen yüzey dalgalarının etkisi nasıl belirlenecek? 


M.İ.: Dediğiniz doğru. A noktasında ölçülen EA değerine B noktasından giden katkı sadece KBA ışınının taşıdığı enerjiden ibaret değildir. D den geri dönen yüzey dalgalarının B de uğradığı kırınım sonucunda ortaya çıkan ışınların da katkısı vardır. Bu nedenle kaynak (veya gelen dalga) olarak bu türden yüzey dalgalarının göz önüne alındığı kanonik problemler de oluşturulmalı ve ayrıntılı biçimde çözülmelidir. Ayrıca şuna da dikkat etmeli ki; silindirik yapılar mühendislerin gereksinim duyduğu her bilgiyi üretmeye yetmez. B noktasındaki geometrik durum, Gauss zamanından beri bilindiği gibi, asal eğrilik yönleri ve yarıçapları ile belirlenir. Bu yarıçaplar R1 ve R2 olsun. Mühendislik bakımından önemli olan şu durumların da ayrıntılı incelenip kırınım katsayıları adı verilen ifadelerin belirlenmesi gerekir:

 

1. R1= ∞ , R2 = ∞ (düzlem),

2. R1= ∞ , 0 < R2 < ∞ (dairesel silindir),

3. 0 < R1 = R2 < ∞ (küre),

4. 0 < R1 < R2 < ∞ (elipsoit).

 

Düzlem hâline ilişkin ilk örnek yarım düzlem problemi olarak bilinir ve yarım yüzyıl kadar önce A. Sommerfeld tarafından dâhiyane bir yöntemle incelenmiş durumdadır. Dairesel silindir hâlini de biz yukarıda açıkladığım görüşle, değişik türden ‘gelen dalgalar’ için çözmüş ve kırınım katsayılarının açık ifadelerini ortaya çıkarmıştık. Aynı yöntemin üçüncü durumda kullanılması (küresel reflektör hâli), bilinen küresel (r, θ ,ϕ) koordinatlarında [0,π] aralığında değişen θ açısının ( - ∞ , ∞ ) aralığına genişletilmesini ve böylece çekirdeği ikinci türden Legendre fonksiyonu olan integral dönüşümlerin tanımlanmasını gerektirir. Ben o dönüşümün



 

olması gerektiğini göstermiştim. Bu dönüşüm nedeniyle 1981 yılında Sedat Simavi Bilim Ödülü’nü, 1983 yılında da bu türden kanonik problemlerin çözümüne yapmış olduğum katkılar nedeniyle TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü bana vermişlerdi. Daha ilerideki yıllarda, 2008'de, Odessa’da yapılan 12th International Conference on Mathematical Methods in Electromagnetic Theory konferansında da elektromagnetik teoriye yapmış olduğum katkılar nedeniyle Khizhnyak Ödülü’nü almıştım. Grubumuza mensup gençler de ilk üç türe ait çok sayıda değişik problemle ilgilenmiş, ilginç sonuçlar elde etmişlerdi. Dördüncü türden problemler de zaman harcamaya değer şeylerdi ama benim ilgim artık daha başka konulara kaymıştı.

 

S. Ş.: Bu çalışmalarınız uluslararası bilim ortamında nasıl karşılandı?


M.İ.: Bizim burada sözünü ettiğim türden yayınlarımız uluslararası nitelikteki saygın dergilerde yayımlandıkça bazı yabancı meslektaşlarımız bizden Turkish School diye söz etmeye başlamışlardı. Bizi uluslararası nitelikteki konferanslara davetli konuşmacı olarak çağırmaya, konferansların bilim komitelerinde yer almamızı, dergilere sunulan makaleleri incelememizi, basılmış makaleleri ve kitapları eleştirmemizi ve yazmayı düşündükleri kitaplarda bazı bölümleri yazmamızı istemeye başladılar. Benim birkaç konferansa gidişimde yol ve lüks otel masraflarım tümüyle o konferanslar tarafından karşılanmıştı. Bütün bunlar gelecek için bizi umutlandırıyordu. Bu umutla olsa gerek, Eren Erdoğan (sonra profesör ve dekan yardımcısı oldu) grubumuz için özel antetli zarflar ve kâğıtlar bastırtmıştı. O antet şöyleydi: Electromagnetics Research Group / Istanbul Technical University


Electromagnetics research group’un çekirdeğini oluşturan ilk öğrenciler Mithat İdemen’le. En önde Eren Erdoğan, arka sıra soldan sağa; Gökhan Uzgören, Mithat İdemen, Hamit Serbest, Ruhi Erdoğan.
Electromagnetics research group’un çekirdeğini oluşturan ilk öğrenciler Mithat İdemen’le. En önde Eren Erdoğan, arka sıra soldan sağa; Gökhan Uzgören, Mithat İdemen, Hamit Serbest, Ruhi Erdoğan.

S.Ş. : İlginizin başka konulara kaydığını söylediniz. Onlar neydi?

 

M.İ: Keller’in biraz önce sözünü ettiğim postulası kadar bana zarif ve hoş görünen diğer bir konu da geçen yüzyılın ortalarında Fransa’da L. Schwartz tarafından matematiğe dâhil edilmiş bulunan distribüsyon kavramı olmuştu. Aslında bu kavram Schwartz’dan çok önce, 19. yüzyılın son çeyreğinde Almanya’da Kirchoff tarafından ortaya atılmıştı ama doğru dürüst tanımlanmadığı için hemen hemen hiç kimse tarafından önemsenmemişti. Daha sonra, yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde İngiltere’de Dirac aynı kavramı kullanarak herkesin önemsediği sonuçlar elde edince konu, sağlam bir matematik temele sahip olmamasına rağmen herkes tarafından benimsenmeye başlandı.


En sonunda da Schwartz onu sağlam bir temel üzerinde matematiğe dâhil etti. Bu devrimsel başarısı nedeniyle Schwartz’a 1950’de Fields Madalyası verilmişti. Ben Maxwell denklemlerinin dört boyutlu uzayda distribüsyon anlamında geçerli olduklarını bir postula şeklinde kabul ettim ve o postulaya dayanarak iki ortamı ayıran süreksizlik yüzeylerinin üzerinde elektromagnetik alanın gösterebileceği süreksizliklerin en genel ifadelerini açığa çıkardım…


Turkish School’un yurt dışına bir uzantısı (extension).  
Turkish School’un yurt dışına bir uzantısı (extension).  

Burada hemen belirtmek isterim ki; benim sözünü ettiğim postula, noktasal kaynakları Maxwell denklemlerine Dirac deltaları aracılığıyla dâhil etmekten çok öte bir şeydir. Benim iddiam, elektrik ve magnetik alan bileşenlerinin de distribüsyonlar ile ifade edilen tekil kısımlar içeriyor olmalarıdır. Örneğin, her noktada sürekli değişen bir teğet düzlemine sahip bir S yüzeyi üzerinde süreksizlikler oluşuyorsa, elektromagnetik alanın E bileşeni, bana göre şöyledir:

 

E = {E}+ E0 δ(S) + E1 δ’(S) + ….+  Em δ(m)(S).

 

Sol yanda E ile gösterilen büyüklük, 4 boyutlu uzayın her noktasında geçerli ve anlamlı olan elektrik alandır. Sağ yanda yaylı parantez ile gösterilen ise S yüzeyinde tanımlı ve anlamlı olmayan, fakat S’nin dışında her yerde elektrik alanı gösteren klasik terimdir. Onun dışındakilere gelince: Onlar elektrik alanın S yüzeyine yoğunlaşmış tekil kısmıdır. Son terimde yer alan m üst indisi, Dirac deltasının m yinci mertebeden türevini işaret eder ve E0 , E1 , ...., Em katsayıları ile birlikte uygunluk bağıntıları aracılığıyla belirlenir. Benim söylediğim postulanın önemini daha açık görebilmek amacıyla, S nin çok ince bir maddi yüzey olduğunu ve hareket hâlinde bulunduğunu varsayalım. Bu hâlde elektrik alanın S üzerindeki süreksizliği için şunlar yazılır:

 

λ [[n x E]] - λ νn[[B]] = - rot E0 - ∂B0 / ∂t.

 

Burada iki katlı parantezlerle gösterilen terimler S üzerinde oluşan sonlu süreksizliği; λ , S yüzeyinin denklemi w(x, y, z, t) = 0 ise, | grad w | yi; vn de süreksizlik noktasında S’nin normal yöndeki hızını gösterir. Buradan açıkça anlaşılıyor ki; elektrik alanın teğetsel bileşeni, genel olarak sürekli değildir ve süreksizlik miktarı hem magnetik alanın süreksizliğine hem de yüzeyin hızına ve şekline bağlıdır. Biz bu konuda da ilgilenenlerin çok önemsediği bazı yayınlar yapmıştık. 2011 yılında John-Wiley tarafından basılmış olan Discontinuities in the Electromagnetic Field adlı kitabımın esas konusu da bunlardı. Son on beş yıldan bu yana dünyanın değişik merkezlerinde yoğun araştırmalara konu olan ve metasurfaces olarak adlandırılan yapay malzemelerin analizi ve sentezi, çoğunlukla bu kitabı referans alıyor.

