top of page

Flanöz



Flanöz eylem, izleneceğinin bilincinde olarak, istençli bir görünmezlik pelerini ya da koruma kalkanı altında -telefonda konuşuyormuş gibi davranmak gibi yöntemlerle- çevreyi anlamlandırabilmek için gözetlemektir. Amaçsızlık, görünürlük, korunaksızlık, avarelik flanözün bir parçası değildir.

Flanöz (flâneuse), kentte amaçsız ve aylakça hareket eden/yürüyen erkekleri ifade etmek için geliştirilen “flanör (flaneur)” kavramının dişil hali” olarak tanımlanır. Bu yazı ise flanör ile flanözün aynı anlamı taşıyan eril ve dişil kavramlar değil, ince bir nüansla iki ayrı kavram olduğunu iddia eder. Kentte var olmak, bir kadın için hâlâ ne yazık ki yalnızca “izleyen”, “aylak aylak gezen”, “gözlemleyen” anlamlarını taşıyan “flanör”ün hareketinden çok farklıdır. Kadınlar artık “dişi flanör olmaz” savına ve bu duruma başkaldırıyorlar. Bu nedenle, bu yazıda sizlere “flanöz, dişi flanör”dür demeyeceğim çünkü “flanöz” başlı başına yeniden tarif edilmesi gereken bir figürdür.


Kent, ataerkil düşünce yapısının vücut bulduğu ve kadının erkek-egemen dünyadaki yerinin ikilemlerle pekiştirildiği bir işlev üstlenmiştir. Kentin fiziksel elemanları ve zamansal kırılganlıkları ile şekillendirilen bu “kutsal/kutsal olmayan, temiz/kirli ve kamusal/özel arasındaki ayrım beraberinde profesyonel/kişisel, çoğunluk/azınlık, aynı/farklı, önemli/önemsiz, objektif/sübjektif, ev/iş, üretim/tüketim, ekmek-kazanan/yuva-kuran, görünen/görünmeyen, meşru/gayri-meşru gibi pek çok ikilemi ve karşıtlığı getirmektedir” (Oğuz ve Atatimur, 2008).

Kadınların kentteki görünmezlikleri o kadar yüksektir ki, hep bir “örtü” arkasına saklanmak durumunda kalırlar. Bu bazen “alışverişe gitmek” gibi ev içi işleri ile ilgili bir gerekçe, bazen “çocuğu okula bırakmak” gibi bakımından sorumlu olduğu aile fertlerinin hareketliliklerine eklemlenme, bazen de hanenin ekonomisine katkıda bulunmak üzere “işe gidip gelmek” gibi örtüleri gerektirmiştir. Kadın, kendi kendine aylak aylak kentte dolaşmaz, dolaşamaz.


Bir flanöz kenti aylakça gezmez; bir gerekçesi olmak zorundadır. Bazen bir fotoğraf makinesinin arkasında gözlemlediklerini belgeliyordur ki bu aynı zamanda “ben aylak değilim” mesajı verir kendisini seyredenlere, çünkü kadın toplumda aylak olmaya hak kazanmamıştır henüz. Flanörün tanımında “izlenmek, gözetlenmek” yer almazken, flanözün tanımına bunların da eklenmesi gerekir. Bu noktada, Baudelaire’in bir ifadesini hatırlatmak isterim. Baudelaire ünlü pasajlarından birinde sokaktaki kadını flanöz olarak tanımlamaz, passantes (gelen geçen) olarak tanımlar. Sokakta yürüyen, sokakta gezen değil, sokaktan “geçen” kadın… Neden? Çünkü kadın sokakta hareket ederken, yalnızca izleyici değil, aynı zamanda izlenendir. Kadına sadece erkekler de bakmaz ayrıca. Diğer kadınlar da bakar ve yaftalar; ha keza erkekler de bakar ve yaftalar.



Kadının “meşru” bir gerekçesi olmadan sokakta hareket etmesi yaftalanmasına sebep olur. İşte bu nedenlerle, flanöz için farklı bir tanım yapmamız gerekmektedir. Hareketlilik eylemlerinin gerçekleştirildiği sistem(ler)/mekanlar ataerkil olduğu sürece, flanöz ve flanör farklı içerikteki kavramlar olmaya devam edecekler. Gündelik hayattan basit örnekler vermek gerekirse, kadın kahvehane önünden geçerken başını eğer veya öte tarafa çevirirken, erkek, kadın kuaförünün önünden, tereddütsüzce uzun ve dikkatli bakışlar atarak ve hatta içerideki kadınları rahatsız ederek geçebilir. Ne bakmak ne orada bulunmak ne de oradan geçmek için bir mazerete ihtiyacı vardır erkeğin. Kadın ise kahvehaneye babasını çağırmaya, amcasına bir haber vermeye geldiyse ancak orada olabilir ve yine de uzun süre kalamaz, aylaklık yapamaz, etrafına göz gezdiremez.


