Dünyada ve Türkiye’de Mühendislik ve Teknoloji
- Prof. Dr. Necati Ağıralioğlu
- 1 Haz
- 10 dakikada okunur
Bu çalışma, mühendislik eğitiminin ve uygulamasının son 50 yıldaki gelişimini küresel ve ulusal ölçekte karşılaştırmalı olarak ele alıyor. ABD’deki NCEES ve ABET gibi akreditasyon sistemlerinin işleyişinden Türkiye'deki tarihsel sürece, 1970 sonrası değişen devlet memurları statüsünden uzmanlık sistemindeki eksikliklere kadar geniş bir perspektif sunan yazı; sanayileşme hamlesinin neden istenen seviyeye ulaşamadığını ve yapısal çözüm önerilerini analiz ediyor.
1. Giriş
Bu yazıda; dünyada ve Türkiye’de mühendislik ile teknoloji alanında, özellikle son 50 yılda yaşanan gelişmeler; eğitim, uygulama ve sanayi perspektifinden değerlendirilmektedir.
2. Dünyada Mühendislik
Dünyadaki hemen hemen tüm ülkelerde, üniversitelerin dört yıllık mühendislik bölümlerinden mezun olanlara mühendislik diploması verilir. Ancak mezun bir mühendisin sorumluluk üstlenebilmesi ve imza yetkisine sahip olabilmesi için belirli şartları yerine getirmesi, sınavları başarıyla tamamlaması ve sonucunda 'uzman mühendislik' sertifikası alması gerekmektedir.
Örneğin ABD’de, dört yıllık mühendislik eğitimini tamamlayan bir öğrenciye mezuniyet belgesi verilir. Bu diploma ile kamu sektöründe veya özel sektörde çalışmak mümkündür; fakat bu aşamada mühendis, henüz yasal yetki ve sorumluluğa sahip değildir. Mesleki yetki kullanabilmesi ve resmi yazışmalarda mühendislik imzası atabilmesi için uzmanlık belgesi alması zorunludur. Uzmanlık belgesi edinmek için ise şu şartların sağlanması gerekir:
1. Mezun olunan bölümün ABET akreditasyonuna sahip olması ön koşuldur. ABET (Accreditation Board for Engineering and Technology); mühendislik ve teknoloji alanındaki yükseköğretim programlarını akredite eden, ABD merkezli ve kâr amacı gütmeyen bir kuruluştur. Dünya genelinde yükseköğrenim programlarının öğretim süreçlerini ve çıktılarını belirli normlar dahilinde denetleyen pek çok kurum bulunsa da ABET; özellikle mühendislik programlarının değerlendirilmesinde kullandığı yöntem ve yaklaşımlarla bu alanın öncüsü kabul edilmektedir. Türkiye’de; ODTÜ (KKTC kampüsü dahil), İTÜ, Boğaziçi, Hacettepe, Bilkent, MEF ve İstanbul Gelişim Üniversitelerindeki birçok program ABED akreditasyonuna sahiptir.
2. Adayın, mezuniyet alanındaki temel dersleri kapsayan 'Mühendislik Temel Sınavı'nı (Fundamentals of Engineering Exam, FE) başarıyla tamamlaması gerekmektedir.
3. Adayın, uzmanlaşmak istediği alanda sertifika sahibi bir profesyonelin denetiminde, ilgili bir kurumda en az beş yıl deneyim kazanması beklenir. Eğer aday, daha önce lisansüstü (yüksek lisans veya doktora) eğitimini tamamlamışsa, zorunlu olan bu çalışma süresi dört yıla indirilir.
4. Beş yıllık çalışma süresini başarıyla tamamlayan adayın, 'Uzman Mühendislik Sınavı'na (Professional Engineer Exam, PE) girmesi ve bu sınavda başarı sağlaması gerekmektedir. Söz konusu sınavlar, Ulusal Mühendislik ve Haritacılık Sınav Kurulu (NCEES) tarafından düzenlenmektedir.