 

Prof. Dr. Mehmet Karaca, Prof. Dr. Mithat İdemen ve Prof. Dr. Serhat Şeker
Prof. Dr. Mehmet Karaca, Prof. Dr. Mithat İdemen ve Prof. Dr. Serhat Şeker

S. Ş. : Maxwell denklemlerinin distribüsyon anlamında geçerli olduklarını postula ediyorsunuz. Fiziğin bütün denklemleri için aynı şey söylenemez mi?


M.İ: Schwartz’ın distribüsyon diye matematiğe dahil etmiş olduğu kavramın kendine özgü bir iç yapısı var. Örneğin, iki distribüsyonun çarpımı ve bir distribüsyonun karesi gibi şeyler tanımlı değildir. Bu nedenle, sürekli ortamlar mekaniğinin temelini oluşturan Navier-Stokes denklemlerinin distribüsyon anlamında geçerli oldukları iddia edilemez. Elektromagnetik alanın bu bakımdan ayrıcalıklı bir durumu var.


“Sommerfeld ve Keller’in mirasını devralıp Riemann yüzeylerine ve oradan da distribüsyonlar teorisine uzanan bir zihin... Mithat İdemen, Maxwell denklemlerini "dört boyutlu uzayda distribüsyonlar" olarak yeniden yorumlayarak, hareketli yüzeylerdeki süreksizlikleri nasıl matematiksel bir disipline kavuşturduğunu ve 2011’de yayımlanan başyapıtının metasurfaces teknolojisine nasıl yön verdiğini açıklıyor. ”

 

S. Ş.: Siz ve grubunuz ters problemlerle de ilgilendiniz. O konuda neler yaptınız?


M.İ.: Ters problem sözcüğü uluslararası bilimsel literatüre yarım yüzyıl kadar önce girdi ama bence mühendislerin ilgilendiği problemlerin tümü, Arşimet’ten bu yana hep bu türden problemlerdi. Yanlış algılamaları önlemek için önce bu terslik kavramını açıklığa kavuşturmak isterim.


Doğal bilimcilerin (fizikçi, kimyacı, biyolog vb.) amacı; bir doğal olayı tanımlayan fonksiyonlarla, bu olayın içinde yayıldığı ortamı tanımlayan bünye parametreleri ve olayın yaratılmasına neden olan kaynağı tanımlayan fonksiyonlar arasındaki evrensel ilişkileri açığa çıkarmaktır. Bu ilişkiler genel olarak diferansiyel denklemler şeklindedir. Bu denklemleri çözerek, sözü edilen olayın dört boyutlu fizik uzayda nasıl yayıldığını açıklığa kavuşturmak genellikle matematikçilerin (veya uygulamalı matematikçilerin) amacıdır. Bugün düz problem olarak adlandırdığımız problemler bu türden matematik problemleridir.



Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından İTÜ Gümüşsuyu binasında düzenlenen  “Saygı Buluşmaları” etkinliği. Soldan sağa (ön sıra): Prof. Dr. Eren Erdoğan, Güner İdemen, Prof. Dr. Sibel Ertan (M. İdemen’in kızı), Prof. Dr. Mithat İdemen, Baki İdemen, Erol Celepsoy (EMO İstanbul Şb. Yön. Kur. Bşk.), Selçuk Esen (EMO İst. Şb. Yön. Kur. Üyesi).  Arka sıra: Prof. Dr. Alinur Büyükaksoy, Prof. Dr. Hamit Serbest, Prof. Dr. Tayfun Akgül, Prof. Dr. Ali Alkumru
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından İTÜ Gümüşsuyu binasında düzenlenen  “Saygı Buluşmaları” etkinliği. Soldan sağa (ön sıra): Prof. Dr. Eren Erdoğan, Güner İdemen, Prof. Dr. Sibel Ertan (M. İdemen’in kızı), Prof. Dr. Mithat İdemen, Baki İdemen, Erol Celepsoy (EMO İstanbul Şb. Yön. Kur. Bşk.), Selçuk Esen (EMO İst. Şb. Yön. Kur. Üyesi).  Arka sıra: Prof. Dr. Alinur Büyükaksoy, Prof. Dr. Hamit Serbest, Prof. Dr. Tayfun Akgül, Prof. Dr. Ali Alkumru


Mühendisin amacı bunun tersidir: Bir doğal olaya ilişkin bazı fonksiyonların arzu edilen biçimde olması için bünye parametrelerinin ve/veya kaynağı tanımlayan fonksiyonların nasıl olması gerektiğini belirlemek. Açıkça görüldüğü gibi, düz problemde biliniyor varsayılarak çıkış noktasını oluşturanlar kümesinde yer alan bazı fonksiyonlar, ters problemde bilinmeyenler kümesinde yer almaktadır. Bu nedenle ters problemin formülasyonu genellikle düz problemin çözümüne ilişkin ifadeler kullanılarak yapılmaktadır.


Bizim grubun bu yönde de ilginç çalışmaları oldu: Tahribatsız muayene ve tomografi türünden uygulamalar. Dikkatinizi çekmek isterim ki tomografi türünden ters problemler, geometrik yapının karmaşıklığı nedeniyle çok büyük zorluklar ortaya çıkarıyor. Bu zorlukların başında da Green fonksiyonu olarak adlandırılan fonksiyonların açık ifadelerinin bulunamaması geliyor. Biz bu güçlüklerin bir kısmını Green fonksiyonlarının evrensel (geometriden bağımsız) özelliklerini bularak yenmiştik. Bildiğim kadarıyla İbrahim Akduman’ın etrafında oluşan ve bazı ulusal/uluslararası kurumlarca desteklenen uluslararası nitelikteki grubun kanserli dokuların teşhisi amacıyla yaptığı çalışmalar da uluslararası örgütlerce onaylanan hassasiyetle kullanılabilecek aletlere dönüşme aşamasında. Bu arada Ali Alkumru ile Gökhan Uzgören’in birlikte yazmış oldukları ve şu anda basım aşamasında olduğunu sandığım bir kitaba da dikkatinizi çekmek isterim.

 

“Mithat İdemen, "ters problemler" alanında geliştirdikleri evrensel Green fonksiyonlarının, bugün kanserli dokuların teşhisinde kullanılan ileri teknoloji aletlere nasıl dönüştüğünü ve İTÜ çatısı altındaki bu bilimsel mirasın insanlığa katkılarını paylaşıyor. ”

 

S.Ş.: Siz bazı teoriler veya konular için zarif ve hoş sözcüklerini kullanıyorsunuz. Kendi yayınlarınız arasında size en zarif veya en hoş görünen, yahutta sizde en çok heyecan uyandıran biri var mı?


M.İ.: Benim çok hoşuma giden olaylardan biri; UNESCO tarafından Dünya Fizik Yılı olarak kabul edilen 2005 yılında, Einstein’ın Özel Rölativite Teorisi’nin yüzüncü yıl dönümünde, o teorinin temelini oluşturan Lorentz formüllerini, ek fiziksel varsayımlara gereksinim duymadan bir matematik sonuç olarak Maxwell denklemlerinden çıkarmam olmuştu.

 

Journal of Electromagnetic Waves and Applications adlı dergide o yıl yayımlanmış olan bir makalemde bunu, kompleks analizdeki analitik devam kavramını kullanarak başarmıştım ve sonuca ben de —duyan pek çok insan gibi— hayret etmiştim.


Bugünlerde Einstein’ın özel ve genel rölativite teorilerinin tutarsızlığını iddia eden Türk ve yabancı bilim insanları var. Bunların bazıları benim de görüşümü soruyorlar. Benim onlara söylediğim kısaca şöyle oluyor:

 

"Özel rölativite’nin temelini oluşturan Lorentz formülleri, Maxwell denklemlerinin matematik sonucudur. Eğer Einstein’ın özel rölativite teorisi reddedilirse, Maxwell’in elektromagnetik teorisi de reddedilmek zorunda kalır. İddianızı yaparken bunu da göz önünde bulundurun."

 

S.Ş.: Sözünü ettiğiniz o zarif yöntemi biraz açıklar mısınız?