“Kadınların kentteki görünmezlikleri o kadar yüksektir ki, hep bir “örtü” arkasına saklanmak durumunda kalırlar. Bu bazen “alışverişe gitmek” gibi ev içi işleri ile ilgili bir gerekçe, bazen “çocuğu okula bırakmak” gibi bakımından sorumlu olduğu aile fertlerinin hareketliliklerine eklemlenme, bazen de hanenin ekonomisine katkıda bulunmak üzere “işe gidip gelmek” gibi örtüleri gerektirmiştir. Kadın, kendi kendine aylak aylak kentte dolaşmaz, dolaşamaz…”


Zaten aslında kadın, hiçbir yerde aylaklık yapamaz. Sayer’in (2005) cinsiyet, zaman ve eşitsizlik üzerine yaptığı araştırmaya göre günümüzde erkeklerin temel ev işlerine ayırdıkları zaman önemli ölçüde artmış olsa da kadınlar erkeklerden daha fazla ev işi yapmaya devam etmekte. Mattingly ve Blanchi’nin (2003) boş zamanın niteliğine de odaklandıkları çalışmada ise, kadınların boş zamanlarının esasen boş zaman dışı çeşitli ev işleri tarafından “kirletildiği” (kontamine edildiği) ve evde bakıma ihtiyaç duyan çocukların ihtiyaçları vs. ile sıklıkla parçalandığından bahsediyor. Dolayısıyla zaten kadın ve erkekler boş zamanı da farklı algılar. Erkekler sadece daha fazla boş zamana sahip olmakla kalmaz, aynı zamanda daha steril bir boş zamana sahiptir. Bu da kadının boş zamanında bile bir baskı altında kalmasını beraberinde getirir; kadın kentte hareket ederken nasıl acele ediyorsa, boş zamanını harcarken de acele etmek durumunda kalır (Mattingly ve Sayer, 2006). Kentte hareket ederken bir de boş boş ya da aylak aylak gezinebilmesi, keşfedebilmesi, deneyimleyebilmesi ne mümkün!


Elizabeth Wilson (1992) ve Janet Wolff (1990) gibi flanöz tanımını yapan pek çok düşünüre katılarak, ben de flanözün tanımında “görünmezlik” olması gerektiğine inanıyorum. Fakat bu “istençli bir görünmezlik” halidir. Gözetleyebilme eylemini yapabilmek için kadının gezinme halinin örtülmesi/gizlenmesi, bir nevi görünmez bir örtü altına saklanması gerekir. Dolayısıyla bir koşul olarak, yaya hareketliliği içermesi gerekmediğine inanıyorum. Bir otobüste otururken içeride ya da dışarıda olanları inceleyebilmek, bir parkta bankta saatlerce oturup gelen geçeni izleyebilmek, şehrin yaşam saatlerine aldırış etmeksizin uzun ya da kısa yürüyüşlere çıkabilmek… Hepsi bir flanöz eylemine işaret ediyor. Flanöz eylem, izleneceğinin bilincinde olarak, istençli bir görünmezlik pelerini ya da koruma kalkanı altında -telefonda konuşuyormuş gibi davranmak gibi yöntemlerle- çevreyi anlamlandırabilmek için gözetlemektir. Amaçsızlık, görünürlük, korunaksızlık, avarelik flanözün bir parçası değildir.

Bakış açısından kaynaklı olsa gerek, flanöz, görünmeyeni, görünmez olanı, görünemeyeni keşfetmekte daha ustadır.


Doç. Dr. Melis Oğuz

Beykent Üniversitesi

Mühendislik Mimarlık Fakültesi


Kaynaklar

Mattingly, M. J., Blanchi, S. M. (2003). Gender Differences in the Quantity and Quality of Free Time: The U.S. Experience. Social Forces, 81(3), 999-1030.

Mattingly, M. J., Sayer, L. C. (2006). Under Pressure: Gender Differences in the Relationship Between Free Time and Feeling Rushed. Journal of Marriage and Family, 68(1), 205-221.

Oğuz, M., Atatimur, N. (2008). Kent ve Kadın. Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 6, 126-144.

Sayer, L. C. (2005). Gender, Time and Inequality: Trends in Women’s and Men’s Paid Work, Unpaid Work and Free Time. Social Forces, 84(1), 285-303.

Wilson, E. (1992). The Invisible Flâneur. New Left Review, 191(1), 90-110.

Wolff, J. (1990). The Invisible Flâneuse: Women and Literature of Modernity. J. Woolf (Ed.), Feminine Sentences: Essays on Women and Culture içinde (s. 34-51). Berkeley: University of California Press.


Feminist Bellek

Yayınlanma Tarihi: 29.11.2022

173 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page