Sınavlarda tüm bilgi kaynaklarından yararlanmak serbesttir; sorular ise malzeme özelliklerinden proje standartlarına kadar uzanan geniş bir yelpazede, çeşitli mühendislik problemlerini kapsar. Uzmanlık belgesi, eyaletlerin kurallarına bağlı olarak her 5-6 yılda bir güncellenmek zorundadır. Bu süre zarfında mesleğini aktif olarak icra etmeyen uzmanların belgeleri iptal edilir. Üniversiteler dahil pek çok kurum, adayları bu zorlu sınavlara hazırlamak amacıyla eğitim programları düzenleyebilmektedir.
ABD merkezli ve kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Ulusal Mühendislik ve Haritacılık Sınav Kurulu (NCEES), 1911 yılından bu yana mühendisler ve haritacılar için mesleki lisanslama süreçlerini yönetmektedir. Amerika'da 'Professional Engineer' (PE) unvanıyla anılan uzman mühendislik sistemi kapsamında; başta haritacılık olmak üzere 20'den fazla branşta sınavlar gerçekleştirilir. Her biri yaklaşık 6 saat süren bu sınavlar, 2025 yılı itibarıyla, aşağıda gösterilen pek çok uzmanlık dalında uygulanmaktadır. Özellikle inşaat ve makine mühendisliği gibi alanlarda, uzmanlık alt dallarının birden fazla olması dikkat çekicidir.

Sınav Şartnameleri (Exam Specifications) (https://ncees.org/exams/pe-exam/):
1. Agricultural and Biological Engineering (Tarım ve Biyoloji Mühendisliği),
2. Architectural Engineering (Mimarlık Mühendisliği),
3. Chemical Engineering (Kimya Mühendisliği),
4. Civil Engineering (İnşaat Mühendisliği) (a. Yapı İşletmesi, b. Yapı Analizi, c. Geoteknik (Zemin Mekaniği), d. Ulaştırma, e. Su Kaynakları ve Çevre),
5. Control Systems Engineering (Kontrol Sistemleri Mühendisliği),
6. Electrical and Computer Engineering (Elektrik ve Bilgisayar Mühendisliği),
7. Environmental Engineering (Çevre Mühendisliği),
8. Fire Protection Engineering (Yangından Korunma Mühendisliği),
9. Industrial and Systems Engineering (Sanayi ve Sistemler Mühendisliği),
10. Mechanical Engineering (Makine Mühendisliği) (a. Isıtma, Havalandırma ve Klima (HVAC) ve Soğutma; b. Makine Tasarımı ve Malzemeler; c. Isı ve Akışkan Sistemleri),
11. Metallurgical and Materials (Metalurji ve Malzemeler Mühendisliği),
12. Mining and Mineral Processing Engineering (Maden ve Mineral İşleme Mühendisliği),
13. Naval Architecture and Marine Engineering (Gemi Mühendisliği ve Deniz Mühendisliği),
14. Nuclear Engineering (Nükleer Mühendisliği),
15. Petroleum Engineering (Petrol Mühendisliği),
16. Structural Engineering (Yapı Mühendisliği).
Kanada, İngiltere ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dünyanın pek çok bölgesinde, uzman mühendislik yetkilendirmesi için ABD’dekine benzer prosedürler ve standartlar uygulanmaktadır.
“ABD’de, 4 yıllık bir mühendislik bölümünü bitiren bir öğrenci aldığı diploma ile herhangi bir resmi veya özel sektörde çalışabilir. Ancak bu mühendis, mühendislik yetki ve sorumluluğuna sahip değildir. Yetki ve sorumluluk kullanabilmesi ve yazışmalarda mühendislik imzası atabilmesi için uzmanlık belgesi alması gerekir.”
3. Türkiye’de Mühendislik
3.1. Giriş
Osmanlı Devleti, 16. yüzyılın sonlarına dek hem kara hem de deniz gücü bakımından dünya siyasetinde çok güçlüydü. Devlet, denizlerdeki ilk büyük yenilgisini 1571 yılında, donanmasının imha edildiği İnebahtı (Mora) Deniz Savaşı'nda aldı. Bu yenilginin temel sebebi, Haçlı donanmasının sahip olduğu üstün ateş gücü ve ağır toplarıydı.