M.İ.: Tabii. Elektromagnetizmaya ilişkin en basit olayı göz önüne alalım ve onu birbirine göre sabit bir hızla hareket eden iki kişinin gözlemekte olduğunu düşünelim. Bunlar Oxyz ve O'x'y'z' gibi (Galile türünden) referans sistemlerinde duruyor olsunlar. Ölçtükleri zaman t ve t' ile; alan değerleri de E(x,y,z,t), H(x,y,z,t) ve E'(x',y',z',t'), H'(x',y',z',t') ile gösterilsin. Ölçülen değerler aynı olayı tanımladığı için bu ifadeleri birbirine dönüştüren bir evrensel ℱ operatörü var olmalı ve örneğin:

 

E(x,y,z,t) = ℱ { E’(x’,y’,z’,t’), H’(x’,y’,z’,t’)}

 

yazılabilmeli. Problem bu evrensel ℱ operatörünü belirlemekten ibarettir. Dikkat edilirse, bu eşitliğin solunda yer alan x, y, z, t gibi koordinatlar sağ tarafta hiç gözükmez. Aynı şekilde, sağ yandaki koordinatlar da sol yanda yer almaz. Bu nedenle ℱ operatörünü belirleyebilmek imkânsız gibi görünüyor.


Fakat açık ifadeleri dikkatlice incelediğimde fark ettim ki; (0 . ∞) arasında her değeri alabilen bir ζ parametresi bu eşitliğin iki tarafında da gizlice yer alıyor. O zaman, hep reel büyüklükler içeren bu eşitliğin fizik anlamını bir kenara bırakarak onu sadece ζ için yazılmış bir eşitlik olarak düşündüm ve kompleks ζ -düzleminin içine analitik olarak devam ettirdim. Bu hâlde E, H, E’ ve  H’ fizik karşılıkları olmayan, kompleks değerli, anlamsız şeyler hâline geldiler; ama kompleks analizdeki bir teoreme göre eşitlik geçerli olmaya devam etti.


Analitik devam esnasında eşitliğin sağında belirli bir, ζ1 solunda da ζ2 noktasında dallanma türünden tekillikler (branch point singularities) oluştuğunu fark ettim. Sözünü ettiğim teorem uyarınca bunların aynı şey olması gerekir. Böylece yazılan ζ1 = ζ2 eşitliği hemen Lorentz dönüşüm formüllerini verdi.


Sonuç; tamamen reel bir fizik problemi ile ilişkili olan ve hep reel büyüklükler içeren bir problemin, kompleks düzleme ötelendiğinde reel uzayla ilgili bazı ilişkilerin çok berrak bir şekilde görünür hâle geldiğini gösterdi ve beni çok heyecanlandırdı. Bu, aynı zamanda insanoğlunun geliştirmiş olduğu matematiğin de bir başarısıdır.

 

İTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesinde bir laboratuvarda, Prof. Dr. Mithat İdemen, öğrencisi Prof. Dr. İbrahim Akduman ve Prof. Dr. Atilla Bir
İTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesinde bir laboratuvarda, Prof. Dr. Mithat İdemen, öğrencisi Prof. Dr. İbrahim Akduman ve Prof. Dr. Atilla Bir

S. Ş.: Sizce bir ülkenin bilimsel gelişmesinde izlenecek yol nasıl olmalı?.Üniversiteler şu sıralar teknolojiye ve sadece uygulamaya yönelmiş gibi görünüyor. Oysa, iyi bilim yapmadan yüksek teknoloji üretilemez. Üniversiteler bilimsel kültürden ve bilimin kendisinden vaz mı geçiyor?


M.İ.: Sizin şimdi gündeme getirmiş olduğunuz bu konu, 20 yıl kadar önce ben TÜBA üyesi iken orada da gündeme getirilmişti. Benim düşüncelerimi yansıtan kısa bir makale, önce TÜBA’nın yayın organı olan Günce adlı bültende Türkçe olarak yayımlanmış, sonra da İngilizceye çevrilerek Diary adlı bültende yer almıştı. O zaman söylemiş olduklarımı hatırlamaya çalışarak sizin sorunuzu cevaplamaya çalışayım:


Benim düşlediğim üniversite, yüksekokul’la yan yana var olan bir "romantik ortam"dır. Orada bilim, bilim için yapılır. Değişik yaşlardaki tutku sahibi insanların doğayı anlamak için hiçbir otoritenin baskısını hissetmeden serbestçe fikir ürettikleri ve tartıştıkları bir evrensel ortamdır orası. Değerlendirmeler sınırlı bir zamana ve bölgeye göre değil; uluslararası ölçekte, evrensel boyuttadır.


Orada gençler; kendilerinden önce oraya girmiş, aşırı tutkuları ve takdire layık üretimleri ile kendilerini kanıtlayarak orada kalmaya hak kazanmış bilim insanlarının yönetiminde önce rasyonel düşünmenin kurallarını ve bu kurallarla elde edilmiş bulunan bilgi birikimini öğrenirler. Sonra da kendileri için seçtikleri yaşam çizgisi doğrultusunda ya orada kalıp araştırmalara devam ederler ya da öğrenmiş bulunduklarını topluma yaymak için değişik okullara (yüksekokullar, liseler vb.) veya üretime dönüştürmek amacıyla endüstri ve benzeri uygulama ortamlarına giderler.

 

Dönemin TÜBA Başkanı Prof. Dr. Yücel Kanpolat ile bir röportaj sırasında.
Dönemin TÜBA Başkanı Prof. Dr. Yücel Kanpolat ile bir röportaj sırasında.

Üniversite asla mezun ettiği öğrencilerin yapması gereken işleri yapmaz, para kazanmak için onlarla rekabete girmez. Üniversitenin rakibi ve akranı, dünyanın her yanına yayılmış bulunan diğer üniversitelerdir. Üniversite bu hâliyle toplumun önünde, sürükleyici bir lokomotif gibidir. Orada insanlar, ortaya koydukları orijinal fikirlerin evrensel ölçekteki değerine göre doğal bir saygınlık kazanırlar. Üniversite; hem kendisini değişik düzeylerde ve ortamlarda temsil edecek yöneticilerini (rektör, dekan vb.) hem de çalışmaları yönlendirip sonuçlarını değerlendirecek olan kurullarını (yönetim kurulu, senato vb.), biraz önce sözünü ettiğim doğal saygınlığı da göz önünde bulundurarak bizzat kendisi belirler…


Ülkenin günlük gereksinimlerini karşılayacak uzman elemanların yetiştirildiği kurumlar yüksekokullardır. Yüksekokulların araştırma yapmak gibi zorunlu bir görevi yoktur. Onların sayısını ve hangi konulara yöneleceklerini, ihtiyaca göre hükümetler ve yerel yönetimler belirler.

 

Ben böyle hayal ediyorum ama dünyanın çok yerinde, özellikle de ülkemizde durum, sizin dediğiniz gibi bundan çok farklı. Sonuçta da üniversite adını vermiş olduğumuz kurumlar ne gerçek anlamda üniversite ne de gerçek anlamda yüksekokul oluyor. Bu nedenle de sanayimiz taklitçilikten, kültürümüz çağ dışılıktan öteye gidemiyor. Ben bu konuda çok karamsarım.

 

S.Ş.: Son olarak, yönetim ve yöneticilik konusunda ne düşündüğünüzü de sormak istiyorum. 


M.İ.: Ben yöneticiliği, dost ve zaman kaybına neden olan bir uğraş olarak düşünürüm. Bu nedenle her zaman ondan uzak durmaya çalışmışımdır. Buna rağmen, zaman zaman ondan yakamı kurtaramadığım durumlar da olmuştur. Onlardan birini anlatmak isterim.


YÖK öncesindeki dönemde İTÜ Elektrik Fakültesinde şöyle bir gelenek oluşmuştu: Yeni dekan seçiminde, o günlerde yeni profesör olmuş kişilerden biri —angarya onun sırtına yüklenircesine— dekan yapılıyordu. Ben ve çok yakında kaybetmiş olduğumuz dostum Ahmet Dervişoğlu aynı zamanda profesör olmuştuk. Yakında da yeni dekan seçimi olacaktı. Koridorlarda karşılaştığım bazı hocalarım bana "Oyum sana," diyerek iltifat ediyorlardı. Ben de hepsine aynı cevabı veriyordum: "Hocam, takdiriniz için çok teşekkür ederim ama ben dekanlık yapamam. Çünkü ben haftanın sadece iki günü buradayım. Diğer günlerde TÜBİTAK’ta görevliyim ve o ortamda olmayı seviyorum, oradan ayrılmak istemiyorum."

 

O konuya ilgi duymadığım için bu konuşmaları ve seçimi hemen unutuyordum. Bir gün Gebze’de (TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nde) iken Dervişoğlu beni telefonla aradı ve ertesi gün benimle bir konuyu görüşmek istediğini söyledi. Görüşmemizde bana söyledikleri mealen şunlardı: "Mithat, hocalarımız ikimizden birini dekan yapacak. Ülke çok karışık; dersler doğru dürüst yapılamıyor, işgaller ve cinayetler birbirini izliyor. Dekan koltuğuna hem öğrencilerin hem de Ankara’dakilerin saygı duyduğu birinin oturtulması çok yararlı olur. Bu nedenle ben Bedri Bey’in (Bedri Karafakıoğlu’nu kastediyor) dekan yapılmasının, ikimizin de onun yardımcısı olmamızın doğru olacağını düşünüyorum. Sen ne diyorsun?"


Prof. Dr. Mithat İdemen’in İTÜ’den ayrılması üzerine düzenlenen veda gecesinde, Prof. Dr. Kemal Kafalı ile İTÜ Maçka Sosyal Tesislerinde.
Prof. Dr. Mithat İdemen’in İTÜ’den ayrılması üzerine düzenlenen veda gecesinde, Prof. Dr. Kemal Kafalı ile İTÜ Maçka Sosyal Tesislerinde.

Benim Dervişoğlu’na cevabım, oylarını bana vereceklerini söyleyen hocalarımıza söylediğim gibi oldu. Ayrıca şunu da ekledim: "Ben dekan yardımcısı da olamam. Hatta geçmiş yıllarda rektörlük yapmış olan Bedri Bey'in de dekanlığı kabul edeceğini sanmıyorum. Sen Bedri Bey'i ikna edersen, ikinci yardımcı için de başka bir arkadaş düşün."


Dervişoğlu’nun yanından ayrıldıktan sonra Kürsü başkanımız Akhunlar ile karşılaştım ve ona Dervişoğlu ile yapmış olduğumuz konuşmayı anlattım. Akhunlar bana, "Dekan yardımcısı olursan kürsümüz için iyi olur," dedi. Akhunlar’dan ayrıldıktan sonra ben yine konuyu unuttum ve bir gün Gebze’ye, bir gün Gümüşsuyu’na gidip durdum.


Bir gün, Gebze’de öğle yemeğinde iken beni Gümüşsuyu’ndan aradılar ve o gün öğleden sonra dekanlık için oylama yapılacağını, oylamaya katılmamı söylediler. TÜBİTAK’ın tahsis ettiği bir araba ile hemen yola koyuldum ve tam zamanında okula vardım. Oy kullanacak olan bütün hocalar toplantı salonunda sessiz oturuyorlardı; sanki beni bekliyorlarmış gibi. Dekan, "Başlayalım. Önce dekan için bir isim yazacağız," dedi. Bedri Bey ilk turda oy çokluğu ile hemen seçildi ve mevcut dekanın kalkıp boşalttığı yere oturduktan sonra, "Şimdi bana iki muavin seçeceksiniz," dedi.


Ben oy pusulasına önce Dervişoğlu’nun adını, altına da kendi adımı yazıp verdim. Sonuç sanırım herkes için çok şaşırtıcı olmuştu. Çünkü ben oy birliği ile muavin seçilmiştim ama Dervişoğlu yeterli oy alamamıştı. İkinci muavin için yapılan oylamanın sonunda da hocalarımızdan Prof. Ziya Süder oy çokluğu ile muavin olmuştu. Ben seçim sonrası hemen o salonu terk ederek önce asistanlarımızın odasına, sonra da eve gittim. Ondan sonraki üç dört gün ben, her zaman olduğu gibi bir gün Gebze’ye, ertesi gün okula gidip durdum.


“Mithat İdemen, bilimin sadece bilim için yapıldığı, hiçbir otoritenin baskısı olmadan fikirlerin çarpıştığı evrensel bir üniversite modelini anlatıyor. Türkiye’deki yükseköğretim sisteminin neden "ne üniversite ne de yüksekokul" olabildiğine dair çarpıcı ve bir o kadar da sarsıcı bir analiz. ”

 

S.Ş.: Bedri bey sizi arayıp ‘neredesin’ diye sormadı mı?


M.İ.: Bir sabah okulda, odamda iken telefon çaldı. Arayan Bedri Bey'di. Sekreteri aracılığıyla aratmamış, bizzat kendisi aramıştı. O babacan ve müşfik sesiyle, "Yahu Mithat neredesin, böyle muavinlik olur mu?" dedi.


Duyduğum utancı anlatamam. Daha fazla konuşmasına fırsat vermeden, "Hocam hemen geliyorum," dedim ve odamdan dışarı fırladım. Koridorları ve merdivenleri koşarak gidiyordum. Odasına nefes nefese girdim. Yalnızdı. Ayakta hemen söze başladım: "Hocam çok üzgünüm, istifa ediyorum. Ben de kendime oy verdim ama ben bu görevi yapamayacağım. Çünkü her gün burada olmam gerekecek. Ama ben üç gün TÜBİTAK’tayım ve o ortamı seviyorum, oradan istifa etmek istemiyorum."


Bedri Bey çok sakin ve babacan bir sesle, "Muavinlikten de TÜBİTAK’tan da istifa etmene gerek yok. Sen akademik işlerden sorumlu olacaksın. Memurlar işlerini biliyorlar, sen gereken talimatları verirsin, geldiğin günlerde de kontrol edersin. Acil bir durum olursa ben ve Ziya Bey buradayız, gereken müdahaleyi yaparız," dedi. Çok şaşırmıştım. Sert bir azar bekliyordum ama inanılmaz bir şefkatle karşılaşmıştım. "Madem böyle düşünüyorsunuz, deneyelim; olmazsa o zaman istifa ederim," dedim ve oradan ayrılıp bana bağlı olacak memurlarla bir toplantı yaptım.

Amacım; hem oy vererek beni onurlandırmış olan hocalarımın bana olan güvenini hem de TÜBİTAK’taki görevimden ayrılmadan muavinlik sorumluluğunu yüklenmemi uygun bulan Bedri Bey'e duyulan saygıyı zedeletmeden o zor günleri huzurla geçirmekti. Memurlara, "Arkadaşlar, dün siz buradaydınız ama ben yoktum, yarın da siz burada olacaksınız ama ben olmayacağım. Yani siz buranın sahibi, temelisiniz; ben misafirim. Yapılacak şeyleri siz çok iyi biliyorsunuz. Ben ne ilgili yasaları ne de yönetmelikleri biliyorum. Öğrenmeye de ne zamanım ne de niyetim var. Siz evrakları hazırlayıp bana imzaya getireceksiniz, ben de size güvenerek sorumluluğu üzerime alıp imzalayacağım. Lütfen; zaten çok iyi bildiğiniz bizimle ilgili olan o yasaları, yönetmelikleri ve senato kararlarını bu hafta sonunda eve götürün, tekrar gözden geçirin. Bu zor dönemde hata yaparak fakülteyi ve üniversiteyi zor duruma sokmayalım. İşlerinizi kolaylaştırmak için ben de muhtemel yazışmaları matbaada basılı formlara dönüştürmeye çalışacağım. Siz sadece o formlardaki boşlukları doldurup ilgililere ileteceksiniz," dedim.


Benimle ilgili her şey düşündüğüm gibi olmuştu. Hem hocalarım ve fakültemize derse gelen diğer hocalar hem de öğrenciler çok huzurlu ve mutlu görünüyordu. Yönetim kurullarına öğrenci temsilcisi de katılıyor ve görüşlerini rahat bir şekilde söylüyordu.

 

S. Ş.: Ama bu mutlu günler çok uzun sürmedi. Değil mi?


M.İ.: Yanılmıyorsam iki yıl kadar bir zaman böyle geçti. Bir sabah Gebze’de, Merkez Başkanı’nın odasında ayakta birkaç arkadaşla sohbet ederken kapı açıldı ve Başkan’ın sekreteri "Bedri Karafakıoğlu’nu vurmuşlar," dedi.


Ben hemen yakınımdaki koltuğun koluna çöktüm; sanki hiçbir şey görmüyor, duymuyor gibiydim. Sadece birinin "Bir bardak su getirin!" diye bağırdığını hatırlıyorum. Beni koltuğa oturttular ve suyu bana içirdiler. Dediklerine göre rengim değişmiş, fenalaşmışım. Biraz sonra kendime geldim ama hiçbir şey demeden önüme bakıp duruyordum.


Bir araba ayarlayarak beni İTÜ’ye gönderdiler. Yolda hep şunu düşünüyordum: "Fakültenin geleneğine uyarak dekanlığı ben kabul etmiş olsaydım o kurşunların hedefi ben mi olacaktım? Bedri Bey bana kalkan mı olmuştu?"