Benzer bir yıkım, 5-7 Temmuz 1770 tarihleri arasında Çeşme Körfezi (İzmir) açıklarında gerçekleşen Çeşme Deniz Muharebesi ile yaşandı. Rus donanması ile girilen bu çatışmada, Osmanlı filosu yakılarak tamamen etkisiz hale getirildi. Bu muharebede, Rus gemilerinin çelik gövdeli yapısı ve top menzillerinin Osmanlı bataryalarına kıyasla daha uzun olması sonucun belirlenmesinde kritik rol oynadı.
3.2. Osmanlı Dönemi (1773-1923)
Çeşme yenilgisinin ardından Osmanlı Devleti, ordunun gemi ve top teknolojisini modernize etmek amacıyla 1773 yılında İstanbul’da askerî bir teknik okul olan Mühendishane-i Bahr-i Hümayun’u kurmuştur. Osmanlı tarihindeki bu ilk askerî mühendislik okulu, aynı zamanda İstanbul Teknik Üniversitesinin (İTÜ) kuruluşu ve eğitime başladığı tarih olarak kabul edilmektedir.
Ordunun köprü inşaatı ve istihkam gibi teknik ihtiyaçlarını karşılamak üzere 1795 yılında, kara mühendisliği eğitimi veren Mühendishane-i Berr-i Hümayun açılmıştır. Ancak bu yatılı askerî okullardan mezun olan sınırlı sayıdaki kişi, genellikle doğrudan ordu bünyesinde subay veya komutan olarak görevlendirildiklerinden, ülkedeki sivil mühendisliğin gelişimine doğrudan bir katkı sunamamışlardır.
Sivil alandaki mühendislik ihtiyacı doğrultusunda, 1839’da Nafıa Nezareti kurulmuş; 1867’de ise ilk 30 mezununu veren Mülk-i Mühendisi ve İslahiye Sanayi Mektebi faaliyete geçmiştir. 1883 yılında kurulan Hendese-i Mülkiye ise, ülkenin sivil hizmet alanındaki mühendis ihtiyacını karşılamak amacıyla açılan bir diğer kritik eğitim kurumudur.
ABD dışında kurulan ilk yüksekokul olan Robert Koleji, 1863 yılında İstanbul’da faaliyete geçmiş; 1912 yılında ise mühendislik lisansı verme yetkisine kavuşmuştur. Kurum, 1971 yılında Boğaziçi Üniversitesi adını almıştır.
1909 yılında Nafıa Nezaretine bağlı olarak açılan Mühendis Mekteb-i Âlisi'nden, 1910 ile 1928 yılları arasında toplam 237 mühendis mezun olmuştur. Dönemin geniş ülke sınırları göz önüne alındığında, 18 yıldaki bu mezun sayısının oldukça yetersiz kaldığı görülmektedir. Sayıca az olmaları nedeniyle mühendisler toplumda ve üretimde beklenen etkiyi yaratamamış, bu durum Osmanlı Devleti’nin sanayileşme yarışında geride kalmasına neden olmuştur.
1760’ta İngiltere’de başlayan Sanayi Devrimi, 1820-1840 yılları arasında Kıta Avrupası ve ABD’ye yayılmasına rağmen Osmanlı topraklarında karşılık bulamamıştır. Bu sürecin bir sonucu olarak, Avrupa’nın seri üretim sanayi ürünleriyle rekabet edemeyen yerli dokuma tezgahları kapanmış ve küçük ölçekli imalatlar durma noktasına gelmiştir. Toplumun temel ihtiyaçlarının ithalatla karşılanmaya başlanması, Osmanlı ekonomisinin sarsılmasına ve devletin teknolojik açıdan Batı’ya tam bağımlı hale gelmesine yol açmıştır. Bu eksiklik nedeniyle 18. ve 19. yüzyıllarda pek çok mühendislik hizmeti, Batı’dan getirilen yabancı uzmanlar aracılığıyla yürütülmüştür.