 

S. Ş.: Gerçekten çok hüzünlü bir tablo; sözün bittiği yer, değil mi?


M.İ.: Fakülteye geldim ama orada hademelerden başka hiç kimse yoktu. Dekanlık odasına gittim; Bedri Bey yokken hep yaptığım gibi, Bedri Bey'in koltuğuna oturdum ve gözyaşlarımı tutamadım. Kulaklarımda hep o müşfik ses tekrarlanıp duruyordu:

 

‘Yahu Mithat neredesin, böyle muavinlik olur mu?’…

 

“Mithat İdemen, dekanlık görevinden kaçarken Bedri Karafakıoğlu’nun "müşfik" sesiyle nasıl geri döndüğünü anlatıyor. Sert bir azar beklerken eşsiz bir şefkatle karşılaşan genç bir profesörün, hocasına duyduğu derin saygı ve bu saygının gölgesinde şekillenen "sıra dışı" yönetim anlayışı üzerine duygu yüklü bir tanıklık. ”

 

Ord. Prof. Bedri Karafakıoğlu
Ord. Prof. Bedri Karafakıoğlu

Ord. Prof. Bedri Karafakıoğlu Bilim Ödülü

Cumhuriyet döneminin önemli mühendislerinden Ord. Prof. Bedri Karafakıoğlu; gerek akademisyen olarak gerekse rektör ve dekan olarak üstlendiği idari sorumluluklarla İTÜ’nün akademik gelişimine, ayrıca Türkiye’nin telekomünikasyon alanındaki gelişmesine önemli katkılar sağladı. Bir bilim insanı olarak görevini özveriyle sürdürürken, İTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesi Dekanı olduğu dönemde, 20 Ekim 1978 tarihinde karanlık bir suikasta kurban gitti.

 

Prof. Dr. Serhat Şeker’in dekanlık görevini üstlendiği dönemde İTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesi Yönetim Kurulu, 2018 yılında Ord. Prof. Bedri Karafakıoğlu adına bir "Bilim Ödülü" vermeyi kararlaştırdı. İlk defa verilen bu ödüle; uygulamalı matematik ile elektromanyetik alanlar bilimine ulusal ve uluslararası düzeydeki üstün katkıları ve yetiştirdiği akademik kadrolarla ülkemize verdiği hizmetlerden dolayı Prof. Dr. Mithat İdemen layık görüldü.

 

Ord. Prof. Bedri Karafakıoğlu adına ilk defa verilen Bilim Ödülüne layık görülen Prof. Dr. Mithat İdemen’e ödülü, Karafakioğlu'nun aramızdan ayrılışının 40. yılı nedeniyle fakültede düzenlenen törende Prof. Dr. Serhat Şeker (Dekan) ve Prof. Dr. İbrahim Akduman tarafından takdim edildi.
Ord. Prof. Bedri Karafakıoğlu adına ilk defa verilen Bilim Ödülüne layık görülen Prof. Dr. Mithat İdemen’e ödülü, Karafakioğlu'nun aramızdan ayrılışının 40. yılı nedeniyle fakültede düzenlenen törende Prof. Dr. Serhat Şeker (Dekan) ve Prof. Dr. İbrahim Akduman tarafından takdim edildi.

 


Prof. Dr. Mithat İdemen’in İTÜ Vakfı Tarafından Yayımlanmış Kitapları

İTÜ Vakfı, kuruluş yılı olan 1984’ten başlayarak günümüze kadar; başta İTÜ öğrencileri olmak üzere, özellikle teknik alanda öğrenim gören lisans ve yüksek lisans öğrencileri için temel eser, ileri düzeyde bilgilere ihtiyaç duyan araştırmacılar için başvuru kaynağı niteliğinde kitapların basımını ve dağıtımını temel görevlerinden biri saymıştır. Bu anlayış doğrultusunda günümüze kadar, İTÜ öğretim üyelerinin eşsiz birikimlerini aktardıkları eserlerden oluşan 200 civarında kitabın basımını gerçekleştiren İTÜ Vakfı, günün koşullarına uygun olarak bu eserlerin bir kısmını dijital ortamda e-kitap olarak da yayımlamaya başlamıştır.

 

İTÜ Vakfı, yayıncılık faaliyetleri kapsamında Prof. Dr. Mithat İdemen’in;

 

  • Elektromanyetik Alan Teorisinin Temelleri: 3. Baskı (2006) ve Yenilenmiş 4. Baskı (2015)

  • Kompleks Değişkenli Fonksiyonlar Teorisi: Genişletilmiş 2. Baskı (2008) ve E-Kitap (2025)

  • Lineer Sınır Değer Problemleri ve Özel Fonksiyonlar: 1. Baskı (2015)

adlı eserlerinin basımını gerçekleştirmiştir.


Prof. Dr. Mithat İdemen, duyarlı bir yaklaşımla bu eserlerinin tümünün telif haklarını İTÜ Vakfı’na bağışlamış; İTÜ Vakfı ise bu  duyarlılığı anlamlı bir amaca yönlendirerek Prof. Dr. Mithat İdemen adına İTÜ öğrencilerine burs katkısı sağlamıştır ve bu katkıyı sürdürmektedir.

 


Prof. Dr. Mithat İdemen’in İTÜ Vakfı yayınları arasında yer alan iki kitabının problem kitabı da kendisinin İTÜ’de yetiştirdiği öğrencileri olan öğretim üyeleri tarafından hazırlanmış, bu kitaplar da yine İTÜ Vakfı tarafından yayımlanmıştır. Öğrencileri de hocaları Prof. Dr. Mithat İdemen’in izinden giderek aynı duyarlılıkla davranmışlar; gerek aşağıda yer alan kitapları gerekse diğer kitaplarının tüm telif haklarını İTÜ Vakfı’na bağışlayarak, vakfın İTÜ’ye yapmakta olduğu burs desteğine önemli bir katkı sağlamışlardır.

 

Prof. Dr. Mithat İdemen’in öğrencileri tarafından hazırlanan kitaplar:

 

  • Elektromanyetik Alan Teorisi Çözümlü Problemleri: Prof. Dr. Gökhan Uzgören, Prof. Dr. Alinur Büyükaksoy, Prof. Dr. Ali Alkumru (1. Baskı 2009, 2. Baskı 2023).

  • Kompleks Değişkenli Fonksiyonlar Teorisi Çözümlü Problemler: Prof. Dr. Gökhan Uzgören, Prof. Dr. Gökhan Çınar.

 

PUBLICATIONS OF MITHAT IDEMEN

A. PAPERS

A.1.        M. İdemen, Sur Une Methode d'étude de Circuits Paramétriques à I'aide de Courants de Réaction, Comptes Rendus de I'Acad. Sci. Paris, pp: 1230-1232, 1962.

A.2.        M. İdemen, Sur Une Méthode Générale de Résolution des Convertisseurs Paramétriques Distribués Dans le Cas de Faibles Signaux, Comptes Rendus de I'Acad. Sci. Paris, pp: 2943-2945, 1962.

A.3. M. İdemen, Sur des Circuit Paramétriques Linéaires, Bull. Tech. Univ. İstanbul, pp:59-72, 1963.

A.4.        M. İdemen, Sur la Résolution des Ondes Elastiques et le Champ Associé Electromagnétique Secondaire Dans Un Conducteur Cylindrique, Bull. Tech. Univ. İstanbul, pp:103-112, 1964.

A.5.        A. Akhunlar und M. İdemen, Die Berechnung des Wellenwiderstandes einer Bandleitung mit elliptischem Aussenleiterquerschnitt, Arch. für Electr. 55, pp:310-311, 1973.

A.6.        M. İdemen, The Maxwell's Equations in The Sense of Distributions, IEEE Trans. Antennas and Propagat. Vol. AP-21, pp: 736-738, 1973.

A.7.        A. Akhunlar und M. İdemen, Wechselstromwiderstand des geradlinigen Leiters mit Elliptischem Querschnitt, Z. elektr. Inform u. Energietech., 4(6), pp:317-318, 1974.

A.8.        M. İdemen, On The Functional Equation Related to the Three-Part Mixed Boundary-Value Problems, SIAM J. Appl. Math. Vol. 27 (3), pp: 404-415, 1974.

A.9.        M. İdemen, On The Scalar Scattering by A Strip In A Dissipative Medium, Journ. Engn. Math. Vol. 9(2), pp:93-102, 1975.

A.10.     Y. Önder, E. Şuhubi and M. İdemen, Diffraction of Scalar Elastic Waves by a Rigid Half Plane Between Two Semi-Infinite Media, Letters in App. and Engn. Sci., Vol. 3, pp:15-24, 1975.

A.11.     M. İdemen, On a System of p-Tuple Series Equations Related to The Scattering by an Inhomogeneous Sphere, ZAMM 58, pp:687-695, 1978.

A.12.     M. İdemen, A New Method to Obtain Exact Solutions of Vector Wiener-Hopf Equation, ZAMM, Bd. 59, pp: 656-658, 1979.

A.13.     M. İdemen, Necessary and Sufficient Conditions for A Surface to be an Impedance Boundary, AEÜ, Bd. 35 (2), pp:84-86, 1981.