3.3. Cumhuriyetin İlk 50 Yılında Mühendislik (1923-1973)
1926 yılında Mühendis Mekteb-i Âlisi mezunlarına 'yüksek mühendis' unvanı verilmeye başlanmış; kurum 1928’de 'Yüksek Mühendis Mektebi' adını alarak Cumhuriyet’in imar faaliyetleri için teknik kadro yetiştirme görevini üstlenmiştir. 1931 yılında eğitim süresi beş yıla çıkarılan okul, 1941-1944 yılları arasında ise 'Yüksek Mühendis Okulu' adını almıştır.
Mühendislik mesleğinin yasal çerçevesini çizen ve günümüzde hâlâ yürürlükte olan 3458 Sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun, 17 Haziran 1938’de kabul edilmiştir (Resmî Gazete: 28/06/1938, Sayı: 3945). 1944 yılında alınan kararla Yüksek Mühendis Mektebi, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) adıyla yeniden yapılandırılarak; inşaat, mimarlık, makine ve elektrik olmak üzere dört temel fakülteye ayrılmıştır. Kurum bu dönemde üniversite statüsü kazansa da fizik, kimya ve matematik gibi temel bilim bölümleri henüz açılmamıştır.
1933 yılında İstanbul’da Darülfünun’un yerine İstanbul Üniversitesi, 1946’da ise Ankara Üniversitesi kurulmuştur. Ancak bu dönemde mühendislik eğitimi, sadece İstanbul Teknik Üniversitesi gibi 'teknik' ibaresini taşıyan kurumlarla sınırlandırılmıştır. 1970'li yıllara kadar devam eden bu yaklaşım nedeniyle, diğer üniversiteler bünyesinde mühendislik bölümlerine yer verilmemiştir. Günümüzde etkisi hâlâ hissedilen bu eski anlayışın aksine üniversite; bilimsel tüm disiplinleri ve branşları bünyesinde barındıran kapsamlı bir yükseköğretim kurumunu ifade etmektedir.
Türkiye'de mühendislik eğitimi veren kurumlara 1943 yılında Yıldız Teknik Okulu dahil olmuştur. 1958 ve 1959 öğretim yıllarında başlatılan gece eğitimleriyle birlikte akşam teknik okulları faaliyete geçmiştir. Bu köklü kurum; 1969'da 'Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi', 1982'de 'Yıldız Üniversitesi' ve nihayet 1992 yılında 'Yıldız Teknik Üniversitesi' adını alarak gelişimini sürdürmüştür.
Mesleki örgütlenme süreci ise 1949 yılından itibaren çeşitli mühendis odalarının kurulmasıyla başlamış; 1954 yılında tüm bu yapılar 'Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği' (TMMOB) çatısı altında birleşmiştir.
Teknik personelin büyük bir bölümü, 15 Nisan 1958 tarih ve 4/10195 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren 'Muayyen ve Muvakkat Müddetli Hizmetlerde Çalıştırılacak Yevmiyeli Personel Yönetmeliği' hükümlerine tabi olarak görev yapmıştır. Söz konusu düzenleme, o dönemde kamuda çalışan mühendislere oldukça yüksek yevmiyeler ödenmesine olanak tanıyordu.
Eğitim alanında ise Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), 15 Kasım 1956 tarihinde 'Orta Doğu Yüksek Teknoloji Enstitüsü' adıyla akademik faaliyetlerine başlamıştır. Ardından 1963-1964 döneminde Karadeniz Teknik Üniversitesinin (KTÜ) eğitime açılmasıyla birlikte, Türkiye genelinde mühendis yetiştiren kurumların sayısı hızla artış göstermiştir.
“31 Temmuz 1970’te kabul edilen ve 14 Ağustos 1970’te Resmî Gazete’de yayımlanan düzenleme ile daha önce yevmiye usulüyle çalışan teknik personel, 657 sayılı Kanun kapsamına alınmıştır. Ancak bu geçiş, kamuda görev yapan mühendis ve mimarların maaşlarında yaklaşık yarı yarıya bir azalmaya neden olmuş; bu ücret politikası zaman içerisinde özel sektördeki maaş dengelerini de doğrudan etkilemiştir.”
23 Temmuz 1965 tarihinde yürürlüğe giren 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu (Resmi Gazete: 23.07.1965, Sayı: 12056), 1970 yılında yapılan kapsamlı değişikliklerle teknik personelin statüsünü yeniden belirlemiştir. 31 Temmuz 1970’te kabul edilen ve 14 Ağustos 1970’te Resmî Gazete’de yayımlanan bu düzenleme ile daha önce yevmiye usulüyle çalışan teknik personel, 657 sayılı Kanun kapsamına alınmıştır. Ancak bu geçiş, kamuda görev yapan mühendis ve mimarların maaşlarında yaklaşık yarı yarıya bir azalmaya neden olmuş; bu ücret politikası zaman içerisinde özel sektördeki maaş dengelerini de doğrudan etkilemiştir.

3.4. Cumhuriyetin Son 50 Yılında Mühendislik (1974-Bugün)
Mayıs 2022 verilerine göre Türkiye’de; 76’sı devlet, 32’si vakıf üniversitesi bünyesinde olmak üzere toplam 108 mühendislik fakültesi faaliyet göstermektedir (Karaçor, 2023). Her yıl bu kurumlardan binlerce mezun verilmesine rağmen, söz konusu mühendislerin dünya standartlarındaki mesleki yeterlilik seviyeleri tartışılması gereken bir konudur.
1970 yılı öncesinde uygulanan beş yıllık mühendislik eğitiminde öğrenciler, son sınıflarda belirli branşlara ayrılarak uzmanlık alanlarını seçebiliyordu. 1974-1975 öğretim yılından itibaren ise iki kademeli sisteme geçilmiş; dört yıllık lisans eğitiminin ardından iki yıllık lisansüstü programlar ile yüksek lisans eğitimi verilmeye başlanmıştır. Ancak iş hayatında lisans mezunu bir mühendis ile yüksek lisans derecesine sahip mühendis arasında yetki ve ücret anlamında kayda değer bir fark gözetilmemiştir. Bu durum, Türkiye'de lisansüstü eğitime olan ilgiyi azaltmış; dolayısıyla akademik düzeyde yeni teknik bilgiler edinme ve uzmanlaşma süreci beklenen ilgiyi görememiştir.
"Böylece Türkiye’de, Amerika’daki mühendislik sisteminin yalnızca ilk aşaması (lisans eğitimi) benimsenmiş; ancak 'uzman mühendislik' yapısı sisteme dahil edilmemiştir. Modelin sadece bir bölümünün uygulanması, Türkiye’de mühendisliğin bu tarihten itibaren dünya standartlarıyla paralel bir gelişim gösterememesine yol açmıştır."
Özetle; hem maaşların düşürülmesi hem de uzmanlık sisteminin hayata geçirilememesi sonucunda, 1970’li yıllardan itibaren Türkiye’deki mühendislik seviyesi, küresel ölçekteki gelişmelere kıyasla ivme kaybetmiştir. Ayrıca, mühendis odaları gibi meslek kuruluşlarının da mühendislik standartlarını yükseltme konusunda yeterli bir etkinlik gösterdiklerini söylemek güçtür.
İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğüne 25 Ocak 2007'de yapılan başvuru ile kurulan MÜDEK (Mühendislik Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği); farklı disiplinlerdeki mühendislik programları için akreditasyon, değerlendirme ve bilgilendirme faaliyetleri yürüten bağımsız bir kuruluştur. Dernek, Türkiye'deki mühendislik eğitiminin kalitesini artırmayı hedefler. Günümüzde ülkemizdeki pek çok mühendislik programı, bu denetim süreçlerinden geçerek MÜDEK akreditasyonu almaya hak kazanmıştır.
4. Değerlendirme
1970’li Yıllardan Önce Türkiye’de Mühendislik Durumu Şöyle Özetlenebilir:
1. Özellikle kamu sektöründe mühendislere duyulan ihtiyaç oldukça fazlaydı.