A.14.     M. İdemen and L.B.Felsen, Diffraction of a Whispering Gallery Mode by the Edge of a Thin Concave Cylindrically Curved Surface, IEEE Trans. Antennas and Propagat., Vol. AP-29 (4), pp:571-579, 1981 .

A.15.     M. İdemen, On an Integral Transform with Kernel           and Its Applications to Second Order Canonical problems of GTD, SIAM Journ. Appl. Math. Vol.42 (3), pp: 636-652, 1982.

A.16.     M. İdemen and E. Erdoğan, Diffraction of the Creeping Waves Generated On a Perfectly Conducting Spherical Reflector by A Ring Source, IEEE Trans. Antennas and Propagat. Vol. AP-31, No.5, pp: 776-784, 1983.

A.17.     M. İdemen and A. Büyükaksoy, High-Frequency Surface Currents Induced on a Perfectly Conducting Cylindrical Reflector, IEEE Trans. Antennas and Propagat. Vol. AP-32, No.5, pp: 501-507, 1984.

A.18.     M.İdemen, Modal Edge-Diffraction Coefficients for Cylindrically and Spherically Curved Concave Surfaces; in Hybrid Formulation of Wave propagation and Scattering (edited by L.B. Felsen), pp: 131-138, Martinus Nijhoff Pub., 1984.

A.19.     M.İdemen and L.B.Felsen, Diffraction of High-Frequency Waves by the edge of a Perfectly Conducting Sheet Located on a Cylindrical Dielectric Interface, Wave Motion Vol.7, pp:529-556, 1985.

A.20.     M. İdemen and T. Şengör, High-Frequency Surface Currents Induced On A Spherical Cap. SIAM Journ. Appl. Math. Vol.46(1), pp:99-117, 1986.

A.21.     M. İdemen, Diffraction of an Obliquely Incident High-frequency Wave by a Cylindircally Curved Sheet, IEEE Trans. Antennas and Propagat., Vol. AP-34. No.2, pp: 181-187, 1986.

A.22.     M. İdemen, High-Frequency Surface Currents Induced On A Perfectly Conducting Cylindrical Sheet By an Obliquely Incident Plane Wave, IEEE Trans. Antennas and Propagat., Vol. AP-35, No:5, pp: 545-552, 1987.

A.23.     M.Idemen and H. Serbest, Boundary Conditions of the Electromagnetic Field, Electronics Letters. Vol. 23. No:l3, pp: 704-705, 1987.

A.24.     M. Idemen and I. Akduman, Some Geometrical Inverse Problems Connected With Two Dimensional Static Fields, SIAM Journ. Appl. Math. Vol. 48(3) pp: 703-718, 1988.

A.25.     M.Idemen, Straightforward Derivation of The Boundary Conditions On A Sheet Simulating An Anisotropic Thin Layer, Electron, Letters, Vol. 24, pp: 663-665, May 1988.

A.26.     M.İdemen and I. Akduman, On The Edge-Reflections Of High-Frequency Surface Currents Induced On A Cylindirical Strip, IEEE Trans. Antennas and Propagat. Vol AP-37(6), pp: 736742, 1989.

A.27.     M.Idemen, On Different Possibilities Offered By The Born Approximation In Inverse Scattering Problems, Inverse Problems, Vol.5, pp: 1057-1074, 1989.

A.28.     M. Idemen, Universal Boundary Relations of The Electromagnetic Field, Journ. of Phys. Soc. Japan, Vol.59(1), pp:71-80, Jan. 1990.

A.29.     M. Idemen and I. Akduman, Two Dimensional Inverse Scattering Problems Connected with Bodies Buried in A Slab, Inverse Problems, Vol. 6(5), pp: 749-766, 1990.

A.30.     A. Büyükaksoy and M. Idemen, Generalized Boundary Conditions For A Material Sheet with Both Sides coated By A Dielectric Layer, Electron, Letters, Vo1.26(23), pp:1967-1969, 1990.

A.31.     M. İdemen, Inverse Scattering Problems Connected with Cylindrical Bodies, in  ‘’Analytical and Numerical Methods in Electromagnetic Wave Theory, M.Hashimoto, M.Idemen and O.A.Tretyakov”  (Eds), pp.57-122, Science House Co.Ltd. Tokyo, Japan, 1993.

A.32.     M.İdemen and I. Akduman, On Inverse Scattering Problems Related To Cylindrical Bodies with Unknown Orientations; Wave Motion Vol.17, pp:33-48, 1993.

A.33.     M. Idemen, Universal Boundary Conditions and Cauchy Data for the Electromagnetic Field in, "Essays on the Formal Aspect of Electromagnetic Theory", A.Lakhtakia (Ed.), pp:657-698, World Scientifıc Pu. Co. Ltd, Singapore, 1993.

A.34.     A. Büyükaksoy, E. Topsakal and M. İdemen, Plane Wave Diffraction by a Pair of Parallel Soft and Hard Overlapped Half-planes, Wave Motion, vol.20, pp:273-282, 1994.

A.35.     M. İdemen, On the Radiation Pattern Related to Cylindrical objects Buried in a Slab and Some of its Applications, Int. Journ, of Engng. Sci., vol.33(6), pp:879-894, 1995.

A.36.     M. İdemen, A. Alkumru and İ. Akduman, Inverse Electromagnetic Scattering by Cylindrical Bodies Buried in a Slab or Half-Space, Annales of Telecommunications, vol.50 (5-6), pp:540-550, 1995.

A.37.     İ. Akduman and M. İdemen, On the use of Gaussian Beams in One-dimensional Profile Inversion Connected with Lossy Dielectric Slab, Inverse Problems, vol.l l, pp:315-328, 1995.

A.38.     M. İdemen and İ. Akduman, One-dimensional Profile Inversion of a Half-space Over a Two-part Impedance Ground, IEEE Tr. AP., vo1.44, No:7, pp:933-942, July 1996.

A.39.     M. İdemen and E. Erdoğan, High-frequency Surface Currents Induced on a Spherical Reflector by the Edge-diffraction of Obliquely Incident Waves, Wave Motion, pp:395-419, 1996.

A.40.     M. İdemen, A. Alkumru and İ. Akduman, One-dimensional Profile Inversion of a Half-space Bounded by a Three-part Impedance Ground, Inverse Problems, vol.12 (5), pp:641-666, 1996.

A.41.     M. İdemen and E. Erdoğan, High-frequency Surface Currents Induced on a Spherical Reflector by the Edge-diffraction of Obliquely Incident Waves, in:Direct and Inverse Electromagnetic Scattering, H. Serbest and S.R. Cloude (Editors), Pitman Research Notes in Math., 1996.

A.42.     M. İdemen and İ. Akduman, One-dimensional Profile Inversion of a Half-space Over a Multi-part Impedance Ground in:Direct and Inverse Electromagnetic Scattering, H. Serbest and S.R. Cloude (Editors), Pitman Research Notes in Math., 1996.

A.43.     .M. İdemen and A. Büyükaksoy, Comments on” Upper cut-off frequency of the Bound Wave and new Leaky Wave on the slot line” IEEE Trans. On Microwave Theory and Tech.Vol.47, no:5, pp:660,1999.

A.44.     E. Topsakal, A. Büyükaksoy and M. İdemen, “Scattering of Electromagnetic Waves by a Rectangular Impedance Cylinder, Wave Motion”, vol.31, pp:273-296, 2000

A.45.     M. Idemen, Confluent Edge Conditions for the Electromagnetic Wave at the Edge of a Wedge Bounded by Material Sheets, Wave Motion, Vol.32, no.1,pp37-55, 2000

A.46.     M. Idemen and A. Alkumru, “Analysis of Layered Media Terminated with an Impedance Surface Varying in Lateral Directions”, in: ’Applied Computational Electromagnetics’, N.K.Uzunoglu, K.S.Nikita and D.I.Kaklamani (eds.),  pp: 355-376,  Springer- Verlag, 2000.