2. Mühendislerin kamu sektöründeki ücretleri, diğer meslek gruplarına oranla oldukça yüksekti.
3. (1) ve (2) numaralı maddelerden dolayı, liseden mezun olan başarılı öğrencilerin öncelikli tercihi genellikle mühendislik fakülteleri oluyordu.
4. Özellikle fizik, kimya ve matematik derslerinde yetkin olan lise fen bölümü öğrencileri kariyerlerini bu yönde şekillendirmeyi seçiyor; böylece ülkenin en çalışkan ve yetenekli gençleri mühendislik mesleğine yöneliyordu.
5. Üniversitelerde kitap ve bilgi kaynakları sınırlı olsa da mühendis adayları, beş yıllık eğitim süresi boyunca ağırlıklı olarak uygulamalı dersler alıyor ve Orta Avrupa standartlarında, donanımlı birer profesyonel olarak yetiştiriliyordu.
6. O dönemde mühendisler, hem maddi olanakları hem de teknik yetkinlikleri sayesinde toplum nezdinde manevi açıdan da oldukça yüksek bir itibara sahipti.
1970’li Yıllardan Sonra Türkiye’de Mühendisliğin Durumu Şöyle Özetlenebilir:
1. 1970 yılında gerçekleştirilen yasal düzenlemeler sonucunda, mühendislerin maaşları öncelikle kamu sektöründe, ardından buna bağlı olarak özel sektörde de ciddi bir düşüş yaşamıştır.
2. Lise eğitimindeki nitelik kaybıyla birlikte, ortaöğretim seviyesindeki "Arşimet prensibi" veya "Pisagor teoremi" gibi en temel bilimsel kuralları dahi özümseyemeyen öğrencilerin mühendislik fakültelerine kabul edilmesi, eğitimde ciddi bir yapısal soruna yol açmıştır.
3. 1968 yılında başlayan öğrenci olayları, akademik ortamın huzurunu ve sürekliliğini etkileyerek eğitim kalitesinde belirgin bir düşüşe yol açmıştır.
4. Gereksinimden fazla mühendislik fakültesinin açılması, kontrolsüz bir kontenjan artışına ve dolayısıyla iş gücü piyasasının ihtiyaç duyduğundan çok daha fazla mezun verilmesine yol açmıştır.
5. Türkiye'de Amerika modeli esas alınarak mühendislik eğitim süresi dört yıla indirildi. Ancak bu sistemin tamamlayıcısı olan "uzman mühendislik" yapısı ülkemizde hayata geçirilemedi. Dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde mühendislik yetkinliği kademeli uzmanlık sistemleriyle korunurken, Türkiye'de bu sistemin eksikliği mesleki gelişimi kısıtladı.
6. Türkiye’deki üniversitelerde kitap ve internet gibi bilgi kaynaklarının çeşitlenmesi, mühendislik eğitimine kuşkusuz olumlu katkılar sağlamıştır. Ancak kaynak bolluğu, eğitimdeki yapısal sorunları tek başına çözmeye yetmemiştir.
7. TMMOB gibi meslek kuruluşları, mühendislik standartlarının yükseltilmesinde beklenen etkiyi gösterememiştir.
8. Günümüzde, devlet üniversitelerinde dahi mühendislik bölümlerinin kontenjanları dolmamaya başlamıştır. Bu boş kontenjanlar, mesleğe olan ilginin azaldığını ve bölümlerin cazibesini kaybettiğini göstermektedir.
9. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’de 209 üniversite bulunmasına rağmen, küresel başarı tabloları bu niceliksel artışı desteklememektedir. Eğitim ve bilimsel kriterlere göre yapılan dünya üniversite sıralamalarında, ilk 200 içerisinde Türkiye’den hiçbir kurumun yer almaması akademik gerilemenin somut bir göstergesidir.
Türkiye’nin bilim ve teknolojideki konumunu analiz etmek için son elli yıldaki kentleşme sürecimize ve gündelik eşyalarımızın üretim menşeine bakmak yeterlidir. 18. ve 19. yüzyıllarda Sanayi Devrimi’ni kaçıran ülkemiz, bugün 21. yüzyılın getirdiği büyük teknolojik dönüşümü de kaçırma riskiyle karşı karşıyadır.
Emperyalist Batı dünyası, kendi sömürü düzenini korumak adına Türkiye gibi ülkelerin kritik teknolojilere sahip olmasını ve gerçek anlamda sanayileşmesini desteklemekten kaçınmaktadır. Gelişmiş ülkelerde uzmanlaşmış nükleer mühendislik sistemleri ve köklü akademik bölümler aktifken, Türkiye’de bu alanın ihmal edilmesi stratejik bir eksikliktir. Öte yandan, yerli teknolojik altyapı yerine dış bağımlılığı artıran yöntemlerle ve Rusya teknolojisi ile nükleer enerji santralleri inşa edilmektedir.
Benzer bir durum madencilik sektöründe de yaşanmaktadır. Ülkemizde yetişmiş değerli maden mühendisleri bulunmasına rağmen, yeraltı kaynaklarımızın büyük bölümü yabancı işletmelerin kontrolündedir. Oysa Türkiye, stratejik madenlerini ve nadir toprak elementlerini kendi imkanlarıyla çıkarıp işleyebilecek teknolojik bağımsızlığa bir an önce erişmelidir.
“Türkiye'de Amerika modeli esas alınarak mühendislik eğitim süresi dört yıla indirildi. Ancak bu sistemin tamamlayıcısı olan "uzman mühendislik" yapısı ülkemizde hayata geçirilemedi. Dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde mühendislik yetkinliği kademeli uzmanlık sistemleriyle korunurken, Türkiye'de bu sistemin eksikliği mesleki gelişimi kısıtladı.”

5. Sonuç
1. Türkiye’de belediyeler dahil olmak üzere kamu ve özel sektörde, mühendislik ve tasarımdan kaynaklanan birçok hata yaşanmaktadır. Bu teknik yetersizlikler, ciddi işletme kusurlarına ve dolayısıyla büyük mal ve can kayıplarına yol açmaktadır.
2. Devlet, Türkiye’nin teknolojik gelişimini bizzat sahiplenmeli ve bu süreci stratejik olarak yönlendirmelidir. Bu hedef doğrultusunda, dünya standartlarında kabul gören "uzman mühendislik" sistemine vakit kaybetmeden geçilmelidir. Belediyeler de dahil olmak üzere, kamu ve özel sektördeki tüm kurumlarda belirli sayıda "uzman mühendis" istihdam edilmesi yasal bir zorunluluk haline getirilmelidir.
3. Mühendislerin "657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu" kapsamında hesaplanan maaşları, mesleğin sorumluluğu ve teknik zorluğuyla orantılı şekilde yükseltilmelidir. Bu iyileştirme, kamu sektöründe nitelikli mühendis istihdamını korumak ve teknik hizmetler sınıfının hak ettiği ekonomik statüye kavuşmasını sağlamak adına kritik bir adımdır.
4. Devlet, Türkiye’nin sanayi ve teknolojide küresel ölçekte rekabet edebilmesi için stratejik çalışmalara öncülük etmelidir. Bu süreçte hem bireysel girişimler hem de kurumsal yapılar güçlü şekilde teşvik edilmelidir. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında savunma sanayisinde katedilen mesafe son derece kıymetlidir; ancak bu başarının tek bir alanla sınırlı kalması, teknolojik bağımsızlık için yeterli değildir.
Türkiye olarak gerekli tedbirleri hayata geçirmezsek, tarihte olduğu gibi 21. yüzyılın getirdiği sanayileşme ve teknolojik gelişim fırsatını da kaçırma riskiyle karşı karşıyayız.
KAYNAK: https://ncees.org/exams/pe-exam/
Karaçor, B. (2023). Türkiye’de Makine Mühendisliği Eğitimi Veren Üniversitelerin Mevcut Durumunun Araştırılması, Üniversite Araştırmaları Dergisi, 2023, Cilt 6, Sayı 2, Sayfa: 191-198.



Yorumlar