A.47.     M. Idemen and A. Alkumru, “A Generalization of the Wiener-Hopf Approach to Direct and Inverse Scattering Problems Connected with Nonhomogeneous Half-spaces Bounded by n-part Boundaries”, Quart. J.Mech. and Appl.  Math. vol. 53(3) ,pp:393-420, 2000

A.48.     M. Idemen and A. Alkumru, “A new Method for the Source Localization in Sectionally Homogeneous Bounded Domains Involving Finitely Many Inner Interfaces of Arbitrary Shapes”, Int. Journ. of Engng. Sci., Vol.39, pp:851-872, 2001

A.49.     M. Idemen and A. Alkumru, On a class of functional equations of the Wiener-Hopf type and their applications in n-part scattering problems, IMA J. Applied Mathematics,vol. 68, pp:563-586, 2003

A.50.     M. Idemen, Confluent tip singularity of the electromagnetic field at the apex of a material cone, Wave Motion, vol.38 (3) pp: 251-277, 2003

A.51.     M. Idemen, Tip singularity of the electromagnetic field at the apex of a material cone, in: Electromagnetics in a complex world: Challenges and perspectives, M.Pinto, V.Galdi and L.B. Felsen (Editors), pp:161-172,  Springer-Verlag, 2003  

A.52.     M. Idemen and A. Alkumru, “Influence of the velocity on the energy patterns of moving scatterers,”  J.of  Electromagn.Waves and Appl. Vol.18, no.1, pp:3-22, 2004

A.53.     M. Idemen, Derivation of the Lorentz transformation from the Maxwell equations,  J.of  Electromagn.Waves and Appl., Vol.19, no.4, pp:451-467, 2005 

A.54.     M. Idemen and A. Alkumru, Diffraction of two-dimensional high-frequency electromagnetic waves by a locally perturbed two-part impedance plane, Wave Motion, vol.42(1), pp: 53-73, 2005.

A.55.     M. Idemen and A. Alkumru, “Scattering of a plane wave by a moving half-plane: A full  relativistic study””, in: Complex Computing-Networks. Brain-like and wave-oriented electrodynamic algorithms, pp: 27-37, I.C.Göknar and L.Sevgi (Eds),  Springer Proceedings in Physics, vol.104, Springer-Verlag, 2006

A.56.     M. Idemen and A. Alkumru, “Relativistic scattering of a plane wave by a uniformly moving half-plane”, IEEE Trans. Antennas and Propagat., vol. 54 (11), pp: 3429- 3440, 2006.

A.57.     M. Idemen and A. Alkumru, “Influence of the motion on the edge-diffraction”, Progress in Electromagnetics Research B, Vol. 6, pp: 153-168, 2008.

A.58.     M. Idemen and A. Alkumru, A new method to compute the spreading resistance by Tikhonov regularization, AEÜ Int. J. Electron. Commun. Vol.63, pp: 562-568, 2009.

A.59.     M.Idemen and A. Alkumru, On an inverse source problem connected with photo-acoustic and thermo-acoustic tomographies, Wave Motion,  Vol. 49, pp: 595-604, 2012.

A.60.     M.Idemen, Logarithmic sine and cosine transforms and their applications to boundary-value  problems connected with sectionally-harmonic functions, Applied Mathematics, Vol. 4, pp:378-386, 2013

A.61.     M.Idemen, Matrix functions of exponential order, Applied Mathematics, Vol. 4, pp:1260-1268, 2013

A.62.     M.Idemen, Reply to  the ‘ comment on confluent edge conditions for the electromagnetic wave at the edge of a wedge bounded by material sheets by Mithat Idemen’ Wave Motion,  Vol. 52,  pp: 232-233, 2015

A.63.     M.Idemen, Some universal properties of the Green’s functions associated with the wave equation in bounded partially-homogeneous domains and their use in acoustic tomography,  Applied Mathematics, Vol. 8, pp: 483-499, 2017

A.64.     M.Idemen, The concept of generalized functions and universal properties of the Green’s functions associated with the wave equation in bounded piece-wise homogeneous domains”,  in: Advances in Mathematical Methods for Electromagnetics, pp:119-144, K. Kobayashi and  P.D. Smith (Eds),  IET  ACES Series, 2020

A.65.     M.Idemen, “Basic Differential Equations of Theoretical Physics After the  Concept of Generalized Functions in the Sense of Distribution and the Double Current Sheet Problem of Van Bladel”, URSI Radio Science Letters, Vol.3, 2021,  DOI: 10.46620/21-0014

 

B. INTERNATIONAL CONFERENCES

B.1.        M. İdemen and H. Serbest, Some Canonical Problems of GTD Related to Edges on Spherically Curved Surfaces, IEEE/AP-S International Symposium, Univ. Laval, Quebec, Canada, 2-6 June 1980.

B.2.        M. İdemen, A Classification of Canonical Edge-Diffraction Problems in GTD, International Symposium on "Developments in Electromagnetic Scattering in High-Frequency and Resonance Regions", METU, Ankara, 16-19 June 1980.

B.3.        M. İdemen and G. Uzgören, Some Diffraction Coefficients Related to Diffractions at the Edges of Curved Reflectors, l2th European Microwave Conf., Helsinki, Finland, 13-17 Sept. 1982.

B.4.        M. İdemen and T. Şengör, Ufimtsev Currents on a Perfectly Conducting Spherical Reflector,1983-URSI Symposium on Electromagnetic Theory, Santiago de Compostela, Spain, 2326 August 1983.

B.5.        M. İdemen, Modal Edge-Diffraction Coefficients for Cylindrically and Spherically Curved Concave Surfaces, NATO Advanced Research Workshop on Hybrid Formulation of Wave Propagation and Scattering, Roma, Aug. 30-Sept.3, 1983.

B.6.        M. İdemen and L.B. Felsen (invited paper), Diffraction of High-Frequency Waves by The Edge of a Perfectly Conducting Sheet Located on a Cylindrical Dielectric Interface, Journees Internationales de Nice Sur les antennes, Nice, France, 13-15 Nov. 1984.

B.7.        M. İdemen, Diffraction Of Obliquely Incident High-Frequency Waves By Cylindrical Strips, Melecon'85 (Mediterranean Electrotechnical Conference), Madrid, Spain, October 8-10, 1985.

B.8.        M. İdemen, Boundary Relations On Material Sheet As A Natural Result of Distribution Concept, Proc. Int. Symposium on Antennas, pp:110-114, Nice, France, 8-10 Nov. 1988.

B.9.        M.İdemen, Some Inverse Scattering Problems Connected with Buried Cylindrical Bodies, Proc. 4-th International Seminar on Mathematical Methods in Electromagnetic Theory, pp: 38 49, Alushta, USSR, 15-24 Sept. 1991.

B.10.     E. Karaçuha and M. İdemen, Inverse Electromagnetic Scattering Problems Connected With Cylindrical Bodies of Unknown Orientations Buried in a Slab, Proc. of the Int. Microwave Signature-92 Conf. pp: 3A15-3A18, Innsbruck, Austria, July 1-3, 1992.

B.11.     M.İdemen (invited paper), Inverse Scattering Problems Connected with Buried Cylindrical Bodies with unknown Orientations, Proc. Int. Symp. on Antennas pp:465-470, Nice, France, 12-14 November 1992.

B.12.     M.İdemen, A Function-Theoretic Exact Solution to Inverse Scattering Problems Connected with Cylindrical Bodies Buried in a Half-space, proc. XXIV th General Assembly of the International Union of Radio Science, P:53, Kyoto, Japan, Aug. 25-Sept. 2, 1993.

B.13.     M. İdemen and İ. Akduman, One-dimensional Profile Inversion of a Half-space Over a Two-part Impedance Ground, International Workshop on Direct and Inverse Electromagnetic Scattering, 24-30 Sept. 1995, Gebze, Turkey.

B.14.     M. İdemen and E. Erdoğan, High-frequency Surface Currents Induced on a Spherical Reflector by the Edge-diffraction of Obliquely Incident Waves, International Workshop on Direct and Inverse Electromagnetic Scattering, 24-30 Sept. 1995, Gebze, Turkey.

B.15.     E.Topsakal, A.Büyükaksoy and M. İdemen, High-frequency Diffraction by a Rectangular Impedance Cylinder, XXV th General Assembly of the International Union of Radio Science (URSI), Aug. 28-Sept 5, 1996. Lille, France.

B.16.     İ. Akduman and M. İdemen, One-dimensional Profile Inversion of a Lossy Slab Over Three-part Impedance Ground, XXV th General Assembly of the International Union of Radio Science (URSI), Aug. 28-Sept. 5, 1996, Lille, France.

B.17.     M. İdemen, One-dimensional inverse scattering problems connected with slab and half-space bounded by impedance boundaries, NATO – ASI on Applied Computational Electromagnetics: State of the Art and Future Trends, July 26, August 5, 1997 Samos, Greece.

B.18.     M. İdemen, An inverse mixed boundary-value problem connected with one-dimensional profile inversion of a slab and half-space bounded by an n-part impedance boundary, Progress in Electromagnetic Research Symposium (PIERS), Nantes, France, 13-17 July 1998.

B.19.     M. İdemen, Confluence concept and the edge conditions for a wedge bounded by material sheets, 10th International Symposium on Antennas, 17-19 November 1998, Nice France.

B.20.     M. İdemen and A. Alkumru, Localization of electrically sensitive points in the human brain contained in an arbitrary shaped three-layered head, PIERS’99, March 22-26, 1999, Taipei, Taiwan.

B.21.     M. Idemen and A. Alkumru , A function-theoretic method to study the propagation of the electromagnetic wave in nonhomogeneous half-spaces or slabs bounded by n-part boundaries, Millenium Conf.on Antennas and Propagation, Davos (Switzerland),9-14 April, 2000.

B.22.     M.Idemen (invited paper), The concept of confluence and the edge conditions for a wedge bounded by material sheets, Proc. Int. conf. on  Mathematical Methods in Electromagnetic Theory (MMET’2000), vol.-1,pp:77-85, Kharkov, Ukraine, 12-15 September, 2000.

B.23.     M.Idemen (invited paper), A generalisation of the Wiener-Hopf approach to direct and inverse scattering problems connected with non-homogeneous half-space bounded by n-part boundaries, Proc.Workshop on differential equations and its applications, Istanbul,  14-16 September, 2000.

B.24.     M.Idemen, A functional equation of the Wiener-Hopf type and some of its applications in direct and inverse scattering problems, Proc. Int. Workshop on direct and inverse wave scattering, pp:1-28,Gebze, 25-29 September, 2000.

B.25.     M.Idemen and A.Alkumru, A generalized vector Wiener-Hopf equation and its application in n-part transmission problems,Proc. PIERS’2001(Progress in Electromagnetics Research Symposium), p:255, Osaka, 18-22 July, 2001.

B.26.     M.Idemen, Tip conditions for the electromagnetic field at the apex of a material cone, Proc. International workshop on Advanced Electromagnetics, Tokyo, 30-31 July, 2001.

B.27.     M.Idemen and A. Alkumru (invited paper), On mixed boundary-value problems in electromagnetic theory, Proc. 2001 Asia-Pasific Radio Science Conference, p:66, Chuo Univ.,Tokyo, Japan, August 1-4, 2001.

B.28.     M.Idemen and A.Alkumru (invited paper), An inverse scattering problem connected with  a homogeneous half-space bounded by a sectionally  homogeneous boundary, Proc. The first International conference on Inverse Problems: Modeling and Simulation, p:86, July 14-21, 2002, Fethiye, Turkey

B.29.     M.Idemen, On the tip singularity of the electromagnetic field at the apex of a material cone, Proc. Int. Workshop on ‘ Electromagnetics in complex world: challenges and perspectives’, University of Sannio, Benevento, Italy, February 20-21, 2003

B.30.     M.Idemen, The confluent edge and tip singularities of the electromagnetic wave on material sheets, PIERS (progress in electromagnetics research symposium) 2004, Pisa (Italy), March 28-31, 2004.

B.30.     M.Idemen and A.Alkumru, Diffraction of two-dimensional high-frequency electromagnetic waves by a locally perturbed two-part impedance plane, PIERS (progress in electromagnetics research symposium) 2004, Pisa (Italy), March 28-31, 2004.

B.30.     M. Idemen and A. Alkumru, Scattering of a plane wave by a moving half-plane: A full relativistic study, International Symposium CCN 2005  on Complex Computing-Networks:  A link between brain-like and wave-oriented electrodynamic algorithms, 13-14 June 2005, Istanbul, Turkey.

B. 33     M. Idemen and A. Alkumru, Influence of motion on the edge-diffraction, 4th International workshop on electromagnetic wave scattering, Sept.18 -22, 2006, Gebze Institute of High Technology, Kocaeli, Turkey

B.34.     M. Idemen and A. Alkumru, On the definition and computation of the spreading Resistance related to a substrate backed by a metallic plate, Proc. 5 th Int. Workshop on Electromagnetic Wave Scattering, pp: 4.1-4-7, Oct.22-25, 2008, Antalya (Turkey)

B.35.     M.Idemen (invited paper), Special Theory of Relativity and Universal Boundary Conditions on Uniformly Moving Surfaces, Proc.12 th Int. Conf. on Mathematical Methods in Electromagnetic Theory, pp: 24- 30, pp: June 29- July 02, 2008, Odessa (Ukraine)

B. 36.   M. Idemen and A. Alkumru, Location and density determination for a source with impulse derivative time variation, XXX th General Assembly of the International Union of Radio  Science (URSI), Sept. 14-20, 2011, Istanbul, Turkey.

B.37.     M.Idemen (invited paper) , Basic Differential Equations of the Theoretical Physics After the concept of  Generalized Functions in the Sense of Distribution and the Double Current Sheet Problem of  Van Bladel,  General Assembly of the International Union of Radio Science (URSI),  Aug.28 -  Sept.4,  2021, Roma, Italy.

 

c. BOOK CHAPTERS

C.1.       M.Idemen, Modal Edge-Diffraction Coefficients for Cylindrically and Spherically Curved Concave Surfaces; in Hybrid Formulation of Wave propagation and Scattering (edited by L.B. Felsen), pp: 131-138, Martinus Nijhoff Pub., 1984.

C.2.       M. İdemen, Inverse Scattering Problems Connected with Cylindrical Bodies, “Analytical and Numerical Methods in Electromagnetic Wave Theory, M.Hashimoto, M.Idemen and O.A.Tretyakov”  (Eds), pp.57-122, Science House Co.Ltd. Tokyo, Japan, 1993.

C.3.       M. Idemen, Universal Boundary Conditions and Cauchy Data for the Electromagnetic Field in, "Essays on the Formal Aspect of Electromagnetic Theory", A.Lakhtakia (Ed.), pp:657-698, World Scientifıc Pu. Co. Ltd, Singapore, 1993

C.4.       M.İdemen and E. Erdoğan, High-frequency Surface Currents Induced on a Spherical  Reflector by the Edge-diffraction of Obliquely Incident Waves, in:Direct and Inverse Electromagnetic Scattering, H. Serbest and S.R. Cloude (Editors), Pitman Research Notes in Math., 1996.

C.5.       M. İdemen and İ. Akduman, One-dimensional Profile Inversion of a Half-space Over a Multi-part Impedance Ground in:Direct and Inverse Electromagnetic Scattering, H. Serbest and S.R. Cloude (Editors), Pitman Research Notes in Math., 1996.

C.6.       M.Idemen and A.Alkumru, Analysis of Layered Media Terminated with an Impedance Surface Varying in Lateral Directions, in: ’Applied Computational Electromagnetics’, N.K.Uzunoglu, K.S.Nikita and D.I.Kaklamani (eds.),  pp: 355-376,  Springer- Verlag, 2000.

C.7.       M. Idemen, Tip singularity of the electromagnetic field at the apex of a material cone, in: Electromagnetics in a a complex world: Challenges and perspectives, M.Pinto, V.Galdi and L.B. Felsen (Editors), pp:161-172,  Springer-Verlag, 2003  

C.8.       M.Idemen and A. Alkumru, Scattering of a plane wave by a moving half-plane: A full  relativistic study, in: Complex Computing-Networks. Brain-like and wave-oriented electrodynamic algorithms, pp: 27-37, I.C.Göknar and L.Sevgi (Eds),  Springer Proceedings in Physics, vol.104, Springer-Verlag, 2006

C.9.       H. Bayındır, D. Elmas, M. Idemen, B. Uzun and M. Karaman, Thermo-acoustic image reconstruction based on layered tissue model, in: Medical Imaging 2017: Ultrasonic Imaging and Tomography, p. 1013911, Neb Duric and Brecht Heyde (Eds), International Society for Optics and Photonics, Vol. 10139, 2017.

C.10.    M.Idemen, The concept of generalized functions and universal properties of the Green’s functions associated with the wave equation in bounded piece-wise homogeneous domains, in: Advances in Mathematical Methods for Electromagnetics, pp:119-144, K. Kobayashi and P.D. Smith (Eds),  IET ACES Series, 2020

 

D. BOOKS

D.1         M.Idemen, Foundations of the Electromagnetic Theory,4th edition (in Turkish), İTÜ Vakfı Yayınları, Istanbul, 2015

D.2         M.Idemen, Foundations of the Electromagnetic Waves, 6th edition (in Turkish), OKAN Üniversitesi Yayınları, Istanbul, 2012

D.3         M. Idemen, Theory of Complex Functions, 2nd  edition (in Turkish), İTÜ Vakfı Yayınları, Istanbul, 2008

D.4         M.Idemen, Discontinuities in the Electromagnetic Field, (in English) John-Wiley Pub.Co., N.J., 2011

D.5.       M. İdemen, Linear Boundary-value Problems and Special Functions (in Turkish),  İTÜ Vakfı yayınları, İstanbul, 2015

Yorumlar


İletişim

Gayrettepe Başak Sokak No:2 D:1 Beşiktaş / İstanbul

+90 212 285 69 15

i[email protected]                 KVKK

  • Instagram
  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn

Haber ve Duyuruları Almak İçin Abone Olun

Teşekkür Ederiz

© 2022 Tüm Hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz. | İstanbul Teknik Üniversitesi Vakfı resmi web sitesidir. 

bottom of page